Dünya Dinlerinde Melek ve Şeytanlar

Melekler ve şeytanlar hemen hemen her dinde önemli rol oynar. Melekler her zaman iyiliği, şeytanlar ise kötülüğü temsil eder. Aşağıdaki listede dünyadaki çeşitli dinlere ait 10 farklı meleği ve şeytanı inceleyeceğiz.

10. Belial (Yahudilik)

belial

Belial, musevilerin kutsal kitabı Tanah’ta geçen ve daha sonra yahudiler ile hıristiyanlar tarafından şeytan olarak addedilen bir varlıktır. Kelime anlamı “değersiz” demektir. Belial’in Lucifer’den sonra yaratılan ikinci melek olduğu rivayet edilir. Yaratıldığı andan itibaren Tanrı’ya isyan etmiş ve cennetten kovulmuştur. Dünyaya indikten sonra karanlıklar lordu ve bütün şeytanların başı olmuştur. Alman iblisbilimci Johann Weyer’e göre Belial cehennemin Türkiye Büyükelçisi idi.

Süleyman’ın kitabında ise Belial Süleyman tarafından kendisine bir mabet inşa etmek için görevlendirilmişti. Süleyman Belial’i Mikail’in kendisine verdiği bir yüzük ile kontrol altında tutuyordu. Belial hatta Kral Süleyman’ın önünde dans etmiştir. Bazı Ölü Deniz yazıtlarına göre daha sonra Belial şeytan ile bir olmuştur, yolunu kaybetmiştir.

9. Münker ve Nekir (İslam)

Dünya Dinlerinde Melek ve Şeytanlar

İslama göre bir insan öldükten sonra mezarda ilk iş olarak Münker ve Nekir tarafından sorguya alınır. Bu konu her ne kadar Kuran’da geçmese de pek çok müslüman düşünür bunun böyle olduğunu ileri sürer. Münker ve Nekir mezara yeni konmuş ölünün yanına gelir ve ona islam peygamberi hakkında sorular sorar. İslam peygamberinin son ve hak peygamber olduğunu söyleyenler sınavı geçmiş olur ve kıyamet gününe kadar rahatsız edilmeden uyuyacaklarına inanılır. Eğer ölen kişi müslüman ve inançlı değilse meleklerin sorularına cevap veremez ve kıyamet gününe kadar mezarda işkencelere maruz kalır

8. Mastema (Yahudilik)

Mastema_full

Yahudi mitolojisine göre Mastema insan kadınlarla çiftleşen meleklerden doğan ruhlardan bir karakter. İbranice “garez, düşmanlık” gibi anlamlara gelir. Mastema daha çok Jubilees’in kitabında geçer. Mastema insanları yoldan çıkarı ve bazen de eğer emredilirse onları öldürür. Bazen şeytan olarak da anılır.

Pek çok şeytanın amiri konumundaki Mastema’nın Tanrı’yı şeytanların yeryüzünde kalması yönünde ikna ettiği söylenir. Tufandan sonra Nuh peygamber bütün şeytanların karada kalmasını ister ve Tanrı da bu isteği kabul eder. Fakat Mastema Tanrı ile konuşur ve ona en azından şeytanların onda birini yeryüzünde bırakması gerektiğini, insanları test edecek ve sınayacak şeytanların yeryüzünde kalması gerekliliğinden bahseder ve onu ikna eder. Yahudi mitolojilerine göre Mastema ayrıca Musa ve Harun ile yarışan Mısırlı sihirbazlara yardım ve yataklık etmiştir.

7. Jophiel (Yahudilik/Hıristiyanlık)

jo

Jophiel “Tanrı’nın güzelliği” anlamına gelir ve Hıristiyanlığa göre baş meleklerden biridir. Aynı zamanda sanatçıların, artistlerin patronu olarak bilinir. Jophiel’in cennetteki bilgelik ağacının koruyucusu olduğu ve Adem ile Havva’ya cennetten çıkarılırken eskortluk ettiğine inanılır. Metatron adlı melek ile de yakın arkadaş olduğu rivayet edilir.

6. Malik (İslam)

tumblr_nrg0ebBuIy1tu1fv2o2_250

Malik Arapça mülk sahibi anlamına gelir. İslamiyette ise Malik cehennemden sorumlu melektir. Kuran’da Zuhruf 77’de kendisinden şöyle bahsedilir:

Ve (mücrimler): “Ey Malik (ey cehennem bekçisi)! Rabbin bizim üzerimize hüküm versin (bizi öldürsün).” diye seslendiler. (Malik): “Muhakkak ki siz, (bu azabın içinde) kalacak olanlarsınız.” dedi.

Kuran’da ifade edildiğine göre cehennemdekiler işkencelere dayanamayarak Malik’ten kendilerini öldürmesini isterler. Fakat Malik “hayır, siz hep burada kalacaksınız” der. Malik cehennemde kendisine yardımcı 19 melekle birlikte sürekli denetim yapar. İşkenceleri yönetir ve cehennemden kaçmaya çalışanları yakalayıp tekrar işkenceye alır.

5. Rafael (Yahudilik/Hıristiyanlık)

Rafael, Mikail (Michael), Cebrail (Gabriel) ve Uriah ile birlikte hıristiyanlıktaki 7 büyük melekten biridir. Cenneteki üçüncü büyük melek olarak addedilir. “Tanrının iyileştirdiği” anlamına gelir. Hanok’un ve Tobit’in Kitabı’nda kendisinden bahsedilir. Tobit’in Kitabı’nda kendisinin 7 büyük melekten biri olduğunu söyler. Jophiel’in Eden bahçesinde yani cennette bilgelik ağacını koruması gibi Rafael de iyileştirmeden sorumludur. Rafael islamiyetteki İsrafil ile mevkidaştır. İsrafil’in de Sür’a üfleyerek insanları dirilteceği söylenir.

4. Metatron (Yahudilik/Hıristiyanlık)

Metatron yahudilikte ve hıristiyan kültüründe büyük meleklerden biridir. Bazılarına göre o Nuh’un atası Enoch’tur ve bir meleğe dönüşmüştür. Büyük meleklerin en genci olan Metatron, Tanrı’nın yazıcısı ve katip meleği oldu ve herşeyi kayıt altına almaya başladı. Metatron’un yahudi tarihindeki bazı büyük olaylarda da kendini gösterdiği rivayet edilir. Musa öldüğünde Metatron’a Tanrı ile kendisi adına konuşmasını söyler. Metatron bunu reddeder ve Tanrı’nın zaten herşeyi bildiğini söyler. Rabbi Elisha ben Abuyah Metatron’u Tanrı’nın tahtının yanında otururken gördüğünü ve Tanrı ile aynı güce sahip olduğunu söyler. Bu yanlış anlama neticesinde Metatron’un Tanrı ile aynı seviyede olmadığını göstermek için Metatron kırbaç cezasına çarptırılır.

3. Mara (Budizm)

Mara Siddhartha Gautama’nın Budha olmadan önce hayatında büyük rol oynamıştır. Gautama Bodhi ağacının altında aydınlanma için meditasyon yapmaya çalışırken Mara onu engellemeye çalıştı. Şeytanlardan oluşan ordusuyla ve hileleriyle onu durdurmak için elinden geleni yaptı. Hatta Guatama’ya bir varlık olarak gözüktü. Bunların hiçbiri başarılı olmadı ve Mara yenildi. Sanksritçe’de “katil” veya “ölüm” anlamına gelen Mara’nın önceleri 6 cennetten biri olan şehvet ve arzu krallığında hüküm sürdüğü söylenir. Şimdi görevi ise insanlığı şehvet ve güzellikle yoldan çıkarmak olan Mara’nın güzel kadınlardan oluşan bir ordusu da vardır.

2. Dumah (Yahudilik)

Yahudi mitolojisinde sıkça kendisinden bahsedilen fakat yazıtlarda izine rastlanmayan Dumah, ölü ruhlardan sorumlu melektir. Günahkarlar Dumah’ın kontrolü altındadır ve Sabbath hariç haftanın her günü azap çektiklerinden emin olur. Sabbath’da günahkarlara biraz dinlenmeleri için vakit verilir, Hazarmavet adı verilen yere götürülürler ve orada sessiz bir şekilde yiyip içerler. Ertesi gün işkenceleri tekrar başlar. Dumah’ın daha sonra bütün güçleri Tanrı tarafından elinden alınır ve Gehenna’ya atılır. (Gehenna=cehennem, çok yakın iki kelime).

Lucifer’in hikayesiyle paralellik gösterir. Dumah aslında yoldan çıkaran bir varlık değildir, bütün ölü ruhlar ona teslim edilir ve hesabını o görür. İyilik yapanlar doğrudan cennete, günahkarla ise cehenneme alınır.

1. Kirâmen Kâtibîn (İslam)

Kiramen Katibin İslam’da insanların sağ ve sol omuzlarında durup günahları ve iyilikleri yazan ve kayıt altına alan meleklere verilen isimdir. İslam’da bu meleklerin tüm yazdıklarının öldükten sonra terazide tartılacağı ve eğer iyilik defteri ağır gelirse o kişinin cennete gireceği, kötülük kitabı ağır gelirse cehenneme gireceğine inanılır. Bu melekler Raqib ve Atid olarak da bilinir. Raqib sağ omuzdaki melektir ve sadece iyilikleri kaydeder, Atid ise sol omuzdaki melektir ve sadece kötülükleri kaydeder. Atid kötülük defterini çocukluk çağı dolmadan yazmaya başlamaz.

Yüzüklerin Efendisi Komplo Teorileri

Yüzüklerin Efendisi içerisinde binlerce mitolojik öğe ve referans barındıran 60’lı yılların hikaye serisi idi. Peter Jackson tarafından sinemaya uyarlanmasının ardından popüler kültürde büyük yer edindi. İnanılmaz detaylandırılmış bu fantezi dünya kurgusu, inanılmaz büyük bir hayran kitlesi ve inanılmaz mitolojik referanslar içerden hikaye elbette inanılmaz komplo teorilerine sahip. Tabii ki bu teorilerin pek çoğu doğrulanmamış, teori olmaktan öteye gidememiş bazılar ise absürditenin sınırlarından dolaşan teoriler. Gelin şimdi sırayla bu teorilere bakalım.

Yüzüklerin Efendisi Komplo Teorileri

10. Tom Bombadil ve Cadı Kral aynı kişiler

Yüzüklerin Efendisi Komplo Teorileri

Tom Bombadil Orta Dünya’nın kurgusal ve bir o kadar da gizemli karakterlerinden biri. Yüzüklerin Efendisi serisinin ilk filmi olan Yüzüklerin Kardeşliği’nde ilk kez gözükür. Yaşlı Orman’da kaybolan Frodo ve arkadaşlarına yardım eder ve yol gösterir. Onları ağaçların hışmından kurtarır. Genelde işleri gırgıra alan bir yapısı vardır. Bu nedenle Orta Dünya’nın ciddi toplantılarına davet edilmez. Pek çok insan kendisinin gelenek ve törelerden uzak bir karakter olduğunu söylese de kimse onun şeytani kötülükte biri olduğunu iddia edemez. Hobbitleri Old Man Willow entinden korumuş ve evine almıştır. Yine hobbitleri Barrow Wight’lardan da korumuştur. Genelde mavi parlak ceketiyle ormanda anlamsız maniler söyleyerek koşar durur. Görünüşte ormanda kendi halinde yaşayan ve şarkı söyleyen pasifist bir karakteri andırır ama bir teoriye göre hiç de öyle değildir.

Teoriye göre Tom Bombadil ve ve Angmar’ın Cadı Kralı aynı kişilerdir. Teoriyi ortaya atanlar her iki karakterin de hiç bir zaman aynı karede görünmediği gibi zayıf bir savla ortaya çıktı. Zayıf diyorum çünkü aynı karede gözükmeyen pek çok karakter vardı hikayede. Fakat sonraki aşamalarda öne sürdükleri ilginç ve güçlü savlarla teorileri oldukça güçlü bir hal aldı. Romanda Bombadil yüzüğü kısa bir süreliğine takıyor fakat üzerinde yüzüğün herhangi bir etkisi olmuyor. Frodo yüzüğü taktığı zaman ise Bombadil Frodo’yu görebiliyordu. Teoriyi öne sürenler bu özelliğin Cadı Kral’ın yüzüğü giyenleri görebilme yeteneğiyle aynı olduğunu söylüyor. Elrond konseyinin de yüzüğü Bombadil’e vermek istememe sebebi onun bu sorumluluğu taşıyamayacağı ve yüzüğü kaybedeceği yönündeydi. Tom Bombadil’in aynı zamanda Cadı Kral kimliği ile Barrow yaratıklarını oraya kendisinin yerleştirdiği ve sonra Hobbitlere yardım amacıyla oradan yine kendisinin kaldırdığı iddia edilir. Teoride tek açıklanmayan nokta ise Cadı Kral’ın neden vaktini böylesine iyi bir karakter olarak geçirme istemesidir.

9. Yüzük Büyük Günah’ı Sembolize Ediyor

yuzuklerin-efendisi-yuzuk-670

Tolkien koyu bir katolik idi. Dolayısıyla bazı katoliklerin onun eserlerini kendi inançları doğrultusunda yorumlamamaları anormal olurdu. Tolkien defalarca eserlerinin herhangi bir alegori, kinaye ve yönlendirme içermediğini ifade etmiş olsa bile pek çok katolik bunun tersini düşünür ve Tolkien’in eserlerinde dinin büyük etkilerinin görüldüğünü iddia eder. Buna göre yüzük Adem ve Havva’nın cennetten kovulmasına ve insanlığın düşüşüne sebep olan Büyük Günah’ı temsil eder. Frodo ise Hazreti İsa’dır. Elf’lerin yediği Lembas adı verilen ekmeğin de hıristiyanlığın sembolü olan ekmek olduğunu ve Tolkien tarafından bilinçaltı neticesinde seçildiğini ileri sürerler. Ekmek ve şaraptan oluşan Efkaristiya adlı kilise ayinini refere ederler. Teoriye göre Sauron da Orta Dünya’nın şeytanıdır.

8. II Dünya Savaşı Alegorisi

hiresimagesfromworldwarii2528142529

Tolkien her ne kadar eserlerinin herhangi bir gönderme içermediğini sert bir dille ifade etmiş olsa da okurlar her zaman bu tür göndermeleri ve alegorileri speküle etmiştir. Pek çok insan Yüzüklerin Efendisi serisinin Tolkien’in kendisinin de bizzat asker olarak katıldığı Birinci Dünya Savaşı’nın bir alegorisi olduğunu iddia etse de o bu iddiaları reddeder. Yine pek çok insan Tolkien’ın seriyi İkinci Dünya Savaşı için de doğrudan bir alegori olarak yazdığını iddia eder. Bu iddialara göre Hitler Sauron’dur ve Naziler Orc’lardır ve Saruman Joseph Stalin’e karşılık gelmektedir. Seride Gandalf’ı canlandıran Ian McKellan kendisinin de İkinci Dünya Savaşı boyunca sığınaklarda yaşadığını ve Tolkien’in böylesine travmatik bir savaştan etkilenmemesinin mümkün olmadığını söyler. Bilinçaltı olsun olması, Tolkien hiçbir zaman bu iddiaları kabul etmemiştir. Fakat şu da bir gerçek ki bir yazarın yazdıkları her zaman bilinçaltından bazı izler taşır.

7. Kartallar

tobycarr

Yüzüklerin Efendisi serisi ile ilgili en büyük eleştirilerden biri de kartalların neden doğrudan yüzüğü alıp Mordor’a götürmediğidir. Öyle olsaydı tabii hikayenin bir anlamı kalmazdı. Zaten romanda kartalların bağımsız kuşlar olduğu ve herkes tarafından sürülemediği ve sürücülerini kendilerinin seçtiği ve böyle olsa bile yüzüğü Mordor’a götürmeyi isteyip istemeyeceklerinin kesin olmadığı belirtilir. Ayrıca Sauron’un gözü bütün bir gökyüzünü radar gibi tarıyor ve kartalların bu radardan kurtulması imkansız gözüküyordu. Ork’ların oklarına hedef olma ve Nazgul’lara yem olma ihtimali de vardı. İşte internette dolaşan yaygın teoriye göre Gandalf her zaman kartalları kullanarak yüzüğü Mordor’a götürmeyi istemiş ama her defasından engellenmiştir. Planına göre kartalları en güvenli yoldan Mordor yakınlarına getirecek ve sonrasında oradan onlarla birlikte uçacaktı. Bu teoriyi destekleyen bir diğer nokta da Gandalf’ın Balrog ile savaşında düşeceği zaman “Fly, you fools! (Uçun, aptallar!)” demesidir. Burada Gandalf’ın yüzük kardeşliğine kartalları kullanmalarını söylediği iddia edilir. Bu teorinin çakıldığı nokta ise Gandalf dışında guptakilerden kimsenin kartallarla nasıl iletişime geçileceğini bilmemesidir.

6. İllüminati

İllüminati ve Masonluk Arasındaki Fark

Tolkien’in koyu bir katolik olması ve eserlerindeki alegorileri reddetmesine rağmen yine de inancının hikayelerinde etkisini gözlemlemek mümkün. Bazıları hatta onun İllüminati üyesi olduğunu ve İllüminati için çalıştığını iddia eder. Bu iddiayı öne sürenler Tolkien’ın İllüminati tarafından kullanılan bir kukla mı yoksa gönüllü mü olduğu noktasında emin değillerdir.

Teorisyenler İllüminati’nin modus operandi yani çalışma şeklinin vermek istedikleri mesajı başka insanlar üzerinden onları programlayarak verdiğini söyler. Teoriye göre yüzükler bu programın kontrol noktası şeklinde çalışır. Tolkien’in eserindeki yüzükler de işte bu İllüminati’nin karanlık lordları tarafından kitaba bilerek ve bir amaç için yerleştirilmiştir. Tolkien’in romanda kanbağını sık kullanması da İllüminati için önemlidir.

5. Gandalf = Iluvatar

Gandalf_the_White_returns

Tolkien’in kurgusal evreninde herşeye gücü yeten tek bir yaratıcı vardır o da Eru Ilúvatar’dır. İşte bu teori Gandalf’ın aslında Eru Ilúvatar olduğunu iddia eder. Mitolojiye göre Iluvatar evreni ve içindekileri yarattı fakat çok geçmeden işler ters gitmeye başladı. Tek bir yaratıcı tarafından önceden koyulan kurallarla yönetilmeyi herkes kabullenemedi. Iluvatar’ın ilk yarattıkları Ainur adında bir nevi meleklerdi. Türkçe’deki Aynur ismi belki buradan geliyordur. Bu meleklerden biri Melkor idi, daha sonra şeytan oldu ve Morgoth olarak adlandırıldı. Melkor Sauron’u kandırıp kendi emelleri için kullandı. İslamda ilk yaratılanlardan şeytanın isyan etmesi ve Adem ile Havva’yı kandırması gibi.

Morgoth yokedildikten sonra Sauron kötülük işlemeye devam etti. Onunla mücadele etmek de Gandalf’a düştü. Teoriye göre Gandalf Balrog ile savaşırken elinde Aron’un ateşini tuttuğunu söyler. Bu da Iluvatar’ın canlıları yaratırken kullandığı ateştir. Bu ateşi sadece Iluvatar kullanabildiğinden ve sadece onda bulunduğundan teoriyi öne sürenler bu nedenle Iluvatar’ın Gandalf ile aynı kişi olduğunu söyler. Bu şekilde Tanrı doğrudan olaylara müdahale etmemiş ve Gandalf kılığıyla savaşmıştır denir. Gandalf hep ortaklarının başı dara girdiğinden ortaya çıkar ve fiziksel olarak savaşmaz, sözleriyle herkesi etkiler ve yönlendirir.

4. Radagast Göründüğünden Farklı Biri Olabilir

Radagast-bird

Kahverengi Radagast ekranlarda ilk gözüktüğünde serinin hayranları arasında çok farklı tartışmalar oldu. Kitapta kendisinden çok az bahsedilen bu karakterin filmde canlandırılmayacağı düşünülüyordu. Peter Jackson’ın Radagast’ı çok absürt ve alakasız bir şekilde karakterize ettiği de söylendi. Teorilere göre kendisinden kitapta çok az bahsedilmesinin aslında karakterinin büyüklüğü ile ters bir orantısı vardı. Radagast kendisinden çok az bahsedilmesine rağmen Saruman ve Gandalf ile aynı sınıftandır. En büyük özellikleri arasında ağaçlarla ve hayvanlarla yani doğayla konuşabilmesi gösterilir. Radagast hayvanları casus olarak bilgi toplama amaçlı kullanır. Hatta kartallarla iletişime geçip onları Gandalf’a yardıma gönderenin de kendisi olduğu söylenir.

Radagast’ın yaşadığı ormanı hiç terketmediği ve oradan hiç çıkmadığı bilinir. Fakat The Two Towers’ta Aragorn Fangorn yakınlarında bir büyücü gördüğünü söyler. Gruptakiler bunun Saruman olabileceğini söyler fakat Aragorn bunu kabul etmez. Saruman’ın kafasında kukuleta var fakat benim gördüğüm büyücünün kafasında şapka vardı der. Gandalf’a sorduklarında o da kendisi olmadığını söyler. Bu durumda son ihtimal şapkalı büyücünün Radagast olduğu ve grubu yakından takip ettiğidir.

3. Dumbledore ve Grindelwal Mavi İstari’ler

310993_121176884650130_120725101361975_85832_1441609629_n

Gandalf, Saruman, ve Radagast haricinde isimsiz mavi elbiseli 2 büyücü daha vardır Tolkien evreninde. Bu iki büyücü de diğer üç büyücü ile birlikte eş zamanlı Orta Dünya’ya inmiştir. Diğer üç büyücü Sauron ile mücadele etmek için gönderilmişken bu iki mavi büyücü doğuya gönderilmiş ve bir daha kendilerinden haber alınamamıştır. Görevlerini tamamlayıp tamamlamadıkları, ölüp ölmedikleri veya kendilerini yaratana Iluvatar’a isyan edip etmedikleri hakkında hiç bir bilgimiz yok. Bu iki büyücü hakkında hiç bir şey bilinmiyor olması çeşitli spekülasyonlara ve teorilere yol açmıştır. Bunlardan en ilginci bu iki büyücünün Harry Potter evrenindeki Dumbledore ve Grindelwald olduğudur.

Teoriye göre Grindelwald’ın kullandığı Nurmengard hapishanesi Nuremberg ve Isengard kelimelerinin birleşimidir ve yine teoriye göre Dumbledore ve Grindelwald Iluvatar ve Valar’ın emirlerine uymayarak insanları kötülükten korumak için ne yapılması gerekiyorsa yapma yoluna girmişlerdir. Teoriye göre Dumbledore Grindelwald’ı yendikten sonra ve insanları Voldemort ve diğer geleek tehlikelere karşı hazır hale getirdikten sonra kendisi de ölmeye hazır hale geldi ve mezardan geriye dönmedi.

2. Yüzüklerin Efendisi büyücülüğü teşvik ediyor

Sonradan hıristiyan olan eski bir büyücüye göre Yüzüklerin Efendisi büyü ve cadı ökültünü tüm ABD’ye ve dünyaya yayarak ve hoş göstererek Şeytan’ın ordularına öncülük ediyor. Tolkien devrinde böyle bir kitabın yayınlanması bu külte önayak oldu ve ruhsal devrimi gerçekleştirdi. Tolkien’in seriyi sadece geceyarısı yazdığını ve 13 yıla yaydığını iddia ederler ki bu rakamın cadı ve büyücülükte bir anlamı olduğunu belirtirler.

1. Cadı Kral’ın Ölümü

eowyn

The Return of the King’in sonunda Eowyn ve Merry Witch-king of Angmar ile savaşır. Merry cadı kralı bıçaklar ve Eowyn de onu öldürür. Ölmeden önce cadı kral “No men can kill me (hiçbir insan/erkek beni öldüremez)” der. Bunun üzerine Eowyn maskesini çıkarır ve kendisinin erkek değil kadın olduğunu dolayısıyla onu öldürebileceğini söyler. Bazıları cadı kralı öldürenin Eowyn değil Merry olduğunu söyler.

Bazıları “No men can kill me” sözünün tüm insanlığı kastettiğini söyler. Dolayısıyla insan ırkından olmayan birinin onu öldürebileceği anlamına gelir bu. Bazıları da Merry’nin bıçağının Westernesse insanları tarafından bu tür yaratıkları öldürmek için yapıldığını iddia eder. Fakat Merry sadece bir kez bıçaklar cadı kralı ve asıl öldürücü vuruşu Eowyn yapar.

Kamera ile Kaydedilmiş 10 Ölüm Anı

Kameranın hayatımıza girmesiyle birlikte belki hayat boyunca hiç şahitlik etmeyeceğimiz olaylara şahitlik ediyoruz. Örneğin kamera hayatımızda olmamış olsaydı belki hiç kafa kesme, tramvay altında kalma vs gibi şok edici görüntüleri görmeyecektik. Fakat o hayatımızda ve sürekli kaydediyor. Maalesef hayata dair güzel şeyleri kaydettiği gibi, acı şeyleri de kaydediyor. Aşağıdaki listede yer alan kareler ve görüntüler o kişilerin belki son bakışları.

10. Versailles Düğün Faciası

Versailles düğün salonu Kudüs’ün güneydoğusunda bir binadaydı. 24 Mayıs 2001 gecesi Keren ve Asaf Dror’un düğünü vardı burada. Yüzlerce insanın katıldığı düğünde katılanlar dans edip genç çiftin mutluluğunu kutlayarak eğlenirken birdenbire üçüncü katın zemini aniden çöktü. Sonuçta 23 kişi öldü ve 380 kişi yaralandı. Bu İsrail tarihindeki en büyük sivil felaketlerden biri oldu. Kamuoyunu asıl şok eden ise bu çökme anının an be an kameralara kaydediliyor olmasıydı. Dans eden çift ve arkadaşları birdenbire göçüğün altında kalıyordu.

Yapılan adli soruşturma neticesinde binayı Pal-Kal adı verilen mimari metot ile daha ince inşaa eden mühendis Eli Ron tutuklandı. 2004 yılında düğün salonunun üç sahibi de ölüme sebebiyet vermekten tutuklandı.

9. Ramstein Uçuş Gösterisi Faciası

https://www.youtube.com/watch?v=zUlLawlfbng

28 Ağustos 1988’de Batı Almanya’da her yıl geleneksel olarak düzenlenen ve 300.000 kişinin katıldığı Ramstein uçuş gösterisi bir felaketle sonuçlandı ve o esnada kameralar kayıttaydı. Gösteri Batı Almanya’daki ABD hava üssünde gerçekleştiriliyordu. Gösteri sırasında birden fazla Aermacchi MB-339 PAN türü jet birbirlerine çok yakın mesafeden uçma denemesi yaparken çarpıştı. Sonrası tam bir kaostu. Parçalanan uçaklar gösteriyi izleyenlerin üzerine düştü. 67 seyirci ve 3 pilot hayatını kaybetti. 346 kişi de patlamalar ve yangın sonucu ciddi yanık ve yaralar aldı. Tarihteki en büyük ikinci uçuş gösterisi faciasıydı bu.

İtalya Hava Kuvvetleri’ne bağlı 10 adet Aermacchi MB-339 PAN türü jet gökyüzünde bir kalp görüntüsü çizmeye çalışırken çarpışma gerçekleşti. Patlayan uçaklar alev topu halinde izleyenlerin üzerine düştü.Bütün olanlar 7 saniye gibi kısa bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşti ve insanların kaçmasına fırsat kalmadı.

Bütün trajik olaylarda olduğu gibi bu faciada da bir komplo teorisi ortaya atıldı. Teoriye şöyle: bu faciadan 2 ay önce Aerolinee Itavia 870 numaralı uçağı İtalya’nın güneybatısındaki Tiren Denizi’ne düşmüş ve 81 kişi ölmüştü. Bu uçağın neden düştüğüyle ilgili hiçbir İtalyan makamından resmi açıklama yapılmamıştı. Bu olay İtalyan medyasınca Ustica katliamı olarak adlandırılıyordu. İtalyan Hava Kuvvetleri’nin bu trajedideki rolü belirsizdi. Fakat Hava Kuvvetleri’ne bağlı bazı askerler hakkında belgede sahtecilik gibi konularda suçlamalar vardı. 4 general bu yüzden tutuklandı. Generallerin trajediyi çözmek için gerekli bilgileri gizlediği suçlamaları vardı. 2 ay sonra gerçekleşen gösteri uçuşunda ölen 2 İtalyan pilotun bu konular hakkında bilgi sahibi olduğu öne sürülür.

8. Bradford City Stadyum Yangını

Valley Parade, İngiltere Bradford’ta bir futbol stadyumu. 1886 yılında inşa edildi ve 1903’ten itibaren Bradford City tarafından kullanılmaya başlandı. 1908’de Bradford City birinci lige yükseldi. 1911’de FA kupasını kazandılar. 11 Mayıs 1985’de 11.000’den fazla taraftarın katıldığı final maçında Bradford City ile Lincoln City karşı karşıya geldi. Oyunun 40ncı dakikasına skor henüz 0-0 iken stadyum koltuklarından birinde küçük bir yangın çıktı. Dakikalar içinde yangın büyüyerek bütün bir stada yayıldı. Stadın çatısı çökmeye başladı. Dört dakikadan kısa bir süre içinde alevler bütün bir stadyumu sardı. Dumanların her yeri sarması ile iyice panikleyen insanlar kaçmaya çalışırken birbirini ezdi. Tek kaçış noktası olarak sahanın içi kalmıştı. 56 kişi öldü ve 265 kişi yaralandı. Yangının yerdeki çöp yığını üzerine atılan bir kibritten çıktığı iddia edildi. Görgü tanıkları hayatlarında bu kadar hızlı ilerleyen bir alev ve yangın görmediklerini söylediler. Olay İngiliz futbol tarihinin en büyük trajedileri arasında yer aldı. Yangından sonra stadyumda çok köklü renovasyon çalışmaları yapıldı.

7. Yugoslavya Kralı I. Aleksandar Suikasti

https://www.youtube.com/watch?v=l65UIOkmdR0

Kameranın icadından beri pek çok politikacı, kral ve işadamının suikast görüntüleri an be an kaydedildi. Bunlar arasında en ünlüleri, ABD başkanı Kennedy, İsrail Başbakanı İshak Rabin, Pakistanlı politikacı Benazir Butto, Meksikalı politikacı Luis Donaldo Colosio, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat, Japon işadamı Kazuo Nagano ve son olarak bu yazıya konu ettiğimiz Yugoslavya Kralı I. Aleksandar var. Bütün bu kişiler kameraların kayıtta olduğu anlarda hayata veda ettiler. I. Aleksandar Yugoslavya’nın ilk kralıydı. 1921’de babasının ölümüyle yeni kral o oldu.

I. Aleksandar 6 Ocak 1929’da Yugoslavya anayasasını feshederek 6 Ocak Diktatörlüğü adı verilen kişisel diktatörlüğünü ilan etti. 9 Ekim 1934’te Marsilya’ya siyasi bir gezi düzenledi. Fransa ile ilişkilerini iyileştirme çabasındaydı. Fransız Dışişleri Bakanı ile araba içinde Marsilya sokaklarını dolaşırken Vlado Chernozemski bir kişi kendisini ve şoförünü silahla vurup öldürdü.

Bu olay kameralarla kaydedilen ilk suikast oldu. Kameraman olaya çok yakındı. O kadar ki sadece suikast anını değil, kralın ölüm anını da kaydetti. Suikastı yapan Vlado Chernozemski Bulgar bir devrimciydi. Suikastın hemen ardından Fransız polisi tarafından kılıçla yaralandı ve daha sonra etraftaki halk tarafından linç edilerek öldürüldü.

6. Sknyliv Uçuş Gösterisi Faciası

27 Temmuz 2002’de Ukrayna’nın Sknyliv hava sahasında gerçekleştirilen uçuş gösterilerine yaklaşık 10.000’den fazla seyirci katılmıştı. Ukrayna Hava Kuvvetleri’ne bağlı ve iki pilot tarafından kullanılan Sukhoi Su-27 jeti kontrolünü kaybederek kalabalığın üzerine düştü. Yer düşen uçak bir süre sürüklenerek başka bir uçağa çarptı ve patladı. Her iki pilot da uçaktan zamanında fırlayarak küçük yaralarla kurtulmayı başardı. Fakat izleyiciler o kadar şanslı değildi. 19’u çocuk olmak üzere 77 kişi öldü ve 543 kişi ağır yaralandı. Bu olay tarihe geçmiş en büyük ve korkunç gösteri kazası oldu. Pilotlar kendilerine verilen uçuş haritasının gerçeğinden farklı olduğunu iddia ettiler. Uçaktan alınan ses kayıtlarında pilotlardan biri diğerine “İzleyicilerimiz nerede?” diye soruyor. Normalde bir uçuş gösterisi pilotunun seyircilerin nerede olduğunu her zaman bilmesi beklenir. Davayı inceleyen uzmanlar pilotların uçak bilgisayarı tarafından üretilen otomatik uyarılara karşı yavaş davrandıklarını öne sürdü. Ukrayna devlet başkanı Leonid Kuchm kamu önünde açıktan orduyu suçladı ve hava kuvvetleri komutanını görevden aldı. Kazaya sebep olan iki pilot hapis cezasına çarpttırılarak kurbanların ailelerine yüksek meblağda tazminat ödemeye mahkum edildiler.

5. The Station Gece Kulübü Yangını

The Station, ABD kentlerinden biri olan Rhode Island’ta kurulu glam metal ve rock temalı bir gece kulübüydü. 20 Şubat 2003 gecesi kulüpte meydana gelen yangın neticesinde 100 kişi öldü. ABD tarinin en çok can alan yangınlarından biri oldu. Yangın Great White grubunun açılış şarkısından saniyeler sonra başladı. Sahnede patlatılan patlayıcılar kısa süre sonra yangına sebep oldu. Başlangıçta gösterinin bir parçası olduğu düşünülen alevler iyice ilerleyince izleyiciler ve sahnedeki şarkıcılar olayın farkına vardı. Dakikalar içerisinde alevler tüm sahneyi sardı ve kulüptekiler kaçmaya başladı. Grubun gitaristi Ty Longley yangında öldü. Binada dört farklı çıkış olmasına rağmen insanlar panikle sadece bir tanesine yöneldi. Panikten dolayı kapı tıkandı ve pek çok kişi hayatını kaybetti. Yangını kameraya kaydeden kişi yangının farkına varıyor ve yavaş yavaş binayı terkediyor. Terkederken de yangını çekmeyi ihmal etmiyor. Yangından sonra grubun menajeri ve kulübün sahibi insan canına kastten yargılandı. Kurbanların ailelerine 175 milyon dolar tazminat ödendi.

4. Etiyopya Havayolları Kazası 961

23 Kasım 1996’da Etiyopya Havayolları’nın 961 nolu Addis Ababa-Nairobi uçağı korsanlar tarafından kaçırıldı. Uçak Avusturalya’dan politik iltica talep eden üç Etiyopya’lı tarafından kaçırıldı. Üç acemi terörist ellerindeki bir şişe likörü bomba gibi kullanarak pilotu rehin aldı. Uçağın Avusturalya’ya indirilmesini istediler. Pilot uçakta Avusturalya’ya gidecek kadar yeterli benzin olmadığını söyledi. Avusturalya’ya gitmektense Afrika kıyıları boyunca uçuşa devam etti. Korsanlar karanın halen görünür olduğunu farkedince pilotu uyardı ve doğuya doğru uçmasını istediler. Pilot gizlice Madagaskar ve Afrika anakarası arasındaki Comoro Adaları’na doğru yöneldi. Adaya geldiklerinde uçağın benzini bitmek üzereydi fakat korsanlar pilotun uyarılarını dinlemedi. Fazla bir seçeneği kalmayan kaptan Leul adalar üzerinde daireler çizmeye başladı. Benzini biten uçağın hidrolik sistemleri çalışmaz hale geldi ve pilot uçağı 320 km hız ile indirmek zorunda kaldı. Bir yandan korsanlarla çarpışan pilot bir yandan da uçağı Comoro adası yakınlarındaki sığ sulara indirmeye çalıştı. Yumuşak bir iniş için dalgalara paralel indirdi uçağı. Suya ilk değen sol motor oldu. Mercan kayalıklarına çarpan kanat Boeing 767’in su içinde hızlıca dönerek parçalanmasına neden oldu. O esnada tatil yapan turistler, otel sakinleri ve doktorlar yaralıların imdadına koştu.

Maalesef kabin görevlileri de dahil 172 yolcudan 122’si öldü. Pek çok yolcu can yeleğini kabin içinde çok erken şişirdiğinden suyun içinde mahsur kalarak öldü. Sahilde güneşlenen bir turist kazayı kamerasıyla kaydetti. Hem kaptan pilot hem de yardımcı pilot sağ kurtuldu ve çeşitli ödüller aldılar ve pilotluk yapmaya devam ettiler.

3. John F. Kennedy Suikasti

John F. Kennedy ABD’nin 35nci devlet başkanı idi. 1961 yılında seçildi ve 1963 yılında öldürüldü. Soğuk savaş döneminde, Rusya ve diğer komünist ülkelerle tansiyonun yüksek olduğu zamanlarda yönetimde bulundu. 22 Kasım 1963’te eşi Jacqueline ile birlikte Teksas’a seyahat etti. Başkanlık motorsikletlerinin caddeye gelmesinin ardından silahlı ilk saldırıya uğradı. Saniyeler sonra ise kafasına sıkılan kurşunla öldürüldü. 46 yaşındaydı ve ABD’nin en genç yaşta ölen başkanı oldu. Lee Harvey Oswald adlı bir çalışan tutuklandı ve Kennedy’yi öldürmekten hapse atıldı. Oswald suçlamayı reddetti ve davası bile görülmeden suikastten 2 gün sonra Jack Ruby tarafından öldürüldü. Konuyla ilgili soruşturma açıldı ve Oswald’ın cinayeti işleyen olduğu kanısına varıldı. Soruşturma sonucu medyada çok uzun bir zaman tartışıldı. Abraham Zapruder’ın suikast anını kaydettiği filmi belki de ABD ve dünya tarihinin en çok incelenen, üzerinde konuşulan ve tartışılan filmi oldu. Video 6 Mart 1975’e kadar kamuya gösterilmedi ve televizyonlarda yayınlanmadı. 1975’te Geraldo Rivera tarafından sunulan ABC Late Show’da ilk kez yayınlandı.

JFK suikastinden sonra ABD başkanları bir daha üstü açık arabaya binmedi. Bugün Obama’nın The Beast adı verilen limuzini ileri derecede güvenlikle donatılmıştır.

2. İkiz Kuleler Saldırısı

11 Eylül 2001’de New York’taki İkiz Kuleler’e 2 yolcu uçağıyla saldırı gerçekleştirildi. 11 Eylül sabahı 4 adet ticari havayolları uçağı 19 teröristce kaçırıldı. Bu uçaklardan 2 tanesi İkiz Kuleler’e çarptı ve uçaktakilerin tamamı olmak üzere binadaki insanlar dahil toplam 3000 civarında insan öldü. Çarpmanın üzerinden 2 saate yakın bir süre geçtikten sonra kuleler tamamen çöktü. Kaçırılan üçüncü uçak Pentagon’da, dördüncü ise Shanksville yakınlarında düştü. Kurtarma çalışmaları sırasında 343 itfaiyeci ve 60 polis de öldü. 11 Eylül sabahı olayı görüntüleyen yüzlerce video çekildi. Binadan canlı atlayan insanlar kaydedildi.

1. 2011 Japonya Depremi

2004 yılında Hint Okyanusu’nda meydana gelen deprem ve tsunami sonucunda da binlerce insan ölmüştü. 2011 yılında Japonya’da meydana gelen deprem ve tsunami de aynı şekilde binlerce cana mal oldu. 11 Mart 2011’de Japonya kıyılarında büyük bir deprem meydana geldi. Japonya tarihinin en büyük depremlerinden biriydi bu. Deprem 38 metreye varan devasa tsunamilere sebep oldu. Bazı bölgelerde su saatte yaklaşık 10 km hızla karaya doğru ilerledi. Tsunami ve depremden yaşamını yitirenlerin yanısıra aynı zamanda nükleer bir afet de meydana geldi.

Şok Edici 10 Belgesel

Belgeseller görsel medyanın kitapları gibidir. Bazen bir belgesel birden fazla kitabın toplumlar üzerinde yaptığı etkiyi tek başına yapar. Aşağıda listelenen pek bilinmeyen belgeseller çocuk istismarından nükleer silahların dehşetengiz yüzüne kadar pek çok farklı alanda sizlere farklı bakış açısı sunacak. Bu belgesellerin tamamına yakını çocuk ve yetişkinler için uygun olmayan, rahatsız edici görüntüler içerebilir. İzlerken bu bilgiyi göz önünde bulundurun lütfen.

10. High on Crack Street 1995

https://www.youtube.com/watch?v=oKIP6qlTalI

High on Crack Street 1995 yapımı az bilinen belgesellerden biri. Uyuşturucu konulu belgeselde üç bağımlının günlük yaşamları işleniyor. Bağımlıların uyşturucu temin edebilmek için yaptıkları inceleniyor. Okullarda öğretilmeyen türden bilgiler içeriyor. Uyuşturucunun hayatları nasıl söndürdüğü gündelik yaşamdan acı örneklerle sunuluyor ve burada anlatılan hikayelerin hiçbirinde maalesef mutlu sonlar yok. Belgeselin çekiminden 6 ay sonra bağımlılardan biri halen günde 200$ ödeyerek uyuşturucu kullanmaya devam etti, bir tanesi hapse girdi ve sonuncusu da maalesef öldü.

9. Japonya’daki İntihar Ormanı 2012

Fuji Dağı’nın eteklerindeki Aokigahara ormanının Japonya’da kötü bir repütasyonu var. Burası intihar ormanı diye biliniyor. Çok ilginç ve bilinmeyen nedenlerden dolayı bu ormanda intihar eden insan cesetleri bulunuyor. Bu belgeselde bir jeolojist ormana girerek depresyon belirtisi gösteren ve ormana kamp kurmaya gelen kişilerle iletişim kurmaya çalışıyor. Orman girişinde terk edilmiş arabalar, orman içinde terk edilmiş çadırlar ve cesetler. Bu belgesel bir korku filmi tadında ve işin ilginci işlenen hikaye gerçek.

8. Iceman Kayıtları 1992

Rahatsız, duygusuz, acımasız, merhametsiz, zalim ve korkusuz gibi sıfatları rahatlıkla kullanabileceğiniz bir seri katil Richard Kuklinski. Lakabı The Iceman, yani buz adam. Lakabı gibi buz gibi bir insan. The Iceman kayıtları ile bu paranoid psikopat adamın zihninde bir tura çıkacaksınız. Buz adam cinayetlerini, işkencelerini en ufak bir üzüntü, merhamet ve duygu belirtisi göstermeden açıkca en ince detayına kadar anlatıyor ve kendisini şu sözlerle ifade ediyor: “Ben ağıma düşenin kabusuyum..”

7. Nuit et Brouillard 1952

Nazi toplama ve ölüm kamplarını konu alan 1952 Fransız yapımı bir holokost belgeseli. Türkçesi “Gece ve Sis” demek. Auschwitz ve Majdanek’deki ölüm kamplarını konu eden belgesel buraya getirilen insanların yaşadıklarını ve başlarından geçenleri inceliyor. Bazı çok rahatsız edici görüntülere sahip bir yapım. Kimilerine göre Yahudi soykırımı üzerine yapılmış en büyük başyapıt.

6. Atomic Wounds 2006

https://www.youtube.com/watch?v=_EOeRb-ddqc

Soğuk savaş dönemi propaganda savaşlarından ötürü yaşanan acıları hepimiz biliyoruz. Fakat bilmediğimiz şey şu: atom bombası ya da nükleer bir silahın vücutta açtığı yara nasıl birşeydir ve ne türden bir acı verir insana? Biz çok şükür bunu hiç yaşamadık ama yaşayanlar oldu. Vücudunda atom bombası yarası taşıyanlar oldu. Üzerine nükleer, kimyasal bombalar atılanlar oldu. Hep nükleer bombaların atıldığı yerdeki tüm canlıların öldüğünü ve hayatta kalmadığını düşünürüz. Ki bu doğru. Fakat kurtulanlar da olur. Yanıklarla, radyasyona maruz kalmış bir vücutla devam ederler hayatlarına. Ki buna devam etmek denirse. Ve nükleer acı öyle bir günde, bir haftada geçmez. Bazen yıllar, bazen on yıllar alır yaraların iyileşmesi. İşte Atomic Wounds (Atomik Yaralar) belgeseli bu konuyu işliyor. Nagazaki ve Hiroşima kurbanlarını derinden inceliyor. Sağ kurtulanların üzerindeki korkunç nükleer acıyı gözler önüne seriyor. Bu belgeseli izlerken insanın aklından tek bir şey geçiyor: “bir insan başka bir insana bunu nasıl yapabilir?”

5. Conspiracy of Silence 2003

Conspiracy Of Silence belgeseli çekildi fakat hiç bir zaman yayınlanmadı. İngiltere’deki bir televizyon kanalı ABD’deki bir pedofili çetesini araştırmak üzere ABD’ye gider ve burada bazı çekimler yapar. Zenginlere ve yüksek sosyeteye küçük çocuk temin eden bir çete ile ilgili geniş kapsamlı bir yapım ortaya konur. Belgeseli yayınlayama sözü veren Discovery Channel kanalı yayından 1 gün önce kararından vazgeçer ve belgeseli yayınlamaz.

4. The Killing Of America 1982

Adından da anlaşılacağı üzere The Killing Of America içeriğinde gerçek öldürme görüntüleri içeren ve bu yüzden ABD’de gösterimi yasaklanan 1982 yapımı bir belgesel. Araştırmalara göre ABD dünyanın en çok şiddet yaşanan ülkelerinden biri. Bu belgesel de işte bu gerçek üzerine kurulu ve bunun sebebini araştırıyor ve bunu yaparken de şok edici görüntüler sunuyor. ABD’de de suç oranının zirve yaptığı 80’li yıllara gidecek ve o karanlık geçmişe yakından tanıklık etmiş olacaksınız.

3. Bir Yamyam ile Röportaj 2012

Vice’ın çarpıcı belgesellerinden biri de “Bir Yamyam ile Röportaj”. 1981 yılında Fransa’da üniversite arkadaşını öldürdükten sonra yiyen ve daha sonraki yıllarda serbest kalan bir Japon ile yapılmış röportaj. Hikayeyi dinlerken insanın tüyleri ürperiyor. Yamyamımızın adı Issei Sagawa ve şu an Japonya’da yemek dergilerine yazılar yazıyor. Bir insanı öldürüp yedikten sonra halen aramızda dolaşan bir insan.

2. Bulgaristan’ın Terkedilmiş Çocuğu 2007

Kelimeler bu belgeselde anlatılanları ifade etmeye yetmez. İnanılmaz bir belgesel. Orjinal adı “Bulgaria’s Abandoned Children”. 2007 BBC yapımı. Bulgaristan’daki engelli çocukların ailelerince terk edilmeleri ve devletin bu çocuklara sahip çıkamayışını işliyor. 9 ay boyunca yetimhaneye terk edilen çocukların hikayeleri inceleniyor.

1. Child of Rage 1992

Listemizin tepesinde Child of Rage var. Çocuk istismarını anlatan 1992 yapımı bir belgesel. Beth isimli küçük bir kızın başına gelen inanılmaz korkunç olayları anlatıyor. Henüz daha 6 yaşında iken öz babasının tecavüzüne uğrayarak acımasız hayata gözlerini açıyor Beth. Kesinlikle izlemeniz gereken çok önemli bir belgesel.