Anoreksiya ve Bulimia Arasındaki Fark

Anahtar fark: Anoreksiya nervosa ve Bulimia nervosa iki farklı yeme bozukluğu türüdür. Anoreksiya düzensiz yeme alışkanlıkları ve besin tüketiminin azaltılmasıyla karakterize edilir. Bulimia ise aşırı yeme ve sonrasında yiyeceği vücuttan çıkarmaya çalışma hastalığıdır.

Günümüz dünyasında fiziksel görünüş üzerine oldukça önem verilir. Herkes süper model gibi gözükmek ister. Hatta süper modeller bile daha zayıf gözükmek ister. Fakat zayıf olmak ile sağlıklı olmak farklı şeylerdir. Pek çok insan zayıflamak için çok ilginç ve aşırı yöntemler dener. Bu zayıf olma isteği beraberinde yeme bozuklukları getirir. Hem anoreksiya hem bulimia iki farklı yeme bozukluğu türüdür.

Anoreksiya ve Bulimia Arasındaki Fark

Genelde yeme bozukluklarının kadınları etkilediğine inanılır. Bu inanış doğru olmasa bile yeme bozuklukları kadında erkeğe kıyasla 9 kat daha fazla görünür. Yani yeme bozukluklarının %90’a yakını kadınlarda görülür.

Anoreksiya, anoreksiya nervosa diye bilinir. Anoreksiya düzensiz yeme alışkanlıkları ve besin tüketiminin azaltılmasıyla karakterize edilir. Hatta bu hastalığa bazen aşırı zayıf olma obsesyonu ve rasyonel olmayan bir kilo alma korkusu da eşlik edebilir. Anoreksiya olan insanlar genelde fazla yemezler, yaşayabilmek için yeterli olacak kadar yerler. Bu yüzden aşırı kilo kaybı yaşarlar.

Anoreksiyanın arkasında yatan ana sebep çarpık dış görünüş anlayışıdır. Normal kilonun altında olmalarına rağmen anoreksiya sahibi insanlar kendilerini şişman görürler. Anoreksiya sahibi kişilerin çoğu açlık hisseder fakat yemeyi reddeder ve sadece yaşamaya yetecek kadar yerler.

Bulimia nervosa ise aşırı yeme ve doymama hastalığıdır. Bu yeme bozukluğuna sahip insanlar çok fazla yiyeceği çok kısa bir sürede yerler. Fakat yedikten hemen sonra pişmanlık ve utanç duyarlar ve yediklerini vücutlarından zorla çıkarmaya çalışırlar. Yiyeceği çıkarabilmek için kusmaya çalışırlar ya da gevşetici ya da idrar sökücü gibi ilaçlar alırlar. Bu bozukluğa sahip olanlara bulimik denir. Yedikten sonra duyulan pişmanlık kilo alma korkusundan gelir. Hatta bazı bulimikler çok fazla yedikten sonra uzun süre aç kalarak bunu gidermeye çalışırlar.

Bu şekilde yeme ve sonra çıkarma döngüsü vücutta potasyum kaybına yol açar.  Bulimia genelde depresif semptomlarla birlikte kendini gösterir. Bulimia ayrıca tavır bozukluğu, endişe, dürtü kontrolü ve psikolojik rahatsızlıklarla birlikte de kendini gösterir.

Bulimia anoreksiyadan daha az tehlikeli addedilir. Fakat bulimia anoreksiyadan daha çok görülür. Bulimia’nın genetiksel olduğuna dair de makaleler vardır, anneden veya babadan çocuğa geçebilir.

Hem anoreksiya hem bulimia iyileştirilebilir yeme bozukluklarıdır. Genelde terapi ile çözüm bulunur.

HashMap ile Hashtable Arasındaki Fark

Anahtar fark: Bilgisayar bilimlerinde HashMap ile Hashtable isimlerle değerleri bağlayan bir veri yapısına referanstır. Java’da bu iki konsept arasında önemli bazı farklılıklar vardır: Hashtable senkronizedir, HashMap ise senkronize değildir. Hashtable null yani geçersiz ve boş değerler kabul etmezken, HashMap bir null anahtarını ve herhangi bir null değerini kabul eder.

HashMap ve Hashtable Java koleksiyonunda yer alan veri yapılarıdır. Nesneleri saklamak için anahtar-değer çiftleri kullanırlar. İkisinin de ortak bazı noktaları vardır: örneğin her ikisi de java.util.Map arayüzünü uygularlar ve hashleme prensibi üzerine çalışırlar. Fakat Java programlama dilinde bu iki konsepti incelediğimizde aralarında ciddi bazı farklılıkların olduğunu görüyoruz.

HashMap ile Hashtable Arasındaki Fark

Hashtable bir değeri saklamak ve çağırmak için bir anahtar kullanır. Bu anahtarun eşsiz(unique) olması gerekir. Anahtar ve değerleri saklayan tabloya hash table ya da Türkçe adıyla hash tablosu denir. Hash table anahtarları hashleyen bir algoritma kullanır. Bu hash fonksiyonu sayıları input verisine atar ve veri dizin indeksi şeklinde saklanır.

Hashtable’da olduğu gibi HashMap de aynı hashleme prensipleri üzerine çalışır. HashMap’i Map arayüzünün bir hash tablosuna implementasyonu olarak da düşünebiliriz. Fakat Hashtable’dan birkaç noktada ayrılır. HashMap senkronize değildir, Hashtable ise senkronizedir. Senkronize derken şunu kastediyoruz: aynı anda sadece bir thread tabloyu modifiye edebilir. Bu yüzden Hashtable üzerinde bir güncelleme işlemi yapacaksanız, tablonun öncelikle kilitlenmesi gereklidir. Bu esnada diğer thread’ler beklemek zorundadır. İşlem bittikten sonra kilit kalkar ve diğer thread’ler de tablo üzerinde işlem yapmaya başlayabilir. HashMap ile Hashtable arasındaki bir diğer büyük fark da; Hashtable null değerlere izin vermez. HashMap ise bir null anahtarını ve herhangi bir null değerini kabul eder.

HashMap Hashtable
Senkronizasyon Senkronize değildir. Senkronizedir.
Null değerler Null değer kabul eder. Null değer kabul etmez.
Java  versiyonu 1.2 Java Development Kit’in ilk sürümü
Performans Diğerine kıyasla daha iyi Diğerine kıyasla daha kötü
Uygulama Non-threaded uygulamalarda iyi. Multi-threaded uygulamalarda iyi.
Serialization  Not-Serialized  Serialized

Gorilla Glass 2 ve Gorilla Glass 3 Arasındaki Fark

Gorilla Glass Corning tarafından geliştirilen sertleştirilmiş camdır ve aynı firma tarafından tescilli ticari markadır. Gorilla Glass ince, hafif ve şiddete dayanıklı olacak şekilde tasarlanmıştır. Bu tip sert cam sadece Corning firmasına özgü bir ürün değildir. Başka bazı firmalar da benzer cam ürünlerine sahiptir.

Gorilla Glass’da alkali-aluminosilikat kağıt cam cep telefonları gibi portatif elektronik cihazlar için ana kapak camı olarak kullanılır.

Gorilla Glass 2 ve Gorilla Glass 3 Arasındaki Fark

Bu cam dayanıklığını sıcak potasyum tuzunda pişirilmesiyle elde eder.

Akıllı telefon piyasasının kızışmasıyla sağlam ve kırılmayan telefon ekranı için araştırmalar hızlandı ve 2010 itibariyle Gorilla Glass adı verilen sağlam ve dayanıklı cam dünya geneli cep telefonlarının %20’sinde kullanılmaya başlandı. Daha sonra üretilen ikinci nesil Gorilla Glass 2 2012 yılında duyuruldu. Corning firması 2012’de Gorilla Glass teknolojisi kullanan mobil cihaz sayısının 1 milyarı geçtiğini açıkladı. Gorilla Glass 2 Gorilla Glass 1’den yani ilk versiyondan %20 daha incedir.

Gorilla Glass 3 2013 yılında tanıtıldı. Yapılan açıklamaya göre Gorilla Glass 3 Gorilla Glass 2 ve 1’e kıyasla 3 kat daha dayanıklı ve derin çiziklere karşı da öncekilere kıyasla daha dayanıklı. Gorilla Glass 3’ün Gorilla Glass 2’den %40 daha çiziğe karşı dirençli ve daha esnek olduğu duyuruldu.

Gorilla Glass 2 ve Gorilla Glass 3 Arasındaki Fark

Bugün bildiğimiz pek çok akıllı telefon Gorilla Glass teknolojisini kullanmaktadır. Bunlar arasında Asus, Amazon, Samsung, Nokia, LG gibi büyük markalar vardır.

Gorilla Glass 2 ve Gorilla Glass 3 arasındaki fark özetlenecek olursa;

Gorilla Glass 2 Gorilla Glass 3
Üretici Firma Corning Inc. Corning Inc.
Yıl 2012 2013
Avantajları
  • Kimyasal olarak güçlendirilmiş koruma.
  • Tam geri dönüşümlü.
  • Gorilla Glass 1’den %20 daha ince.
  • Gorilla Glass 1’den %20 daha çiziğe dayanıklı.
  • Kimyasal olarak güçlendirilmiş koruma.
  • Tam geri dönüşümlü.
  • Gorilla Glass 2’den 3 kat daha fazla dayanıklı.
  • Daha esnek.
  • Gümüş iyonlar sayesinde üzerindeki bakterilerin %90’ını öldürebilecek kapasiteye sahip.

Gorilla Glass 2 ve Gorilla Glass 3 arasındaki fark özetle bu şekilde. Sizin de eklemek istedikleriniz varsa yorum bırakabilirsiniz.

USB 3.0 ile USB 3.1 Arasındaki Fark

Anahtar fark: USB 3.1 ile birlikte USB Type-C adı verilen spesifikasyon da geldi. Ve USB Type-C ile daha hızlı şarj, daha hızlı veri transferi, daha küçük boyut gelmiş oldu. USB 3.0’da veri transferi USB 3.1’e kıyasla daha küçüktür.

USB 3.0 ile USB 3.1 Arasındaki Fark

Ocak 2013’te USB grubu bir basın açıklaması ile USB 3.0’ı 10 Gbit/s hıza yükselteceklerini duyurdu. Böylece USB 3.1 versiyonu doğmuş oldu. USB 3.1 31 Temmuz 2013’te yayınlandı ve daha hızlı bir veri transfer modu sundu. Bu moda “SuperSpeed (SüperHızlı) USB 10 Gbit/s” adı verildi ve ilk nesil Thunderbolt kanalına eşdeğer yapıldı. Yeni versiyonun logosuna büyük harflerle “SUPERSPEED+” yazısı eklendi. USB 3.1 standardı veri iletişim hızını 10 Gbit/s’a yükseltti ve şifreleme yükünü %3 azaltarak 128b/132b’ye düşürdü. İlk USB 3.1 uygulama testi pratikte transfer hızının 7.2 Gbit/s olduğunu gösterdi.

USB 3.1 standardı hem USB 3.0 hem de USB 2.0 ile geriye dönük olarak uyumludur.

USB 3.0 ile USB 3.1 Arasındaki Fark
USB Type-C

USB 3.1 standardı içerisinde daha sonra eklenen USB Type-C ya da USB-C spesifikasyonu ile de USB 3.1 uyumlu cihazlar için yeni bir küçük çift taraflı konnektör tanımlandı. Type-C kablosu hem alıcı hem de verici cihaz üzerinde kullanılabilecek ve böylece type-A ve type-B türü konnektörlerin yerini almış olacak. Apple’ın Lightning ve Thunderbolt kabloları gibi. 24 pinli çift taraflı konnektör 4 data bus, USB 2.0 içinse iki farklı data bus sunar. Type-C’de se sadece 1 tane vardır.

USB 3.1 type-C kabloları aktif, elektrikli kablolardır ve ID içeren bir çip içerirler. USB 3.1 type-C cihazları 5 Volt üzerinde 1.5 ile 3.0 arası amper akımı destekler.

Yeni USB Type-C konnektörleri 2015 itibariyle toplu üretime hazır durumda. Çift taraflı uçlu olarak gelecek ve her iki uçta da küçük bir konnektör içerecek. Bunun anlamı şu: çok daha fazla yeni akıllı telefon, tablet ve laptop.

Yeni USB Type-C’ın küçük konnektörleri sayesinde daha hızlı şarj ve daha hızlı veri transferi mümkün olacak. Bu sayede daha küçük telefonlar da yapılabilecek.

Apple yeni Type-C portunu yeni MacBook‘lara entegre ettiğini duyurdu. Yakında her tarafta bu yeni USB standardını göreceğiz anlamına geliyor.

Daha hızlı şarj, daha küçük cihazlar

USB 3.1 Type-C ile gelen ve son kullanıcıyı en çok ilgilendiren nokta daha hızlı şarj süresi. Type-C 20 Voltta, 100 Watt’a kadar güç sağlayabilir. Bu şu demek: laptop veya monitör gibi büyük cihazlar bile artık bu usb ile şarj edilebilecek. Büyük kocaman AC adaptörlere artık elveda diyebiliriz! Nihayet! Uçan arabaları görmeyi beklerken şu sevindiğimiz şeye bak: AC adaptörler tarih oluyor.

Telefon gibi küçük cihazlar da daha hızlı şarj edilebilecek. Hem veri transferi hem de şarj işlemi aynı anda hızlı bir şekilde gerçekleşecek.

Laptoplardaki büyük güç kaynağı girişleri de artık kalkacak ve sadece küçük usb typ-c uyumlu girişler olacak.

Marie Harf ile Jen Psaki Arasındaki Fark

Marie Harf ABD Dışişleri Bakanlığı basın sözcüsüdür. 1981 doğumlu ve 33 yaşındadır. Sarışın, mavi gözlü ve kendisine çok yakışan gözlükler giyer. 1999 yılında liseden mezun olduktan sonra Indiana Üniversitesi’nde siyaset bilimi okudu. Henüz bir üniversite öğrencisiyken 2001 yılında meydana gelen 11 Eylül saldırılarından etkilendi ve kariyerini siyaset alanında aktif rol alarak devam ettirme isteği duydu. Bu amaçla ortadoğu, yahudi tarihi gibi konular üzerine yoğunlaşarak federal hükümetin farklı birimlerine iş başvurusunda bulundu. CIA’den iş teklifi aldı ve burada analist olarak çalışmaya başladı. Daha sonra CIA basın sözcüsü oldu. 2012 yılında Barack Obama’nın seçim kampanyasında görev aldı. Obama’nın ulusal güvenlik ve iletişim stratejisi üzerinde çalışmalar yaptı ve aynı zamanda Obama ekibinin basın sözcülüğünü yaptı. 2012 yılında evlendi ve 2013 yılında ABD Dışişleri Bakanlığı’na basın sözcüsü olarak atandı ve Jen Psaki altında çalışmaya başladı.

Marie Harf ile Jen Psaki Arasındaki Fark

Jen Psaki de ABD Dışişleri Bakanlığı basın sözcüsüdür. 1978 doğumlu, 37 yaşında ve evlidir. Hafif kızıl saçlı ve beyaz tenlidir. Barack Obama’nın eski basın sözcülerindendir. Psaki’nin önümüzdeki günlerde Beyaz Saray’a geri dönüp iletişim direktörü olarak çalışacağı bildirildi.

Psaki Connecticut doğumludur. Yunan ve Polonya kökenlidir. 1996 yılında liseden mezun oldu. 2000 yılında William & Mary kolejinden mezun oldu. Lisedeyken iki yıl boyunca yüzme takımında görev aldı. 2001 yılında Iowa eyaletinden demkrat parti üyelerinin seçim kampanyalarına katıldı. 2004 yılında John Kerry’nin seçim kampanyasında basın sözcüsü oldu. Obama’nın 2008 seçim kampanyasında gezici basın sekreteri oldu. Obama’nın seçimi kazanmasıyla onunla birlikte Beyaz Saray’a gitti ve 2009’da Beyaz Saray İletişim Direktörü oldu. 2011 yılında bu görevden ayrılarak Global Strategy Group firmasında başkan yardımcısı olarak çalışmaya başladı. 2012 yılında Obama’nın seçim kampanyası için tekrar basın sekreteri oldu. 2013’te ABD Dışişleri Bakanlığı basın sözcüsü oldu.

ABD basın açıklamaları yakından takip eden biri olarak hem Marie Harf hem de Jen Psaki’yi gözlemleme fırsatım oldu. Her ikisi de oldukça tecrübeli ve kabiliyetli. Basın sözcülüğünün nasıl yapılması gerektiğine dair uzman iki insan. Görünüş olarak da oldukça iyiler. Kesinlikle gazetecilerle tartışmalarında altta kalmıyorlar. Harf, Psaki’ye göre yaşça daha küçük olmasına rağmen gazetecileri kontrol altında tutma noktasında oldukça başarılı. Her ikisi de tabiri caizse “gıcık” olmadan oldukça sempatik bir şekilde gazetecilerin her türlü sorusunu başarılı bir şekilde cevaplayabiliyorlar. Güzellik ve sempatiklik konusunda hangisi daha iyi karar veremiyorum ama her ikisi de çok iyi. Harf özellikle çok sempatik, Psaki de çok olgun ve güzel. Benim favorim Psaki 🙂

LCD TV ile LED TV Arasındaki Fark

Anahtar fark: LCD (Liquid Crystal Display) ya da Türkçe adıyla sıvı kristal ekran ve LED (Light Emitting Diode) ya da Türkçe adıyla ışık yayan diyot televizyonlar aynı teknolojiyi kullanırlar. Bu teknolojinin adı Liquid Crystal Display yani sıvı kristal ekran teknolojisidir. LCD tv ile LED tv arasındaki en büyük fark artalan ışığıdır. LCD TV’ler artalan ışığı için soğuk katot flüoresan lambalar kullanır. LED TV’ler ise artalan ışığı için küçük ışık yayan diyotlar kullanır. Bu küçük farklılıktan dolayı LED TV’lerin LCD TV’ler üzerinde hafif bir üstünlüğü vardır.

LCD Liquid Crystal Display yani sıvı kristal ekran televizyon demek. Bu televizyonlar ince tasarımları ve düz yüzeyleri ile bilinirler. İki polarize şeffaf panel ve aralarında sıvı kristal bir çözüm vardır. Sıvı kristaller aslında küçük moleküllerdir ve üzerlerinden elektrik akımı geçtiğinde ışığı bükme kabiliyetine sahiptirler.

LCD TV ile LED TV Arasındaki Fark

Yaydığı ışığı kontrol altında tutmak için bu kristal moleküller farklı şekillerde sıralanırlar. Ekranı aydınlatmak için bir arkaplan ışığı gereklidir ve böylece ekran görünü hale gelir. LCD TV’lerde bu arkaplan ışığı soğuk katot flüoresan lambalar (CCFL) ile sağlanır. Bu lambalar beyaz ışığı LCD’nin arka tarafında bir bölgeye yayar. Bu bölge daha sonra görüntüler ile renklenir. LCD TV teknolojisinin bir kısıtlaması da flüoresan tüpün bütün bir ekranı eşit şekilde aydınlatmasıdır. Dolayısıyla artalan ışığıyla çok fazla oynamaya imkan vermez.

LED (Light Emitting Diode) ya da ışık yayan diyotlu televizyonlar ise aslında LCD TV’lerin LED teknolojisi ile geliştirilmiş bir üst versiyonudur diyebiliriz. Sonuçta LED TV de bir LCD TV’dir ve tek farkı arkaplan ışıklandırması için kullanılan diyot teknolojisidir. LED TV’lerde sıvı kristal moleküller yerine ışık yayan küçük diyotlar kullanılır. LED teknolojisi daha az enerji harcar ve geleneksel floresan lambalardan daha az yer kaplar tv’nin içinde. LED TV’lerin iki türü vardır: Edge-lit LED TV ve back-lit LED TV.

LCD TV ile LED TV Arasındaki Fark2

LCD TV ile LED TV karşılaştırması:

LCD TV LED TV
Tam Adı Liquid Crystal Display Television Light Emitting Diode Television
Türkçesi Sıvı Kristal Ekran Televizyon Işık Yayan Diyot Televizyon
Tanım Arkaplan ışığı için soğuk katot flüoresan lambalar kullanan teknoloji. Arkaplan ışığı için ışık yayan küçük diyot kullanan teknoloji.
Enerji Verimliliği LED TV’ye kıyasla daha az Yüksek
Ücret LED TV’ye kıyasla daha düşük fiyat Yüksek
Görüntü Kalitesi İyi Daha iyi
Renkler LED TV’den daha az renk sunar. LCD TV’den daha çok renk sunar.
Boyut Seçimi Sınırlı ve az Çok fazla
Parlaklık LED TV’ye kıyasla daha az Yüksek
Çözünürlük İyi Daha iyi
Ağırlık Biraz ağır Hafif

Quad Core ile Dual Core Arasındaki Fark

Anahtar fark: Dual core ile quad core arasındaki en büyük fark dual core çift çekirdekli, quad core dört çekirdekli işlemcidir.

Bilgisayar teknolojisinin her geçen gün gelişmesi ile işlemci gücü de gelişimine devam ediyor. Teknoloji firmaları bilgisayarları daha hızlı yapabilmek için yeni teknolojileri araştırıyorlar. Son geldiğimiz noktada çift çekirdekli ve dört çekirdekli işlemciler piyasada mevcut halde. Bu işlemcilere multi core işlemci yani çok çekirdekli işlemci de denir.

Quad Core ile Dual Core Arasındaki Fark

Quad Core ile Dual Core Arasındaki Fark

Çift çekirdekli işlemci ile dört çekirdekli işlemci arasındaki farkı anlayabilmek için öncelikle CPU dediğimiz şeyin ne olduğuna bakalım. CPU (Central Processing Unit) ya da Türkçe adıyla merkezi işlem birimi (Türkçe kısaltması MİB veya Orijinal, terminoloji kısaltması CPU) bir bilgisayarın en önemli parçasıdır. Çalıştırılmakta olan yazılımın içinde bulunan komutları işler. İşlemci terimi genelde MİB için kullanılır. Mikroişlemci ise tek bir yonga içine yerleştirilmiş bir MİB’dir. Genelde, günümüzde MİB’ler mikroişlemci şeklindedir.

Çift çekirdekli bir işlemci iki çekirdekten oluşan bir merkezi işlem birimidir. Dolayısıyla iki işlemci gücüne sahiptir ve cache’leri ile cahce kontrolörleri aynı çip üzerindedir. Bundan dolayı çift çekirdekli işlemciler multitasking denilen çok görevlilik yani aynı anda birden fazla iş yapmaya çok uygundur. Her bir çekirdeğin kendi cache’i vardır. Bu yüzden işletim sistemi farklı görevleri paralel bir şekilde çalıştırma kapasitesine ve kaynağına sahip olur.

Dual core ya da çift çekirdek jenerik bir isimdir. İki çekirdeğe sahip her işlemciye dual core denir. Fakat Intel’in pazardaki baskınlığı ve tekeli nedeniyle dual core Intel ile anılır olmuştur. Intel Pentium Dual Core mesela buna güzel bir örnektir. Intel’in pazardaki en büyük rakibi AMD‘nin de dual core işlemcileri vardır.

Quad-core yani dört çekirdekli işlemciler ise çift çekirdekli işlemcilerden sonra gelen yeni nesildir. Quad core işlemcide 4 adet çekirdek vardır. Dört çekirdekli işlemcilerde 1 ve 2. çekirdekler aynı memory cache’i paylaşır, 3 ve 4. çekirdekler ise tek bir cache kullanır. 1 nolu çekirdeğin 3 nolu çekirdek ile iletişime geçebilmesi ancak dış bir FSB arayüzü (Front-side bus) ile mümkündür. Hem Intel hem AMD’nin 4 çekirdekli işlemcileri satışa sunulmuştur.

Kısıtlamalar

Quad core daha hızlı ve daha iyi bir teknoloji olsa bile bazı kısıtlamaları vardır. Dört çekirdekli işlemcilerin gerçek performansı her zaman dış problemlerle bağlantılıdır. Örneğin sıcaklık. Her bir çekirdek çalışırken çok fazla ısı üretir dolayısıyla liquid cooling adı verilen sıvı soğutma gibi çok iyi bir soğutma mekanizmasının olması gerekir fakat bu soğutma mekanizmasının uygulaması zordur. Diğer bir sorun da işlemciyi dört çekirdeğe yükseltmek tek başına yeterli olmayabilir. Aynı zamanda diğer donanımları da dört çekirdekli işlemci ile uyumlu hale getirmek gerekebilir.

Her ne kadar dört çekirdekli işlemcilerin kısıtlamaları çok az olsa da yakında bunların da çözüleceği düşünülüyor. Destekleyen yazılım ve donanımlarla performans çok daha iyi olacaktır. Bunun yanısıra bir sonraki nesil çoklu işlemciler de yolda. Örneğin hexa-core işlemcilerin 6 çekirdek, octa-core’ların da 8 çekirdek içereceğini biliyoruz.

Quad Core ile Dual Core arasındaki fark özetle bu şekilde. Sizin de eklemek istedikleriniz varsa lütfen yorum bırakın.

Dad ve Father Arasındaki Fark

Anahtar fark: İngilizcede dad ve father baba anlamına gelir fakat aralarında fark vardır. Father bir çocuğun biyolojik babasıdır, aynı DNA’ları taşır. Dad ise daha çok yakınlık ifade eder. Dad bir çocuğun gelişiminde ve büyümesinde aktif rol oynar ama aynı DNA’ları taşımıyor olabilir.

Dad ve Father Arasındaki Fark

Tanım olarak dad ve father aynıdır. Her ikisi de baba anlamındadır fakat kullanımları yıllar içerisinde biraz farklılık göstermiştir. Father bir bebeğin biyolojik babasıdır ve aynı DNA’ları taşır. Babanın toplum içindeki geleneksel rolü çocuğunun gelişiminde ve büyümesinde aktif rol almaktır. Babanın çocuğun karakteri, psikolojisi ve davranışları üzerinde etkisi vardır.

Fakat her baba çocuğunun hayatında aktif rol almayabilir. ABD gibi ülkelerde pek çok baba çocuk doğduktan sonra kendi görevlerinin bittiğini düşünür. Elbette hala çocuğun babasıdırlar ve aynı dna’ları taşırlar fakat çocuğun büyümesi ve gelişimiyle ilgili aktif rol ve sorumluluk almayı reddedebilirler. Faturaları zamanında ödeyebilir, ailesine yiyecek ve para sağlayabilir. Fakat eğer çocuğunun neden hoşlanıp hoşlanmadığını bilmiyorsa, okulda derslerinin nasıl olduğunu bilmiyorsa, çocuğu büyük ihtimalle onu dad olarak değil father olarak görecektir.

Dad daha çok yakınlık ve samimiyeti ifade eder. Father ise çok daha resmi ve ciddidir. Dad çocuğun hayatında aktif rol alır, hoşlandığı ve hoşlanmadığı şeyleri bilir, okul durumunu takip eder, onunla sosyalleşir. Dad çocuğun biyolojik babası olmayabilir ve aynı dna’ları taşımıyor olabilir. Dad üvey baba da olabilir veya çocuğun hayatındaki amca, dayı gibi bir insan da olabilir.

Araştırmalara göre babanın çocuğunun yaşamında aktif rol alması çocuğun geleceği üzerinde genelde olumlu sonuçlar verir.

Dad çocuğun ilgiye, yardıma, desteğe, arkadaşlığa ihtiyaç duyduğu anda yanında bulduğu kimsedir. Father ise geleneksel babadır, resmidir, ciddidir. Dad çocuğun okuldaki tiyatro gösterisini izlemeye gider, futbol maçını izlemeye gider, onunla sinemaya gider, yemek yer ve samimiyet kurar. Father ise çocuğuna sadece maddi anlamda destek olur. Onunla arkadaş olma, hayatında aktif rol alma gibi bir sorumluluk almaz. Father ile dad arasındaki en büyük fark budur. Father maddi, dad ise manevi babadır. Father olmak çok kolaydır ama dad olmak çok zordur.

Fakat bu ifadeler subjektiftir. Bazen çocuklar kendilerine dad gibi davranan babalarına father diyebilirler ya da tam tersi de olabilir. Dolayısıyla bazen bu kullanım farklılık gösterebilir. Bazen çocuklar babalarını da, pa olarak da çağırabilir.

Dad ile father arasındaki farkı anlatan ingilizce bir atasözü vardır: “Any man can be a father, but it takes a special person to be a dad”. Yani şu demek: “Her erkek father olabilir ama dad olabilmek için çok özel biri olmak gerekir.”

Manzara ile Portre Fotoğraf Arasındaki Fark

Anahtar fark: Manzara ya da ingilizce adıyla landscape fotoğraf adından anlaşılacağı üzere manzara fotoğrafıdır, portre ya da ingilizce adıyla portrait bir insan fotoğrafıdır. Bu ifadeler aynı zamanda oriyentasyonu da ifade etmede kullanılır: landscape geniş, portrait ise uzun fotoğraflara referanstır.

Manzara ile Portre Fotoğraf Arasındaki Fark

Özellikle akıllı telefonlarla birlikte bu iki ifade hayatımıza daha çok girdi. Landscape yani manzara fotoğrafı içerisinde manzara barındıran fotoğraflardır. Örneğin içinde göl veya dağ bulunan bir fotoğrafı landscape ya da manzara fotoğradı şeklinde refere edebiliriz. Landscape aynı zamanda geniş anlamına gelir. Enine geniş fotoğraflara landscape deriz.

Öbür yandan portrait ya da Türkçe adıyla portre fotoğraflar bir şahıs içeren fotoğraflardır. Örneğin kravatlı bir cv fotoğrafı için portre diyebiliriz. Portrenin diğer bir anlamı da uzun fotoğraf manasındadır. Unutmayın landscape geniş, portrait uzundur. Portre bazen heykel ya da büste de denebilir. Hatta bazen portre bir yazı ya da belgesel tipi bile olabilir.

Manzara ile Portre Fotoğraf Arasındaki Fark
Landscape fotoğraf örneği

Matbaa endüstrisinde landscape ve portrait sık kullanılan ifadelerdir. Genelde dökümanlar büyük çoğunlukla portre şeklinde yazdırılır. Fotoğraflar veya excel gibi hesaplama tabloları ise landscape yazdırılır. Aynı şekilde bir şahsın portresi genelde yine portrait olarak bastırılır. Burada bahsettiğimiz terimler sayfa oriyantasyonu ile ilgilidir.

Manzara ile portre fotoğraf arasındaki fark özetle bu şekilde.

Selefilik ve Vahhabilik Arasındaki Fark

Selefîyye ya da Selefîlik, Sünni itikadi bir mezheptir. Selef halefin tersidir ve tarihsel olarak önde olanlar anlamına gelir. Selefîyye, dinde selef kabul edilen kişilere hiçbir değişiklik yapmadan tâbi olmayı esas alır.

Selefi kelime anlamıyla önde olan anlamında olduğu gibi doktrin olarak da Muhammed peygamberi ve sahabelerini takip eden ilk üçüncü nesil olduklarını kabul eder. Yani peygamberin arkadaşları sahabe, sahabelerin arkadaşları tabiyyin, tabiyyinin arkadaşları da tebayı tabiyyindir. Selefiler kendilerini bu nedenle islamın öncüleri, ilkleri ve selefleri olarak görür. Selefiler Allah’ın Kuran’daki kelimelerinin olduğu şekilde okunup kabul edilmesi ve herhangi bir açıklamaya ihtiyaç olmadığı düşüncesindedir. Sonradan selefilerin içinden skolastik bir kült de çıkmıştır.

Selefilik ve Vahhabilik Arasındaki Fark

Vahhabizmin kurucusu ve lideri Muhammed bin Abdul Vahhab‘tır. Vahhabilerin inanışı sert, katı ve tavizsizdir. Kuran’ın doğrudan çevirisine odaklanmışlardır. Vahhabizmin aslında pek çok takipçisi olsa bile kimse kendisine açıktan vahhabiyim demez. Hatta vahhabi kelimesi aşağılayıcı bir ifade olarak görülür. Vahhabiler kendilerine muvahhidin denmesini isterler. Vahhabizme göre Allah gökyüzündedir ve oradan hiç ayrılmamıştır. Vahhabiler diğer islami grupların yaptığı pek çok davranışı din dışı olarak görür. Örneğin türbeler, türbe ziyaretleri ve bu türbelere kutsiyet atfedilmesine şiddetle karşı çıkarlar. Aynı şekilde muska, nazar boncuğu gibi şeyleri de din dışı hurafeler olarak görürler. Kuran’ın felsefik çevirisine şiddetle karşı çıkar ve hatta bunu şirk ve bidat olarak görürler.

Pek çok selefi ve vahhabi inanışı temelde aynıdır. Farklılıkların yaşandığı konular ise iki ayrı uçtadır. Her iki mezhep arasındaki farklılıkların kökeni farklı tarihlerinden, kurucularından ve düşmanlarından kaynaklanır. Hatta bu iki mezhep bazen kendi içerisinde de farklılık gösterir. Selefi imam İbni Teymiye ile aynı görüşü paylaşmayan öğrencileri vardır örneğin.

Selefiliğin kurucusu ve imamı İbni Teymiyye idi. Başlıca öğrencileri ise İbni el Kayyim, el-Dhahabi, İbni el Abdul Vahhab Najdi ve takipçileri Bin Baz, Utheymin ve Albani idi. İbni Teymiyye başka herhangi bir din hocası tarafından değil de doğrudan babası tarafından yetiştirildi. İlk zamanlarda verdiği vaazlar pek kabul görmedi çünkü bilinen ortodoks islami düşüncelerden çok farklıydı. İbni Teymiyye ve öğrencisi Kayyim farklı düşüncelerinden dolayı sürekli hapse atıldı ve en sonunda Irak’tan çıkarılarak Necid adı verilen yere sürgüne gönderildiler. Selefilik Irak’ta doğdu ve oradan çıkarılarak başka bir yere gönderildi.

Vahhabizm ise 18. yüzyılda ortaya çıktı. Arabistan’da Necid adı verilen bölgede Muhammad Ibn Abdul-Vahhab tarafından kuruldu. Abdul-Vahhab ibni Teymiyye’nin öğretilerini revize etti. Aslında Vahhabizm’in kökeninin Selefilik olduğunu söyleyebiliriz. Ailesi ve arkadaşlarının ikazlarına rağmen Abdul Vahhab İbni Teymiyye’nin öğretilerini çevresine öğretmeye başladı. Vahhabizm 18. yüzyılda doğdu, pek çok vahhabi zaman içinde hapse atıldı, sürgüne gönderildi ve daha sonra 19. yüzyılda Abdulaziz Bin Adbdülrahman tarafından tekrar ortaya çıkarıldı.

Selefiliğin aksine, Vahhabizm şiddete daha yatkındır ve daha az müsamahakardır. Hem selefiliğin hem de vahhabizmin düşman gördükleri mezhepler aynıdır: şialar, sünniler ve özellikle sufiler. Vahhabizmin yükseliş gösterdiği zamanlar pek çok sünni ve şia aile öldürüldü, hapse atıldı veya sürgüne gönderildi. Aynı şiddet selefizmin doğuşunda görülmemişti.

Genel bir kural olarak bütün vahhabiler selefidir fakat bütün selefiler vahhabi değildir. Selefiliğin tersine vahhabilik bütün bir Arabistan’da hakim ideolojidir. Suud ailesi vahhabizm takipçilerinden oluşur. Selefilik doğuş yeri olan Necid dışında çok fazla yerde yönetime sahip olamadı.

Hem selefiler hem vahhabiler sufizmi ve Sünni itikadındaki dört mezhebe bağlılığı reddeder.

Selefilik ve Vahhabilik Arasındaki Fark

Selefilik ve Vahhabilik arasındaki fark özetlenecek olursa;

1. Selefilik 13. yüzyılda, Vahhabizm ise 18. yüzyılda ortaya çıktı.
2. Selefilik birkaç farklı islam düşünürü tarafından ortaya atıldı.
3. Selefilik Necid’te, Vahhabilik Irak’ta ortaya çıktı.
4. İlk ortaya çıktıklarında her iki mezhep de başlangıçta kabul görmedi.
5. Vahhabizm daha stratejik ve daha şiddete meyillidir. Selefilik ise şiddete vahhabizme kıyasla daha az meyillidir.
6. Vahhabizm daha başarılı oldu.
7. Her vahhabi bir selefidir fakat her selefi bir vahhabi değildir.

Selefilik ve vahhabilik arasındaki fark özetle bu şekilde. Sizin de eklemek istedikleriniz varsa lütfen yorum yazınız.