Programlama Dillerinin Ülke Olarak Karşılıkları

Quora çok sevdiğim bir site. Bazen saatlerce içine girip çıkamadığım oluyor. Her konu hakkında topluluk tarafından oylanarak öne çıkarılan kaliteli bir içerik sunuyor. Programlama dillerinin ülke olarak karşılıklarıyla ilgili çok güzel bir yazıya denk geldim, onu paylaşmadan geçemem.

programlama_dilleri_ulkeler

Java = ABD İyimser, güçlü, bazı ufak tefek aksaklıkları örtbas etmekte usta.

C++ = İngiltere Güçlü, heyecanlı fakat işleri bitirmede çok iyi olmayan ve Java tarafından sollanan.

Python = Hollanda “Sorun yok kanka, iki dakkada hallederiz” diyen.

Ruby = Fransa Güçlü, stil sahibi ve doğruluğuna kendini inandırmış fakat her nasılsa herkes tarafından görmezden gelinen.

Assembly = Hindistan Devasa, derin, hayati derecede önemli fakat problem dolu.

Cobol = Rusya Bir zamanlar çok güçlü ve yönetici kafasıyla yazılan fakat sonrasında bu kafayı kaybeden.

SQL = Almanya Çok katı, güvenilir ve beygir gücünde.

Javascript = İtalya Çok etkili ve herkes tarafından sevilen ama çok kolay bozulan.

Scala = Macaristan Teknik açıdan çok temiz ve doğru fakat başarısını kısıtlayan kullanışsız bir gramere aşık olan.

C = Norveç Zorlu ve çetin fakat çok heyecan vermeyen.

PHP = Brezilya Çok fazla güzelliğe sahip ve bu güzelliklerini öne çıkaran fakat içten içe çok muhafazakar.

LISP = İzlanda İnanılmaz zeki ve düzenli fakat soğuk ve uzak.

Perl = Çin Hemen hemen herşeyi yapabilen fakat anlaşılmaz ve gizemli.

Swift = Japonya Bir dakika önce hiçbir yerde yokken, bir dakika sonra her yerde ve cep telefonunuz onsuz yapamıyor.

C# = İsviçre Güzel ve iyi tasarlanmış fakat kendisiyle ciddi ilişkiye girecekseniz çok fazla ödemeniz gereken.

R = Lihtenştayn Muhtemelen harika birşey fakat kimsenin tam olarak ne iş yaptığını bilmediği.

Awk = Kuzey Kore Değişime inatla karşı ve kullanıcıları tarafında yapmacık bir şekilde seviliyor gözüken.

Clojure = Vatikan Çok güzel mimariye sahip, boyuna göre çok güçlü ama antik bir imparatorluğun kemikleri üzerine kurulu.

Tcl= Kiribati Hiç duymadım.

Scheme = Singapur Makro seviyede hijyenik.

Haskell = Monako Çok fazla insan yok ama baya zengin.

Basic = Finlandiya Kolay kullanılabilen fakat çok güçlü olmayan.

Türkiye için düşündüm ama bir karşılık bulamadım. Sizce Türkiye’nin programlama dili karşılığı ne olurdu?

İnsanlar Üzerinde Yapılmış 10 Korkunç Deney

Tarih boyunca insanlar üzerinde sistematik, bilimsel araştırmalara yönelik deneyler yapılagelmiştir. İnsanlar üzerinde yapılan deneylerde araştırma etikleri zaman içerisinde değişim göstermiştir. Geçmişte bu deneyler daha çok savaş esirleri ve köleler üzerinde gerçekleştirildi. Bazı durumlarda doktorlar başkalarının hayatını tehlikeye atmamak için deneyleri kendi üzerlerinde yaptı. Buna self-experiement yani kendi kendine deney deniyor. Bu yazıda insanlık tarihi boyunca insanlar üzerinden gerçekleştirilmiş en şeytani ve en korkunç 10 deneyi inceliyor olacağız. Yazının içeriği hassas okuyucular için depresif ve üzücü bilgiler içeriyor olabilir.

10. Stanford Hapishane Deneyi

https://www.youtube.com/watch?v=RpDVFp3FM_4

Stanford hapishane deneyinin amacı hapis yatmanın mahkumlar ve gardiyanlar üzerindeki psikolojik etkisini incelemekti. Deney 1971 yılında Stanford Üniversitesi’nde profesör Philip Zimbardo tarafından gerçekleştirildi. ABD Deniz Araştırmaları Kurumu ve ABD Deniz Kuvvetleri tarafından finanse edildi.

Stanford Psikoloji bölümü binasının altında bir hapishane ortamı oluşturuldu. Toplam 24 öğrenci seçildi ve bunların rastgele bir kısmına gardiyan, diğer bir kısmına ise mahkum rolü verildi. Deneye katılan öğrenciler profesörün beklentilerinin çok çok ötesinde bir adaptasyon gösterdi ve hatta gardiyanlar mahkumlara fiziksel şiddet bile uyguladı. Pek çok mahkum gardiyanların işkencesine rıza gösterdi ve diğer mahkumlara saldırmayı kabul etti. Deney profesör Zimbardo’yu bile etkiledi ve bazı şiddet uygulamalarına izin verdi. Deneyin başlamasından kısa süre sonra iki katılımcı travma geçirerek deneyden ayrıldı ve 6 gün sonra da deney sonlandırıldı. Deneyin bazı kısımları video ile kaydedildi ve kamuoyu ile paylaşıldı. Deney sonucunda gardiyan rolündeki katılımcıların üçte birinin gerçekten sadistik psikoloji içinde olduğu tespit edildi.

Profesör ve ekibinin amacı hapishanelerdeki bozuk ve şiddete meyilli ortamın mahkum ve gardiyanların kişiliklerinden kaynaklandığına dair hipotezi test etmekti. Katılımcılara 2 haftalık bir hapishane simülasyonu içerisinde olacakları söylendi. 75 gönüllü katılımcı arasından psikolojik olarak stabil ve sağlıklı gözüken 24 erkek seçildi. Katılımcıların çoğunluğu orta sınıftan idi. Suç geçmişi, psikolojik rahatsızlığı ve sağlık sorunları olanlar özellikle seçilmedi. Katılımcılar 2 haftalık deneye günde 15$ karşılığında katılmayı kabul ettiler.

Deney Stanford Psikoloji bölümünün alt katında gerçekleştirildi. 12 kişi gardiyan, 12 kişi de mahkum olarak belirlendi. Profesör ve ekibinden bir asistan hapishane müdürü görevindeydi. Profesörün amaçlarından biri de deneklerde duyarsızlaşma, kişiliğini kaybetme ve çözülmeyi tetiklemekti.

Deneyden bir gün önce gardiyan rolündeki deneklere bir eğitim verildi. Mahkumlara hiçbir durumda fiziksel şiddet uygulamamaları söylendi. Daha sonra yayınlanan görüntülerde profesörün gardiyanlara “Mahkumlar üzerinde korku yaratabilirsiniz. Herşeylerinin bizim elimizde olduğu duygusunu verebilirsiniz. Bizim tarafımızdan kontrol edildikleri duygusunu onlara aşılayabilirsiniz. Bütün bir gücün bizde olduğunu ve onların sıfır güce sahip olduğunu kendilerine belletebilirsiniz” şeklinde eğitim verdiği görülüyor.

Gardiyanlara denek mahkumlar üzerinde otorite kurabilmeleri için tahta birer cop, göz kontağını kesmek için siyah gözlük ve gardiyan kıyafeti verildi. Mahkumlara ise hapishane önlüğü ve ayaklarına kelepçe giydirildi. Gardiyanlara mahkumları isim yerine üzerlerinde yazan rakamlarla çağırmaları söylendi.

Deney gereği mahkumlar evlerinden tutuklanarak götürüldü. Tutuklama sırasında yerel polis şefi de yer aldı ve normal bir tutuklamada yapılan tüm prosedürler gerçekleştirildi. Hapishaneye her odada 3 mahkum kalacak şekilde yerleştirildiler. Mahkumlar bütün deney boyunca odalarında kalmak zorundaydılar. Gardiyanlar da vardiyalar halinde çalıştı.

İlk gün tamamen sorunsuz ve olaysız geçti.

İkinci gün mahkumlar hücre kapılarını yataklarıyla kapatıp dışarı çıkmayı reddettiler. Gardiyanlar ellerindeki yangın söndürücüler ile mahkumlara saldırdı. 3 gardiyan ile 9 mahkumu kontrol etmenin zor olduğunu anlayan gardiyanlardan biri mahkumları kontrol altına alabilmek için psikolojik taktik uygulamayı önerdi. Özel bir oda kurup isyana katılmayan mahkumlara burada özel ödüller verdiler. Bu ödüller arasında daha güzel ve lezzetli yiyecekler vardı. 36 saat sonra mahkumlardan biri delirmişcesine bağırmaya ve tuhaf hareketler sergilemeye başladı. Profesör bu katılımcının gerçekten psikolojik rahatsızlığı olduğu kanısına varınca onu deneyden çıkardı.

Gardiyanlar mahkumları kendilerine verilen rakamları tekrar etmeye zorladı. Böylelikle yeni kimliklerini kendilerine kabul ettirmeye çalıştılar. Emirleri yerine getirmeyen mahkumlara sürüncemeli ve uzun süren alıştırmalar yaptırılarak fiziksel şiddet uygulandı. Mahkumların sadece kendilerine verilen kutulara dışkılarını yapmalarına izin verildi. Battaniyeleri ve yatakları alınarak yerde yatmaya zorlandılar. Bazı mahkumlar çıplak durmaya zorlandı. Deney devam ettikçe bazı gardiyanlar aşırı şiddete meyyal duruma geldi ve deney sonucunda gardiyanların üçte birinin saf sadistik karaktere sahip olduğu ortaya çıktı. Halbuki bu göreve seçilenler psikolojik olarak en sağlıklı deneklerdi. Pek çok gardiyan deneyin 6 gün sonra sonlandırılmasına sinirlendi. Kendilerini o kadar kaptırmışlardı ki deneyin devam etmesini istiyorlardı.

Deneyi izleyen 50’den fazla gözlemci vardı. Bunların çoğunluğu üniversitenin araştırma görevlilerinden oluşuyordu. Bunlardan biri de profesörün daha sonra evleneceği bir öğrencisiydi. Bu öğrenci deneyin ahlaki ve etik kuralların dışına çıktığını ve bu yüzden sonlandırılması gerektiğine profesörü ikna edince 6ncı günün sonunda deney iptal edildi. Deneyi izleyen 50’den fazla gözlemci içinde sadece 1 kişi deneyin etik olmadığı fikrini ortaya atmıştı.

Deneyin sonuçları bilim dünyasında çok tartışıldı. Deneyden elde edilen veriler otoritenin gücü ve zihinsel uyumsuzluk teorisi gibi alanlarda kullanıldı. Deney sonucu insanların bulundukları ortama göre tepkiler verdiğini ve karakterlerini, davranışlarını değiştirdiği savını güçlendirdi.

2004 yılında Irak’taki Ebu Garip hapishanesinde işkence görüntüleri ve skandalı ortaya çıkınca profesör Zimbardo Irak’taki hapishanede yaşananlar ile kendi deneyinde yaşananlar arasındaki benzerliklerin çok fazla olduğu yönünde bir açıklama yaptı. Hatta daha sonra bu hapishanedeki gardiyanların yargılanma süreçlerini yakından takip etti ve uzman sıfatıyla duruşmalara katıldı. Sonrasında The Lucifer Effect: Understanding How Good People Turn Evil adlı bir kitap yazdı. Kitabında Stanford hapishane deneyi ile Ebu Garip hapishanesindeki işkencelerin arasındaki benzerlikleri inceledi.

9. Monster Study (Canavar Deneyi)

kekeme_deneyi

1939 yılında ABD’nin Iowa eyaletinde 22 yetim çocuk üzerinde kekemelikle ilgili bir deney yapıldı. Deneyi Iowa Üniversitesi’nden Dr. Wendell Johnson yaptı. Wendell, kendi öğrencilerinden birini deneyi yapmakla görevlendirdi ve kendisi de deneyi yakından takip etti. Deneyi yapanlar düzgün konuşmayla ilgili bir müddet eğitim verdikleri çocukları iki ayrı gruba ayırdılar ve ilk gruba olumlu bir geri bildirim verdiler. Çok düzgün konuştuklarını ve mükemmel bir iş çıkardıklarını söylediler. İkinci gruba ise tamamen negatif ve olumsuz görüşler bildirip çok kötü konuştuklarını ve hepsinin birer kekeme olduğunu ve yaşamları boyunca kekeme kalacaklarını söylediler. Negatif geri bildirim alan gruptaki normal çocukların çoğu hayatları boyunca psikolojik rahatsızlık ve konuşma bozukluğu yaşadı. Wendell’in akademik çevreden arkadaşları bu deneye Monster Study yani Canavar Deneyi adını verdiler çünkü Wendell’in sırf hipotezini test etmek için yetim çocukları kullandığını söylediler. O zamanlar Nazi’lerin insanlar üzerinde yaptığı deneylerden dolayı yargılanmaları devam ettiği için Dr. Wendell de bu deneyi korkup gizledi. Kendisinin de yargılanabileceğini düşündü ve deney sonuçları hiçbir zaman yayınlanmadı. Deneye ait tek bilgi Wendell’in öğrencisinin tuttuğu notlar oldu.

2001 yılında Iowa Üniversitesi deneyden ötürü resmi bir özür yayınladı.

8. Project 4.1 (Nükleer Serpinti Deneyi)

300px-Project_4.1_figures

1 Mart 1954’te ABD tarafından Marshall Adaları’nda yaşayan halk üzerinde bir nükleer serpinti deneyi yapıldı. Deneye Project 4.1 adı verildi. Deneyde ABD’nin Castle Bravo kod adı verdiği Hidrojen bombası Marshall Adaları yakınlarındaki bir mercan adasında patlatıldı. Patlama sonucu beklenmedik büyüklükte bir nükleer serpinti meydana geldi.

Deneyin ABD tarafından bilerek yapıldığı ve asıl amacın civarda yaşayan halk üzerine nükleer serpinti yaymak ve bunun sonuçlarını inceleyerek ilerde olası bir nükleer savaşta yaşanacaklar için tıbbi önlem almak olduğu ileri sürüldü.

Konuyla ilgili hazırlanan Project 4.1 raporuna göre deneyden sonra adalarda yaşayan hamile kadınların çocuk düşürme oranlarının ikiye katlandığı ve çocuklarda büyüme zorluğu yaşandığı gözlemlendi. Tiroid kanseri ve anormal doku büyümeleri de gözlemlenen vakalar dahilindeydi.

7. MKUltra Projesi (CIA Zihin Kontrolü)

mkultra_proje

MKUltra projesi CIA’in zihin kontrol programı olarak da bilinir. MKUltra CIA tarafından illegal bir şekilde insanlar üzerinde yapılan deneye verilen isim. Deneyin amacı işkence ve sorguda insanları etkisizleştirip zihinlerini kontrol etemkte kullanmak üzere ilaç ve prosedürler geliştirmekti. Program 1950’lerin başında başladı, 1953’te resmi olarak tasdik edildi, 1964’te kapsamı daraltıldı ve 1973 yılında tamamen sonlandırıldı.

Program pek çok illegal aktivitede bulundu. Pek çok ABD’li ve Kanadalı vatandaş üzerinde deneyler yapıldı. MKUltra projesiyle deneklerin zihin kontrolünü ele geçirebilmek, beyin fonksiyonlarını değiştirmek için pek çok farklı metodoloji kullanıldı. Bu metotlar arasında deneklere uyuşturucu ilaçlar vermek, hipnoz etmek, yalnız bırakmak, duyusal olarak yoksun bırakmak, sözlü ve cinsel tacizde bulunmak ve işkence de vardı.

Bu projenin kapsamı çok genişti. 44’ü kolej ve üniversite olmak üzere 80 enstitü, hastahane ve ilaç firmasının katılımı vardı. CIA paravan şirketler aracılığıyla bu kuruluşlarla birlikte çalıştı.

CIA’in bu deneylerde en çok kullandığı uyuşturucu maddesi LSD idi. LSD ile Rus ajanların istedikleri şekilde konuşturulup konuşturulamayacağını test etmek istiyorlardı. Bundan dolayı pek çok denek üzerinde LSD ile deney yapıldı. Bu deneklerin çoğu ruhsal hastalıkları olanlar, sokak kadınları, evsizler idi. Bu insanlar herhangi bir dava açamazlardı ve zaten kimse onlara inanmazdı.

1975 yılında ABD Kongresi tarafından bu konu gün yüzüne çıkarıldı ve davalar açıldı. Fakat 1973 yılında CIA direktörünün emriyle projeye ait tüm belge ve dosyalar yok edilmişti.

Kubrick’in A Clockwork Orange filminin bu projeyi anlattığı da iddia edilir.

6. Aversiyon Terapisi

aversiyon_terapisi

Aversiyon ya da diğer adıyla engelleme terapisi hastanın bir uyaran vasıtasıyla huzursuz ve rahatsız hissetmesine neden olan psikolojik bir tedavi yöntemidir. Bu uyaran vasıtasıyla hastanın yapmakta olduğu bir davranışı kötü hislerle eşleştirilerek o davranışı terk etmesi amaçlanır. Mesela sürekli tırnaklarını yiyen bir çocuğun parmaklarına kötü kokan birşey sürmek buna bir örnektir. Burada uyaran kötü kokudur. Çocuk her tırnağını yemek isteyişinde kötü kokuyu duyacak ve tırnak yemeyi bir süre sonra bırakacaktır.

Aversiyon terapisi eşcinselliği önlemek için bir tedavi olarak kullanıldı. Fakat 1994’te ABD sağlık örgütü bu terapinin işe yaramadığını ve verimsiz olduğunu duyurdu. 2006 itibariyle bu terapinin eşcinselliği giderme amaçlı tedavilerde kullanımı yasaklandı. Aversiyon terapisini kullanarak eşcinselliği iyileştirmeye çalışmak bazı ülkelerde yasaktır.

1996 ylında eşcinseller üzerinde denenen bu terapinin sürpriz bir şekilde %50’ye yakın iyi sonuç verdiği ve eşcinselleri iyileştirdiği yayınlandı. Fakat daha sonra eşcinselliği bu terapiyle bıraktığı söylenen hastaların zaten biseksüel oldukları ve raporun hatalı olduğu ortaya çıktı. Bu yöntemlerin birinde gönüllü homoseksüel deneklerin cinsel bölgelerine elektrodlar yerleştirilmiş ve homoseksüel porno filmi izletilmiştir. Film devam ederken vücütlarına kusturucu ilaçlar verilmştir. Daha sonra ilaçlar ve elektro şok kesilmiş ve heteroseksüel porno filmi gösterilmiştir. Süreç boyunca denek suistimal edilmemiştir.

5. Kuzey Kore İnsan Deneyi

kuzey_kore_insan_deneyi

Kuzey Kore’de insanlar üzerinde deneyler yapıldığına dair pek çok rapor ve makale yayınlandı. Bu raporlara göre Nazi ve Japon askerler gibi Kuzey Kore de esirler üzerinde insanlık suçu işleyerek bazı korkunç deneyler yaptı. Kuzey Kore hükümeti bu suçlamaları reddetti ve tüm savaş esirlerinin insanca muamele gördüğünü bildirdi. Fakat raporlar bunun tam tersini gösteriyordu. Mahkumların gaz odalarında tutulması, üzerlerinde ölümcül silahların test edilmesi ve anestezi olmaksızın ameliyat edilmeleri bu suçlamaların başında geliyor.

İşkencelerden ve deneyden kaçıp kurtulan kadın esirlerden birinin anlattığı hikaye ürkütücü. İddiasına göre seçilen 50 sağlıklı kadın esir zorla zehirli bitkileri yemek durumunda bırakıldılar. Bitkiyi yiyen 50 kadın yaklaşık 20 dakika sonra ağızlarından ve idrar yollarından kan gelerek öldü.

Kamplardan birinde tutulan esirlerden birinin anlattığına göre kamplar gaz odası şeklinde tasarlanmıştı. Aynı ailelerden olan kişiler üzerinde zehirli gaz ve bazı kan testleri yapılıyordu.

4. Sovyet Gizli Servisi Zehir Laboratuvarı

sovyet_zehir_laboratuvarı

Sovyet Gizli Servisi’nin kurmuş olduğu ve Laboratuvar 1, Laboratuvar 12 diye adlandırılan zehir laboratuvarları vardı. Bunlara Rusça “oda” anlamına gelen Kamera (Chamber) deniyordu.

İlk Sovyet zehir laboratuvarı 1921’de kuruldu. Gulag’lardan getirilen esirler üzerinden ölümcül zehirler test edildi. Bu zehirlerin başlıcaları hardal gazı, risin toksini, kürar ve digitoxin idi. Bu zehirler esirlere ilaç adı altında veriliyordu. Esirler üzerinde yapılan deneyler sonucunda C-2 adı verilen bir zehir üretildi. Deneyin görgü tanıklarının ifadelerine göre bu zehiri içen denek fiziksel değişim geçiriyor, boyu kısalıyor, hızlı bir şekilde zayıflıyor, sessiz ve sakin bir hale geliyor ve 15 dakika içinde ölüyordu. Rus profesörler bu laboratuvara farklı yaş ve fiziksel özellikte esir getirip zehirleri test ediyordu. Dönemin gizli servis elemanlarından ve sonra da Troçki’nin öldürülmesinde görev alan Pavel Sudoplatov bu zehirlerin sadece ve sadece insanlar üzerinde kullanılması şartıyla geliştirilmesine onay veriyordu.

3. Tuskegee Frengi Araştırmaları

Tuskegee Frengi Araştırmaları

1932 ve 1972 yılları arasında ABD’nin Alabama eyaletinde Tuskegee adı verilen bir kasabada ABD Sağlık Servisi tarafından frengiye deva bulmak için bir klinik kuruldu. Bu klinikte denek olarak siyahiler kullanıldı. Fakat bu insanlar frengi hastalığına tıbbi çözüm bulmak için denek olarak kullanıldıklarının farkında değillerdi. Kendilerine ABD hükümeti tarafından ücretsiz sağlık hizmeti verildiği söylenmişti. Alabama’dan 600’e yakın çiftçi denek olarak toplandı. Bunlardan yarısından fazlasının frengi hastalığı yoktu. Katılımcılara ücretsiz sağlık hizmeti, yemek ve sağlık sigortası verildi. Deneklere frengi oldukları veya frengi ile ilgili bir deneyin parçası oldukları hiç söylenmedi.

1947 yılında penisilin frengi için standart iyileştirici çözüm haline geldi. Deneye katılan frengi hastalarına penisilin verilerek bu hastalıkları giderilebilirdi. Fakat doktorlar hastalara penisilin vermedi ve deneye devam ettiler. Ayrıca deneklerin kendi çabalarıyla frengi için ilaç temin etmelerini de engellediler. Deneye katılanların çoğu frengiden öldü, bazılarının eşleri ve çocukları da bu hastalığa yakalandı.

Projenin gün yüzüne çıkmasıyla birlikte Tuskegee Frengi Araştırmaları ABD tarihinin en tartışılan araştırma programlarından biri oldu. Projenin yöneticileri ve doktorlar hakkında davalar açıldı.

2. Unit 731

Birim-731

Unit 731 ya da Türkçe adıyla 731. Birim insanlık tarihinin gördüğü en korkunç insan deneylerinin yapıldığı ünitelerden biridir. Japon İmparatorluk Kara Kuvvetleri tarafından İkinci Dünya Savaşı sırasında insanlar üzerinde deneyler yapmak üzere kuruldu. Japon askerler ve bilim adamları tarafından nn bilinen savaş ve insanlık suçlarının işlendiği yer olarak da bilinir.

Unit 731 savaş bitinceye kadar askeri doktor ve mikrobiyolojist Shirō Ishii tarafından yönetildi. Yapı 1934 ve 1939 yılları arasında inşaa edildi ve 1942 yılında Unit 732 adını aldı.

3000 ile 12000 arasında kadın, erkek ve çocuk Unit 731’e Japon askerleri tarafından deneylerde kullanılmak üzere getirildi. Bu da yılda yaklaşık 600 insan demek oluyor. Bu kamplarda denek olarak kullanılıp ölen insanların %70’i Çinli, %30’a yakını ise Rus’tu. Küçük bir kısmı da diğer Asya ülkelerinden bazı savaş esirleriydi. Unit 731 savaşın 1945’te biteceği ana kadar Japon hükümetinden çok büyük destek aldı.

Bu birimde test ve deneylere katılan pek çok araştırmacı ve bilimadamı savaştan sonra akademik, politik ve askeri hayatlarına devam etti. Bazıları savaş suçları mahkemesinde yargılandı. Bu bilimadamları ABD savaş suçları mahkemelerinde yargılanmadı zira ABD bu deneylerden elde edilen bilgileri bu bilimadamlarından almak istedi ve aldı. Dolayısıyla pek çoğu edindiği bilgiyi paylaşması karşılığında yargılanmayacağı noktasında güvence aldı.

Unit 731’de yapılan insanlık dışı deneyler arasında anestezi olmadan insanları ameliyat etmek, mikrop bulaştırmak, belsoğukluğu, frengi bulaştırmak ve neticelerini gözlemlemek, denekler üzerinde kimyasal silahlar test etmek gibi şeyler vardı.

Shirō Ishii savaşın bitmesiyle yakalanıp tutuklandı. Çıkarıldığı mahkemede bilgilerini paylaşması şartıyla kendisine ABD tarafından güvence verildi ve kendisi hiç yargılanmadı.

1. Nazi İnsan Deneyleri

nazi deneyleri

Nazilerin İkinci Dünya Savaşı süresince insanlar üzerinde yapmış oldukları deneyler insanlık tarihinin en korkunç deneylerinin en başında geliyor. Çoğunluğu yahudi ve çocuk olmak üzere binlerce insan üzerinde çeşitli tıbbi deneyler yapıldı. Bunlar arasında denekleri 5 saate yakın buzlu su içinde tutup dondurmak, deneklerin ciğerlerine doğrudan tüberküloz enjekte etmek, hardal gazı odalarında tutmak, Almanların daha hızlı çoğalabilmesi için ikiz doğumlarını araştırmak ve bu yüzden 200’den fazla ikizin deneyler sırasında kloroform ile doğrudan ölümüne sebep olmak, bir esirin vücudundan alınan parçaları başka bir esirin vücuduna eklemek, zehirlemek ve anestezi olmadan ameliyat etmek gibi korkunç deneyler vardı.

ABD’nin 10 Psikolojik Operasyonu

Psikolojik Operasyon ya da 2010’dan beri yeni ismiyle Military Information Support Operations (Askeri Bilgi Destek Operasyonları) ABD’nin hükümetlerin, kuruluşların, grupların ve kişilerin davranışları, motivasyonları ve siyasetleri üzerinde etkili olmak için vermek istediği mesajı planlı operasyonlarla vermesine verilen ad. Bu psikolojik operasyonların amacı karşı tarafı ABD’nin çıkarları doğrultusunda etkilemek şeklinde özetleyebiliriz. Hem barış hem de savaş zamanı gerçekleştilebilir bu operasyonlar. Stratejik, operasyonel ve taktiksel olarak üç türü vardır. Stratejik operasyonlar genelde bilgi savaşları şeklindedir ve askeri alan içerisinde değildir. Operasyonel olanlar ise asker tarafından gerek savaş gerek barış zamanı gerçekleştirilir. Taktiksel operasyonlar ise yine asker gücüyle farklı taktikler üretip hedefe ulaşmayı hedefler.

10. Özgür Avrupa Radyosu

Özgür Avrupa Radyosu ya da İngilizce adıyla Radio Free Europe/Radio Liberty (RFE/RL) Doğu Avrupa, Orta Asya ve Orta Doğu’da yayın yapan ABD destekli bir yayın kuruluşu. Genellikle haber, bilgi ve analiz üzerine yayınlar yapar. 1949 yılında anti-komünist propaganda amaçlı olarak ABD’nin psikolojik operasyonu kapsamında kuruldu. Kurulduğu yıllarda ABD Dışişleri Bakanlığı ve CIA’in bölgesel siyasi analiz ve politikalarını yayınladı. Bölgenin siyasi kaderinde oldukça etkili oldu. Örneğin 1989 yılında bir protesto sırasında öldürülen bir öğrencinin haberinin bu radyoda yapılması ve gündem oluşturulması sayesinde Çekoslovakya’daki komünist hükümet devrildi. Radyonun merkezi 1995 yılına kadar Almanya’nın Münih şehriydi. Daha sonra Prag’a taşındı. Soğuk Savaş’ın bitmesiyle radyonun operasyonları da oldukça azaldı. Radyo bugün 21 ülkede 28 dilde yayın yapmaktadır.

Radyo Soğuk Savaş dönemi Doğu Avrupa’da büyük rol oynadı. Hükümetlerin sansürüne rağmen anti-komünizm ve anti-Sovyet yayınlar yaptı. 1956’da Polonya’daki potestolarla ilgili yaptığı yayınların Macar Devrimi’ne götürdüğü söylenir.

Romanya’da da Nikolay Çavuşesku radyoyu büyük bir tehdit olarak gördü. 1970’lerin ortalarından 1989’da idam edilişine kadar Ether adını verdiği bir programla radyoya karşı operasyon ve mücadele verdi. Ether programının içeriğinde radyo çalışanlarına fiziksel saldırıdan, radyonun üç yöneticisinin öldürülmesine kadar bir dizi operasyon vardı. 1981’de radyonun Münih’teki merkezi bombalandı ve bombalamayı yapanların Çakal Karlos’un adamları olduğu ve Çavuşesku tarafından tutulduğu öğrenildi.

Radyo 1972 yılına kadar resmi olarak CIA tarafından finanse edildi. Daha sonra gelen ABD devlet başkanları tarafından radyonun finansörlüğünün sorgulanması ve soğuk savaşın da bitmesiyle CIA finansörlükten çekildi.

9. Saddam Hüseyin Heykelinin Yıkılması

ABD’nin 2003’te Irak işgalinin en zihinlere kazınan görsellerinden biri Bağdat’ta Firdevs Meydanı’ndaki Saddam Hüseyin heykelinin ABD askerleri tarafından yıkılmasıdır. İddialara göre bu olay ABD tarafından planlanmış ve senaryosu yazılmış psikolojik bir operasyondu. Bu fikrin ordudaki psikolojik operasyon ekibinden geldiği öne sürülür. Yine iddialara göre heykelin yıkılması esnasında etrafta toplanan ve sevinç gösterilerinde bulunanların sayısı gösterildiğ kadar çok değildi ve bu insalar Iraklı yerel halktan değillerdi. Aksine ABD ordusu tarafından bölgeye getirilmişlerdi. O günlerde heykelin Iraklılar tarafından sevinç ve coşkuyla yıkılışının tüm dünya televizyonlarında yayınlanması ABD’nin ne kadar muazzam güçte bir algı operasyonu yürüttüğünün kanıtıdır. Zira o görüntüleri izleyen tüm dünya vatandaşları gözünde ABD’nin işgali gayet sevimli ve yerinde bir hareket olarak algılanmıştı. Iraklılar mutluydu, daha ne olsundu.

8. Kore Savaşı

Psikolojik operasyonlar Kore Savaşı’nda çokca kullanıldı. 1950’de Kore’ye ABD’li bir broşür firması gönderildi. Bu firmanın görevi Güney Kore ve ABD psikolojik operasyon birimiyle birlikte çalışıp Kuzey Kore’li askerleri demoralize etmek için en etkin dili ve görseli kullanmaktı. Öyle de yaptılar. Savaş boyunca gökyüzünden yüzbinlerce broşür dağıtıldı. Bu broşürlerin üzerinde etkili görseller ve yerel dille “Koreli savaşçılar! Kazanamayacağınız bir savaştasınız!” gibi askerleri demoralize eden ifadeler yer alıyordu.

Psikolojik operasyon birkaç farklı metot ile yürütüldü. Radyo veya hoparlörler kullanılarak sesli bir şekilde Kuzey Koreli askerler etki altında bırakılırken aynı zamanda broşürler dağıtıldı. Savaş süresince 2.5 milyarın üzerinde broşür dağıtıldı. Taktiksel broşürler yakın mesafelere dağıtılırken, stratejik broşürler daha uzak mesafedeki askerlere dağıtıldı.

Teslim olan askerler arasında yapılan araştırmada üçte birinin broşürlerdeki yazılar ve radyolardan yapılan yayınlardan dolayı teslim olduğu ortaya çıktı.

7. İsveç Gerginlik Stratejisi

Bazı yazar ve tarihçiler ABD’ye ait bazı denizaltıların ve gemilerin sıklıkla ve düzenli aralıklarla savaşa karşı nötr durumda olan İsveç’in karasularında gözükmesini ABD’nin İsveç üzerindeki psikolojik bir operasyonu olarak görür. İsveç halkı ve hükümeti bu denizaltıların Sovyet rejimine ait olduğunu düşünürdü. ABD’nin bu operasyonları “gizli kardeşi” Ulusal Sualtı Keşif Ofisi ve NATO’nun bazı geride duran birimleri tarafından yapıldı. Ki buna “Gerginlik stratejisi” denir. Gerginlik stratejisinin Vikipedi’deki tanımına bakalım.

Gerginlik stratejisi, planlı ve gizli operasyonlarla bir grubun, bir bölgenin ya da bütün bir ülkenin psikolojik, sosyal ve politik anlamda istikrarsızlaştırılmasıdır.

Bu operasyonlarda İngiliz denizaltıları da yer aldı ve operasyon oldukça başarılıydı çünkü İsveç halkının görüşü ve psikolojisi tamamen değişmişti. Halk artık asıl düşmanın Sovyetler olduğunu ve savaşa hazır olmaları gerektiğini düşünüyordu.

6. Vietnam Savaşı

Psikolojik operasyonlar Vietnam Savaşı’nda da çok etkin bir şekilde kullanıldı. Beyaz propagandayı ABD Bilgi Teknolojileri ve Vietnam’da konuşlandırılan ABD ordusu yaparken, gri ve siyah propagandaları CIA gerçekleştirdi.

ABD basın yayın biriminin Vietnam’da göreve başlamasından 1 yıl önce General William Westmoreland psikolojik operasyonların çok önemli olduğunu ve savaşın sadece askeri güçle kazanılamayacağını ifade ettiği bir konuşma yaptı.

ABD’nin burada görev yapan psikolojik operasyon birimlerinin muazzam bir yazıcı, matbaa olanakları vardı. Çok etkili görseller kullanarak yerel dilde bastıkları broşürlerle operasyonu gerçekleştiriyorlardı. Raporlara göre 10 milyarın üzerinde broşür Vietnam Savaşı süresince dağıtıldı.

5. 1954 Guatemala Darbesi

CIA’in 1954’te Guatemala hükümetini devirmek için kullandığı psikolojik operasyon belki de bu operasyonların en zirvesiydi. CIA ve ABD tarafından yapılan operasyonla Guatemala halkı tarafından demokratik yollarla seçilen hükümet ve hükümet başkanı Jacobo Árbenz devrilmiş ve Guatemala devrimi son bulmuştu. Operation PBSUCCESS kod adlı operasyon neticesinde Jacobo Árbenz yerine Albay Carlos Castillo Arma getirilerek bölgede askeri dikta kurulmuş oldu. CIA bu operasyonda o kadar başarılı idi ki, hem demokratik yollarla seçilmiş hem de popüler bir lideri devirip yerine hiç bilinmeyen, siyasi geçmişi olmayan bir askeri kolaylıkla getirebildi.

1950’de yapılan seçimlerde Jacobo Árbenz en yakın rakibine 3 kat fark atarak seçimleri kazandı ve başa geçti. Árbenz başa geçince sosyal reformları hızlandırdı, toprak reformu yaptı. Borcu olan köylülere borçlarını ödeyebilmeleri ve gelir elde edebilmeleri için küçük toprak parçaları verdi. Bu reforma göre ekilmemiş boş araziler ekilmek suretiyle köylülere dağıtıldı. Árbenz de kendine ait toprakların bir kısmını verdi. Bu tabi UFCO gibi büyük ABD şirketlerini zora soktu. UFCO yani United Fruit Company üçüncü dünya ülkelerinde meyve yetiştirip ABD ve Avrupa pazarlarına satan bir ABD şirketi. Şirket ABD hükümetinde lobi yaparak Árbenz’in devrilmesini sağladı. CIA’ya bağlı milis güçler Árbenz’i devirdi ve yerine askeri diktatör Carlos Castillo Armas’ı getirdi.

CIA Guatemala halkını ve politik/siyasi liderlerini ülke merkezine yaklaşmakta olan büyük bir işgal olacağı haberleriyle ve psikolojik operasyonuyla ikna ederek Arbenz’i kolaylıkla devirdi.

4. Nikaragua Gerilla Savaşı

CIA’in Nikaragua’daki Marksist Sandinistas’a karşı mücadele etmek için bölgedeki gerillaları eğittiğini ve hatta bu gerillalar için psikolojik operasyon el kitabı yazdığını biliyor muydunuz? Evet böyle birşey var. Associated Press’in 1984’te yaptığı bir haberde CIA’in Nikaragua’daki gerillalar için “Psychological Operations in Guerrilla Warfare” (Gerilla Savaşında Psikolojik Operasyonlar) adında bir kılavuz yazdığı belirtildi. Yaklaşık 90 sayfalık kitapta Nikaragua’lı silahlı gerillaların mevcut hükümete karşı nasıl propaganda hareketi yürüteceği anlatılıyordu. Kitapta ayrıca suikastler de işleniyordu. CIA daha sonra yaptığı açıklamada kitabın radikal güçleri ılımlı hale getirmek için yazıldığını belirtmek zorunda kaldıysa da pek inandırıcı olmadı.

Kitapta “şiddetin propaganda amaçlı kullanılabileceği” ve karşı tarafın gerekli durumlarda nötralize edilebileceği (öldürülebileceği) yazıyordu. Nikaragua’lı gerillalara protestocuları polislerin üzerine sürmek suretiyle, protestolarda ateş etmek ve en az bir ya da iki kişinin ölümüne sebep olarak ki bu şehitlik olarak algılanacaktır ve böylece hükümeti zor durumda bırakma gibi yöntemler öğretildi. Kitapta ayrıca hakim, polis, asker gibi seçili figürlerin hedef alınarak öldürülebileceği öğretildi.

3. ABD’nin Panama’yı İşgali

Bilmeyenler için kısa bir özet geçmek gerekirse: ABD Panama Kanalı’nı kontrol altında tutmak için geçmişte çeşitli antlaşmalar imzaladı. Daha sonra gelen hükümet ve liderlerle kanal kontrolü noktasında anlaşmazlığa düşünce ve çıkarlarının tehlikeye girdiğini farkedince 20 Aralık 1989’da mevcut hükümet başkanı Noriega’yı devirmek için ülkeyi işgal harekatını başlattı. Neticede Noriega ABD güçleri tarafından tutuklanıp yargılanmak üzere ABD’ye götürüldü ve yerine başka biri getirildi.

CIA’in Panama’daki psikolojik operasyonlarının çoğu ABD kamuoyu ve hatta ABD yöneticileri tarafından çok sonra öğrenildi.

CIA’in Panama’da gerçekleştirdiği en önemli psikolojik operasyon hükümete bağlı radyo istasyonlarını yine Noriega hükümetine karşı kullanmak oldu. İstasyonlardaki vericiler üzerinde maniplasyonlar yapıldı. Fakat burada daha önce başka bir yerde kullanılmayan ve “Ma Bell Missio” adı verilen bir teknik kullanıldı. Panama’lı mukavemet güçlerinin bulunduğu bazı bölgelerde halen telefon erişimleri vardı. İspanyolca konuşabilen güçler tarafından bu noktalar ele geçirildikten sonra Panama’lı komutanlara telefon açılarak İspanyolca konuşmalar gerçekleştirildi. Bu konuşmalarda bölgedeki Panamalı komutanlara silahlarını bırakmaları, teslim olmaları, aksi takdirde işgal sonrası kurulacak mahkemelerde yargılanacakları söylendi. Bu operasyon neticesinde 10 günlük süre zarfında tek bir ABD askeri kaybı vermeden 2000 Panamalı asker teslim oldu, 6000 silah ele geçirildi ve 14 adet Panama mukavemet noktası ele geçirildi. Ayrıca Noriega’nın birkaç yüksek rütbeli yakın arkadaşı da bu operasyon neticesinde yakalandı.

Noriega’nın saklandığı Vatikan büyükelçiliğinden çıkarılması ve yakalanması için CIA Operation Nifty Package (Kirli Paket Operasyonu) adını verdiği bir operasyon düzenledi. 10 gün boyunca direnen Noriega’ya bu süre zarfında pek çok psikolojik operasyon uygulandı. Bunlar arasında yüksek sesle rock müzik dinletmek, büyükelçiliğin üzerinde helikopter uçurmak vardı. Noriega’nın saklandığı büyükelçiliğin karanlık bir odasında İncil okuyarak vaktini geçirdiği belirtildi ve nihayet 10ncu günün sonunda Noriega teslim oldu ve tutuklanarak ABD’ye götürüldü.

2. ABD’nin Afganistan’ı İşgali

11 Eylül saldırılarının ardından ABD Afganistan’ı işgal etti ve 2001’den 2014’e kadar askeri birliklerini bu ülkede tuttu. Afganistan’ın işgali sırasında pek çok psikolojik operasyonun gerçekleştirildiği biliniyor. Fakat genelde bu tür operasyonlar yıllar sonra ortaya çıkabiliyor. Kimbilir belki bundan 20-30 yıl sonra Afganistan’da gerçekleştirilen değişik psikolojik operasyonları öğrenebileceğiz.

Fakat bugün itibariyle ortaya çıkan Afganistan’daki örnek bir psikolojik operasyon var elimizde. 1 Ekim 20015’te hem CNN hem diğer büyük gazetelerde ABD’deki askerlerin öldürdükleri 2 Taliban üyesinin cesetlerini hijyenik nedenlerden ötürü yaktıklarına dair haberler vardı. İslama göre müslüman bir kişinin yakılması yasak olmasına rağmen ABD’li askerler tarafından Taliban üyeleri yakıldı. Birlik komutanı da üstünü bu konuda bilgilendirmedi. Bölük komutanı olayı farkedince yanmakta olan cesetlerin söndürülmesini istedi. Birlik komutanı bu olay yüzünden ihtar mektubu aldı. Bu olaydan haberdar olan psikilojik operasyon birimleri bunu bölgede bulunan gazeteci Stephen Dupont’ı bulabilmek için propaganda amaçlı kullandı. Dupont daha sonra yaptığı açıklamalarda ABD’li askerlerin telsiz yayınlarıyla Taliban’lı 2 üyenin hijyen ve temizlik için yakıldığını anlattıklarını söyledi. Telsiz yayınlarıyla Taliban güçleri demoralize edilmeye çalışıldı. Yapılan yayınlar aşağıdaki şekilde idi:

Dikkat, Taliban, hepiniz korkak köpeklersiniz. Arkadaşlarınızın ölmesine ve yakılmasına izin verdiniz. Cesetlerini gelip almak için bile korkuyorsunuz. Bu da sizin kız çocukları olduğunuzun bir kanıtı.

Başka bir telsiz mesajında ise şöyle bir yayın yapıldı:

Kadın gibi saldırıp kaçıyorsunuz. Kendinize Talip diyorsunuz ama sizler İslam dininin utanç kaynağısınız ve ailelerinize utanç veriyorsunuz. Köpek gibi saklanacağınıza gelin ve erkek gibi savaşın.

Daha sonra yapılan soruşturma neticesinde iki psikolojik operasyon üyesi ABD’li asker mesajları yayınladıkları için idari ceza aldı.

1. Körfez Savaşı

Körfez Savaşı psikolojik operasyonlara yeni bir seviye kazandıran savaştır. Bu savaşta bilinen hemen hemen bütün psikolojik operasyon yöntemleri kullanıldı. Radyo, TV yayınları, broşürler ve hoparlörlerle Arap kardeşliğini anlatan konuşmalar bunlardan başlıcaları. Bunların etkili olanı ise bombalanacak bölgeye yukarıdan broşür atarak bölgenin 24 saat içinde bombalanacağını bildirmek şeklinde olan. Böylece bölge kısa sürede yerel halk tarafından boşaltılır. Körfez Savaşı süresince 29 milyon broşür dağıltıdığı raporlarda geçer.

Özel psikolojik operasyon birimi 1991 yılında “VOICE OF THE GULF” (Körfez’in Sesi) radyosunu hayata geçirdi ve yayın hayatı boyunca 210 saat canlı, 330 saat kayıtlı yayın yaptı.

Stanley Kubrick Hakkında 10 Komplo Teorisi

Hakkında belki de en fazla komplo teorisi üretilen yönetmenlerden biri Stanley Kubrick’dir. 1999 yılında Eyes Wide Shut (Gözleri Tamamen Kapalı) çekimlerinin sonuna doğru ölümü bu teorilerin sayısını daha da arttırdı. ABD’nin aya inişinin de gerçek olmadığını ve bunu Kubrick’in yönettiği kendisi hakkında ortaya atılan en büyük komplo teorilerinden biridir. Aşağıda Stanley Kubrick hakkında 10 adet çılgın diyebileceğimiz komplo teorisini listeledik.

10. Filmleriyle İnsanları NASA Seks Kültü’ne Karşı Uyarmaya Çalıştı

NASA seks kültü
NASA seks kültü

NASA seks kültü. Evet, yanlış okumadınız. Açıkçası ben de ilk okuduğumda “o ne be” dedim. NASA neden seks kültü kursun dedim. Fakat tabi teoriyi ortaya atanların da kendilerince güçlü savları var.

Saturn Death Cult diye bir kült duydunuz mu hiç? Türkçesi Satürn Ölüm Kültü demek. Hatta hakkında şöyle bir site var. Teori şu: Kubrick’in hayatı insanları bu külte karşı uyarmaya çalışmakla geçti. Bu kültün tek bir hedefi vardı: yıldızlararası evrimi sağlamak ve bunu pedofiliye varan sapıkça eylemlerle gerçekleştirmek. Transmutasyon ile insanlığı bir sonraki evrime hazırlamak.

Teoriye göre Kubrick ABD’nin fake aya iniş sahnelerini çektiği ve yönettiği sırada NASA’da Satürn’e tapan bir seks kültünün varlığından haberdar olur. Ve filmlerine gizli kodlar koyarak insanları bu külte karşı uyarmaya çalışır. 2001: A Space Odyssey aslında Satürn’e dair referanslar içeriyordu fakat Warner Bros bu referansları Jüpiter olarak değiştirdi. Eyes Wide Shut, şeytani bir seks kültüne işaret ediyordu. Yapay Zeka, 12 yaşında ve yaşlanmayan bir çocuğu köle olarak almak isteyen bir aileyi resmediyordu. Lolita çocuk evliliği ile ilgili mesajlar içeriyordu.

9. The Shining ABD Ekonomi Politikasını Hicveder

The Shining
The Shining

2012 yapımı Room 237 belgeseli ya da filmi baştan sonra The Shining’i inceler ve analiz eder. The Shining gerçekten benim de hayranı olduğum başyapıtlardan biridir. Hakkında inanılmaz sayıda komplo teorisi vardır. Fakat Room 237’de incelenmeyen ve çok ilginç bir teoriye değineceğiz.

Altın Standardı diye bir konsept var. Altın standardı ekonominin altın üzerinden dönmesi demek. Para birimi olarak altının kullanılması demek. 19ncu yüzyılın başlarından İkinci Dünya Savaşı’na kadar Avrupa ve Amerika’da kullanılan ekonomi standardı idi. Daha sonra piyasalarda tamamen banknot (kağıt para) kullanımına geçilmiştir. İşte Shining’in ABD’nin bu altın standartlarını terkedip ekonomik açıdan bir devrimine işaret ettiği iddia edilir. ABD’nin kısa süreli başkanlarından Woodrow Wilson‘ın altın standartlarını terketmesini gizli bir şekilde alaya aldığı söylenir. Filmde bazı sahneler “the Gold Room” yani “Altın Oda” denilen odada çekilmiştir. Bu sahnelerden birinde Jack Nicholson barmenden içki almak ister ama barmen parasının orada geçmediğini ve içeceklerin the house’tan yani şirketten olduğunu söyler. Woodrow Wilson’ı altın standartlarını terketmeye ikna eden kişi Colonel Edward Mandell House’tur. Peki Jack’in Woodrow Wilson’ı sembolize ettiğini nereden anlıyoruz? Filmde Jack’in berbat bir yazım kabiliyeti var ve New York Times 1913’te Wilson’ı yazım yeteneğinin kötülüğünden dolayı hicvetmişti.

SHININGNOTE

Fakat bu teoriyle ilgili asıl öldürücü vuruş son sahnede gelir: 4 Temmuz 1921 tarihli bir fotoğrafta Jack Nicholson etrafındaki insanlarla birlikte kameraya el sallar. 4 Temmuz 1921 Wilson’ın emekliliğie ayrılışından tam 2 ay sonrasında denk gelmektedir ve fotoğrafta Jack’in arkasında duran şahıs Wilson’ı andırmaktadır. Yani özetle The Shining ABD’nin ekonomi politikasının bir hicvidir.

8. 2001: Bir Uzay Destanı Uzaylıların Varlığını Gösterir

2001: A Space Odyssey
2001: A Space Odyssey

2001: A Space Odyssey ya da Türkçe adıyla 2001: Bir Uzay Destanı hakkında sayısız komplo teorisi vardır. Bunlara tek tek girmeyeceğiz. Zaten siz bunları Youtube’da, bloglarda okumuşsunuzdur. Burada sadece ilginç ve çılgın bir teoriye bakacağız.

Space Odyssey’de uzay yaratıkları ve uzaylılarla ilgili herhangi bir sahne yok. Fakat filmin asıl konusunun uzaylılar olduğuna dair bir teori var. Filmin sonundaki monolith sahnesi insanların uzaylılar tarafından alıkonulmasının bir metaforu aslında. O zamanlar devlet arşivlerinde gizli tutulduğu iddia edilen uzaylı belgelerini hatırlayınız. Bu belgeler günümüzde halen sır. Sahte aya iniş operasyonunu yönetirken bu belgeler eline geçen Kubrick daha sonra Uzay Destanı filminde bu sırları gizli bir şekilde ifşa etmiştir. Bütün bu teorinin çıkış noktası da böyle bir filmin zamanının çok ötesinde olmasındandır.

7. Son Filmi Şeytani Kültler Tarafından Editlendi

Eyes Wide Shut
Eyes Wide Shut

Kubrick 1999 yılında öldüğünde en son filminin montajını tamamlamamıştı. Eyes Wide Shut Kubrick’in ölümü ile birlikte büyük dikkat ve ilgi topladı. Warner Bros ile aynı ligdeki Yeni Dünya Düzeni sahipleri onun bu filmini editlemişlerdi.

Teoriye göre filmde işlenenler bu şeytani kültlerin gerçek yüzünü gösteriyordu fakat Warner Bros bu kısımları yayınlamadı. Gerçekleri gizlemek için filmin orijinal sahneleri sansürlendi.

Peki ne türden manyak bir kült böyle bir işe girişir? İşte bu sorunun cevabı da sonraki maddede.

6. Eyes Wide Shut Scientology Hakkındaydı

Scientology
Scientology

Scientology‘i kesin duymuşsunuzdur. Bir garip tarikat. Kurucusu Ron Hubbard bu oluşumu din olarak tanımlıyor. Hollywood’un en büyük ve en gizli kültü kabul ediliyor. Tom Cruise gibi ünlü üyeleri var. Evet Tom Cruise bu grubun üyesi ve Kubrick’in son filmi Gözleri Tamamen Kapalı (Eyes Wide Shut) filminde başrol oynuyor. Gözleri Tamamen Kapalı adından da anlaşılacağı üzere halkın ve toplumların önlerinde duran bazı gerçekleri göremediğini ima edercesine Gözleri Tamamen Kapalı der. Filmin tamamen Scientology hakkında olduğunu hatta Kubrick’in kızı Vivian’ın da 1998’de bu tarikata girdiğini ve bir daha ailesi ile görüşmediğini öne sürüyor teoriyi ortaya atanlar. Hatta filmde yaşananların Kubrick’in kızını kaybetmesini anlatan bir metafor olduğunu dile getiriyorlar. Nitekim filmde Tom Cruise bu kült sorguya alınıp tehdit ediliyor.

Fakat gerçek şu ki Kubrick’in kızı ailesini 1998’de terketmedi. Daha önceden zaten terketmişti. Fakat kimbilir belki Kubrick üzerindeki etkileri filme yansımıştır.

5. Dr. Strangelove Florür ile İlgili Bir Uyarı

Dr. Strangelove‘ı izlemişsinizdir. Henüz izlemediyseniz şiddetle tavsiye ederim. Gelmiş geçmiş en güzel kara mizahlardan biri.

Film boyunca bir karakter Peter Sellers’a florlama yani içme suyuna flor katmanın insanlığın karşı karşıya kaldığı en büyük komunist tuzak olduğunu anlatmaya çalışır. İşte bu teoriye göre Kubrick gerçekten de insanları florlamaya karşı uyarmaya çalışmıştır bu filmde. İyi de doğrudan uyarmak varken neden film çekip uyarma gereği duyarki insan diyebilirsiniz. Doğrudan uyardığınızda o anda belki bir etkisi olur toplum üzerinde ama sonra unutulur gider. Fakat film, kitap veya şarkı ile bu mesajları, uyarıları ölümsüzleştirebilirsiniz. Bakın filmin yapımının üzerinden kaç yıl geçmiş hala kendisi hakkında konuşuyoruz.

Filmde Kubrick açıktan florlama tehlikesini savunanlarla dalga geçmektedir. Teori derki Kubrick florlama tehlikesini alaya alıp, insanların bu konuyu ciddiye almamalarını ve dikkatleri başka yöne çekmektedir.

4. A Clockwork Orange MKUltra Projesi’ni İşler

A Clockwork Orange
A Clockwork Orange

Kubrick’in pek çok büyük filmi romanlardan esinlendikleri olmuştur. A Clockwork Orange da bunlardan biri. Fakat The Shining veya Barry Lyndon’ın aksine Kubrick, A Clockwork Orange’ı sahneye uyarlarken birkaç küçük değişiklik yapmıştır. Bunu yapması da komplo teorilerine yol açmıştır.

Öncelikle MKUltra Projesi‘nin ne olduğuna bakalım. Bu proje komplo teorisi değil, gerçek bir projedir. CIA tarafından 60’lı yıllarda insanlar üzerinde deneylerin yapıldığı, zihin kontrolü için başlatılan bir programdı. A Clockwork Orange’ın referans aldığı Otomatik Portakal romanının yazarı Anthony Burgess İngiliz istihbaratı için çalışıyordu. Teoriye göre Burgess MKUltra projesinin korkunç deneylerine tanıklık etti ve bildiklerini kitabın içine gizli mesajlarla dokuyarak bu romanı yazdı. Ki romanı 3 haftada yazdığı söylenir. Sonrasında Kubrick de bu romanı sinemaya uyarladı.

Peki kitabın içine yerleştirilen ipuçları nelerdi? Bunlardan en önemlisi müzik ve uyuşturucularla elebaşı olan Alex’in davranışlarının değiştirilmesiydi. Alex’e uygulanan bir zihin kontrolüydü. Ve filmde çok sık kullanılan “bliss” yani “saadet, mutluluk, huzur” kelimesi. Bunun da CIA’nın zihin kontrolü deneyleri yaptığı Fort Bliss‘e işaret ettiği ileri sürülür.

3. The Shining’de Maya Kıyameti Anlatılır

21 Aralık 2012’de Maya takvimine göre kıyametin kopacağı söyleniyordu. Hatta bu tarihte pek çok insan kimi merak, kimi korkuyla olacakları bekledi ve hiçbir şey olmadı.

Fakat bu teoriye göre gerçek kıyamet tarihi The Shining içine gizlenmişti. 70’li yıllarda Maya takvimine göre kıyametin 24.12.2011’de kopacağı tahmin ediliyordu. Bu tarih daha sonra 21 Aralık 2012 olarak revize edildi. Bu kısmı belirtmek gerekiyor çünkü filmde çok fazla 12, 21, 24 ve 42 sayılarına referans olduğu ileri sürülür. Bu referanlardan 12 ile ilgili olanlarışağıda bulabilirsiniz.

12:

  • 237 nolu odanın rakamları toplamı 12.
  • Filmin sonundaki “Midnight, The Stars and You” şarkısı. (Midnight = 12)
  • Filmde sadece iki yerde saat gözükür. Biri 4’ü, diğeri ise 8’i gösterir. 8+4 = 12.
  • Jack’in arabasını dışarıdan 12 kez görüyoruz.
  • Jack banyo odasına baltasıyla 12 kez vuruyor
  • Danny yatak odası sahnesinde “Dad” dediğinde piano 12 F ile çalmaya başlıyor.
  • Jack elindeki topu The Colorado Lounge duvarına 12 kez fırlatıyor.
  • Dick Hallorann orman bekçisini her aradığında 12 adım atıyor. Jack tarafından balta ile öldürüldüğünde ise 120 adım.
  • Jack’in yansımasını aynada gördükten filmin sonuna kadar 12 gün geçiyor.
  • Danny ve Wendy labirentin içinde 12 köşe dönüyor.
  • Dick Hallorann depoda toplam 12 hindi, 24 domuz eti, 30 adet 12lb’lik şeker çuvalı ve 12 kavanoz pekmez olduğunu söyler.
  • Filmde toplam 5 eyalet, 7 şehir ismi geçer.
  • Jack’in daktilosu ile yazı yazdığı Colorado Lounge’da toplam 12 halı var.
  • Wendy ve Jack’in yatak odalarının kapısında arkalı önlü toplam 12 pencere var.
  • Jack filmin sonunda Danny’e 12 kez sesleniyor.
  • Dany aynada Tony ile konuşurken parmağını 12 kez kaldırıyor. 6 kez aynada, 6 kez yansıması.

Örneğin Danny’nin 42 defa Red Rum demesi de bu referanslardan biri.

İşte bu 12 ve 42 referanslarıyla Kubrick’in Maya Takvimine göre kıyamete işaret ettiği söylenir fakat kıyametin kopmaması teoriyi sanırım çürütmüş oldu.

2. Kubrick İllüminati Üyesiydi

Eyes Wide Shut ya da Türkçe adıyla Gözleri Tamamen Kapalı hakkında pek çok komplo teorisi üretilmiştir. Hakkında bu kadar komplo teorisi üretilmesi de aslında anlaşılabilir birşey çünkü filmin sonunda Kubrick ölüyor, film şeytani kültleri işliyor ve filmde Scientology üyesi Tom Cruise oynuyordu. Pek çok kişi Kubrick’in bu filmle şeytani bir kült olan İllüminati‘yi hedef aldığını söyler. Fakat ya tam tersi geçerli ise? Ya Kubrick bir İllüminati üyesi ve bu film de bir İllüminati propagandası ise?

İşte bu teori Kubrick’in aslında İllüminati üyesi olduğunu söyler ve Eyes Wide Shut’ın ABD’nin psikolojik operasyonlarından biri olduğunu iddia eder. Bu linkte ABD’nin psikolojik operasyonlarıyla ilgili uzun bir ingilizce yazı bulabilirsiniz. Birgün fırsat olursa onu da inceleriz. Teoriye göre Kubrick İllüminati’yi filmde çok sevimli göstermiş ve insanların korkularının önüne geçmiştir. Filmde bu örgüt üyelerinin orgy yaptıkları bir parti gösterilir. Aslında gerçekte varolan ve pedofiliye giren iğrenç törenlerini bunun gibi sevimli bir partiyle örtmüşlerdir der teori. Hatta Eyes Wide Shut’ın özellikle sıkıcı ve uzun yapıldığını ve bunu insanları hipnotize edip olanı kabullendirmek için yapıldığı ileri sürülür.

1. Kubrick’i Gizli Bir Örgüt Öldürdü

Stanley Kubrick Hakkında 10 Komplo Teorisi

Kubrick’in Eyes Wide Shut’ı tamamlayamadan ölmesi elbette akıllara tek soru işaretini getirdi: acaba hikayesini anlattığı İllüminati, Scientology vb bir örgüt tarafından mı öldürüldü?

7 Mart 1999’da yani filmin 2001’de yayınlanmasından tam 666 gün önce Kubrick’in ölümü ya da öldürülmesi aslında bu gizli örgütün bir intikamı ve bir mesajıydı.

Kubrick’in ölümü CIA, Bush, İllüminati, Scientology ve hatta ünlü Amerikalı müzik yapımcısı Sonny Bono ile de ilişkilendirilmiştir. Doğrusunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz ama belki de Kubrick sadece obeziteden ve yaşlılıktan öldü. Ama bu gerçeği kabul etmek sanırım diğerlerine göre biraz daha zor.

En Çok Kazandıran 10 Programlama Dili

Bilgisayar endüstrisi son 30 yılın en büyük endüstrilerinden biri haline geldi. Dünyanın en zenginleri listesini artık bakkal, market sahipleri değil, Facebook, Microsoft gibi bilgisayar eksenli firmaların sahipleri dolduruyor. ABD’de bir bilgisayar programcısının ortalama kazancı 2015 itibariyle yıllık 100.000$ (~250.000 TL) ile en yüksek seviyeyi görmüş durumda şu an.

Her sene çok fazla sayıda bilgisayar mühendisi üniversitelerden mezun oluyor. Gerçek anlamda aşağıda belirtilen paraları kazananlar ise bu dillere çok iyi hakim olan ve istenilen uygulamaları yazabilenler. Quartz’ın yaptığı araştırmaya göre 2014’ün en çok kazandıran programlama dilleri aşağıdakiler. Siz bunlardan kaçını biliyorsunuz?

10. Visual Basic – 17.491 TL (Aylık)

En Çok Kazandıran 10 Programlama Dili

Yıllık (TL) = 209.897 TL
Aylık (TL) = 17.491 TL

En çok kazandıran programlama dilleri listesinin 10ncu ve son sırasında Microsoft’un geliştirdiği Visual Basic var. Yaklaşık aylık 17.000 TL kazandırıyor Visual Basic kendisini iyi bilip kullananlar.

Visual Basic özetle üçüncü nesil, olay güdümlü programalama dilidir. İlk olarak 1991 yılında yayınlandı. Çıkış noktası olabildiğince kullanımı kolay bir dil sunmaktı. BASIC’ten türedildi. Hızlı bir şekilde grafiksel kullanıcı arayüzlü uygulamalar geliştirmeye olanak sağlar. Data Access objeler kullanarak veritabanlarına da bağlantı kurma imkanı verir. İçeriğindeki komponentler sayesinde uygulamaya kolayca objeler eklenebilir. Visual Basic ile yazılan programlar aynı zamanda Windows API’sini de kullanabilir.

Visual Basic’in son versiyonu 1998 yılında yayınlandı. En son versiyonu 6’dır. IDE’nib pek çok desteği kalkmış olsa bile halen pek çok geliştirici Visual Basic’i Visual Basic .NET’e tercih etmekte.

Piyasada halen VB ile programlar yazılmakta ve dili iyi kullanabilen programcılar istenilen türde uygulamalara VB ile çözüm üretebilmekte.

9. C# – 18.125 TL (Aylık)

Yıllık (TL) = 217.496 TL
Aylık (TL) = 18.124 TL

Visual Basic’in üçüncü nesil programalama dili olduğunu söylemiştik. C# ise multi-paradigmalı bir programalama dilidir. Bu şu demek: C# birden fazla programlama paradigmasını destekler demek. Microsoft’un .NET insiyatifi ile birlikte geliştirilmeye başlandı ve daha sonra ECMA ve ISO tarafından onaylanarak standardizasyon kazandı. Bu dilin çıkış noktası basit, kolay, modern, çok amaçlı ve nesne merkezli bir dil yaratmaktı. Nitekim piyasadaki kullanım oranına baktığımızda Microsoft’un bunu başardığını da söyleyebiliriz. En son yayınlanan C# 5.0 versiyonudur ve Ağustos 2012’de yayınlanmıştır.

Yine bugün piyasadaki bankacılık sektöründen diğer pek sektöre kadar C# aktif olarak kullanılmaktadır. Bu dili iyi bilen ve kullanabilen programcılar yıllık 200.000 TL üzerinde para kazanma imkanına sahip.

8. R – 18.324 TL (Aylık)

Yıllık (TL) = 219.891 TL
Aylık (TL) = 18.324 TL

R istatistiksel hesaplama ve grafikler için kullanılan bir programlama dilidir. İstatistiksel uygulamalar geliştirmek ve veri analizi yapmak için istatistikçiler ve veri mühendisleri arasında oldukça yaygın kullanılan bir dildir. Yapılan araştırmalara ve anketlere göre R’nin kullanımı son yıllarda yükselerek artmaktadır.

R aslında S programlama dilinin bir implementasyonudur. R Yeni Zelanda’nın en büyük üniversitesi Auckland Üniversitesi’nde geliştirildi. Dili geliştiren Ross Ihaka ve Robert Gentleman’ın isimlerinin başındaki R harfinden dolayı dile bu isim verildi. Dil GNU projesi kapsamındadır ve ilk olarak 1993 yılında ortaya çıkmıştır.

Bugün internet ve sosyal ağlar sayesinde saniyede milyarlarca veri üretilmekte. Bu verilen işlenmesi, incelenmesi, analiz edilmesi gibi çalışmalar belki de insanlığın ilerleyişinin en büyük etkenlerinden biri olacak. R programlama dili de burada devreye giriyor. Milyarlarca veriyi işleme, istatistiksel hesaplamalar yapabilme ve bunların grafiklerini oluşturabilme yüksek bir yetenek. R sayesinde bu yetenek daha ileri seviyeye götürülebilir. Piyasada özellikle istatistiğin sık kullanıldığı sektörlerde R oldukça popüler hale gelmiş durumda.

7. C – 18.340 TL (Aylık)

Yıllık (TL) = 220.084 TL
Aylık (TL) = 18.340 TL

C programlama dilinin ve Unix’in babası Dennis Ritchie. Tek kelimeyle müthiş bir insan. C dilini 1972’de ABD’de Bell laboratuvarlarında geliştirdi ve o tarihten sonra tüm zamanların en çok kullanılan programlama dili haline geldi.

C çok amaçlı, imperatif (emir kipli) programlama dilidir. Yapısal programlamayı destekler. D, Go, Rust, Java, JavaScript, Limbo, LPC, C#, Objective-C, Perl, PHP ve Python gibi pek çok dil bazı şeyleri C’den ödünç almıştır.

C daha çok sistem programlamada, embedded sistem uygulamalarında ve işletim sistemlerinde kullanılır. Bu kadar yaygın olmasının bir neticesi olarak pek çok dilin derleyicisi, kütüphanesi ve interpreter’ı C’de geliştirilmiştir. Örneğin Phyton, Perl 5 ve PHP’nin implementasyonları C’de yazılmıştır.

Piyasada C bilen geliştirici sayısı diğer dillere göre çok fazla değildir. Bu da C bilen geliştirici talebinin artmasına ve bu dili bilenlere ödenen ücretlerin yüksek olmasına sebep olmuştur. Çok iyi seviyede C bilen bir programcının aylık geliri yaklaşık 18.000 TL civarındadır.

6. JavaScript – 18.610 TL (Aylık)

Yıllık (TL) = 223.324 TL
Aylık (TL) = 18.610 TL

Çok iyi seviyede JavaScript biliyorsanız aylık 18.610 TL kazanma imkanınız var. JavaScript ya da kısaca JS dinamik bir programlama dilidir. Kullanıcıyla etkileşimi sağladığı için web tarayıcılar üzerinde çok yaygın olarak kullanılır. Sunucu tarafından herhangi bir işlem yapmadan JavaScript ile bütün işlemleri client tarafında halledebilirsiniz. Node.js gibi framework’lerle birlikte server-side network programlamasında da kullanılır. Multi paradigmalı bir dil olmasının yanısıra object-oriented, imperatif gibi stilleri de destekler.

İsim, sintaks ve standart kütüphane benzerliklerinin rağmen Java ve JavaScript birbirinden farklı ve bağımsız dillerdir. Ve çok farklı semantiğe sahiptirler. Pek çok kez bu ikisi karıştırılır. JavaScript’in sintaksı C’den, semantik ve dizaynı Self ve Scheme programlama dillerinden türetilmiştir.

JavaScript kullanımı zevkli, kolay bir dildir. Pek çok web tabanlı oyun, uygulama, site yapılabilir bu dille. Oldukça iyi ve detaylı dökümantasyonu da vardır internette. JavaScript öğrenmeye Code Academy’nin etkileşimli muhteşem JavaScript kursundan başlayabilirsiniz.

5. C++ – 19.025 TL (Aylık)

Yıllık (TL) = 228.308 TL
Aylık (TL) = 19.025 TL

C++ en çok kazandıran programlama dillerinden biri. Listede 5nci sırada. Bu dili yetkin bir şekilde bilen bir programcının ortalama aylık kazancı 19.000 TL civarında. Tabi bu rakam deneyime göre daha da artabilmekte. Üniversitelerin bilgisayar mühendisliği bölümünden veya herhangi bir bölümden veya liseden mezun biri bu dili çok iyi biliyorsa boşta kalmasının imkanı yok gibi.

C++ da diğer pek çok dil gibi çok amaçlı bir programlama dilidir. İmperatif (emir kipli), nesne merkezli ve jenerik programlama özelliklerine sahiptir. Ayrıca düşük seviye bellek maniplasyonuna da izin verir.

Daha çok gömülü sistemlerde, işletim sistemi çekirdeklerinde ve sistem programlamada kullanılır. Bunların yanısıra masaüstü uygulamalarda, sunucularda ve performansın önemli olduğu uygulamalarda da yaygın bir şekilde kullanılır.

C#, Java ve C’nin yeni versiyonları da dahil olmak üzere pek çok dil C++’dan etkilenmiştir.

4. Java – 19.311 TL (Aylık)

Yıllık (TL) = 231.741 TL
Aylık (TL) = 19.311 TL

Java bilmek bir programcı için çok büyük bir yetkinlik sayılabilir. Oldukça güçlü bir dil ve piyasada oldukça rağbet görüyor. C ve C++ gibi çok amaçlı, sınıf tabanlı ve nesne merkezli bir dildir. Çıkış noktası “Write once, run everywhere” yani “Bir kere yaz, heryerde çalıştır”. Yani Java ile yazılan uygulamanın yazıldığı platformdan farklı platformlarda çalıştırılması için tekrar derlenmeye ihtiyacı yok demektir. Java ile yazılan programlar bytecode’a derlenir ve herhangi bir Java virtual machine üzerinde kolaylıkla çalışır.

2015 itibariyle en popüler ve en yaygın kullanılan dillerin başında Java gelmektedir. 9 milyona yakın geliştiricisi ile birlikte daha çok client-server web uygulamarda kullanılan Java’nın daha pek çok kullanım alanı bulunmakta.

Java sintaksının çoğunluğu C ve C++’dan türetilmiştir.

Sektörün en büyük payını alır Java. Piyasada bu dili bilenler ya da şöyle diyelim bu dili iyi bilenler el üstünde tutulur ve oldukça büyük firmalarda iş bulma imkanına sahiptir. Java’yı çok iyi biliyorsanız bir üniversite mezunu bile olmanıza gerek yok aslında. Piyasada kolaylıkla iş bulabilirsiniz zira sektör sağlam Java bilen geliştiriciye henüz doymuş değil.

3. Python – 20.493 TL (Aylık)

Yıllık (TL) = 245.925 TL
Aylık (TL) = 20.493 TL

Python en çok kazandıran programlama dilleri listesinin 3ncü sırasında yer alıyor. İnanılmaz güçlü ve yetenekli bir dil. Yazamayacağınız uygulama yok gibi. Ben de bireysel olarak çok seviyorum Python’u. Okunuşunu bir türlü denk getiremedim. Bazıları Piton diyor, bazılar payton. Fayton diyen de var :). Hangisi kolayınıza geliyorsa o şekilde okuyabilirsiniz.

Python çok-amaçlı, yüksek seviyeli bir programlama dilidir. Tasarım felsefesinde kodun rahat okunabilirliği öne çıkar. Konsepti sayesinde uzun satırlar gerektiren işlemleri birkaç satırda yazabilirsiniz.

Nesne merkezli, imperatif ve fonksiyonel programlama gibi çoklu programlama paradigmasını destekler. Ayrıca otomatik bellek yönetimi ve çok geniş ve kapsamlı kütüphane standartlarına sahiptir.

Google, Yahoo, NASA, CERN gibi büyük şirketlerde de kullanılır bu dil. Web uygulamalar için scripting dili işlevi görür. Django ve Flask gibi güçlü frameworkleri vardır.

3DS Max, GIMP, Paintshop Pro gibi pek çok masaüstü uygulamada da kullanım alanı vardır.

Özetle Python bilip sektörde boşta kalmak imkansız gibi birşeydir. İyi Python bilen bir geliştirici aylık ortalama 20.500 TL kazanmakta.

2. Objective C – 22.021 TL (Aylık)

Yıllık (TL) = 264.257 TL
Aylık (TL) = 22.021 TL

2008 yılında Apple’ın App Store’u kullanıma açmasıyla ve iOS dilini tanıtmasıyla birlikte Objective C dilinin popülerliği çok arttı. Bugün App Store’da bir iPhone ya da iPad vs uygulaması yayınlamak istiyorsanız Objective C bilmeniz işinizi çok kolaylıştıracaktır. App Store uygulamalarının popülerliğinin artmasıyla firmalar ve şirketler burada kendi ürünlerini tanıtmak ya da varolan uygulamalarını buraya taşıma ihtiyacı duydu. Dolayısıyla Objective C bilen geliştiricilerin önemi arttı. 2015 itibariyle Objective C en popüler ve en çok kazandıran 2nci dil. Eğer bu dile çok iyi hakim iseniz istediğiniz iPhone, iPad uygulaması yazabilir ve App Store’da yayınlayabilirsiniz.

Dili öğrenmek isterseniz Code School’un çok öğretici, interaktif bir online kursu var.

1. Ruby on Rails – 22.272 TL (Aylık)

Yıllık (TL) = 267.273 TL
Aylık (TL) = 22.272 TL

Ruby on Rails en çok kazandıran programlama dillerinin başında geliyor. Ruby on Rails bilen bir geliştirici aylık ortalama 22.000 TL kazanabiliyor. Aslında Ruby on Rails bir programlama dili değil. Ruby ile yazılmış açık kaynak kodlu web uygulaması framework’ü. Kısaca Rails de deniyor. 2005 yılında ilk olarak yayınlandı.

Bugün piyasada bu frameworkü etkili bir şekilde kullanan ve çok iyi bilen yazılımcılar el üstünde tutuluyor diyebiliriz. Pek çok büyük firma bu frameworkü kullanmakta. Örneğin Twitter Ruby on Rails kullanıyor diye biliyorum. Her işlemin anlık yapıldığı ve hızın ve performansın çok önemli olduğu Twitter’ın Ruby on Rails kullanması bu framework için çok büyük bir referans.

Ruby on Rails öğrenmek için resmi sitesine başvurabilirsiniz. Oldukça kapsamlı bir dökümantasyonu ve kod örnekleri mevcut.