Tüp Bebek ile Normal Bebek Arasındaki Fark

Tüp bebek ile normal bebek arasındaki fark: Bilimsel olarak In Vitro Fertilization (IVF) olarak bilinen tüp bebek, bir yumurtayı kadının vücudunun dışında dölleme sürecidir. Normal bir bebek ise doğal gebelik ve döllenme yoluyla doğan bebektir.

Tüp Bebek

Test tüpü bebek veya tüp bebek veya IVF, yumurtaları vücudun dışında dölleme sürecidir. Bu yöntem, normal bir bebek veya doğal bir doğumun mümkün olmadığı durumlarda yaygın olarak kullanılır. IVF veya tüpü bebek, normal doğum yoluyla bir bebeğe sahip olamayan çiftler için tercih edilen tıbbi bir prosedürdür. Bu süreç kısırlığa alternatif olarak bilinir. Normal bir bebek ise doğal bir döllenme yoluyla doğan bir bebektir.

Bilimsel olarak In Vitro Fertilizasyon olarak bilinen tüp bebek, bir yumurtayı kadının vücudunun dışında dölleme sürecidir. IVF kısırlık tedavisidir ve diğer tüm düşük maliyetli seçenekler başarısız olduğunda alternatif bir seçenek olarak düşünülür. IVF, uygun tıbbi laboratuvarlar tarafından yapılan pahalı bir prosedürdür. IVF süreci şöyledir; bir kadının yumurta veya yumurtaları doğal adet döngüsü sırasında çıkarılır. Bunlar daha sonra eşten alınan sperm ile bir çanağa konur. Spermler, yumurtaları doğal bir şekilde dölleyerek, daha sonra hamileliğin devam etmesi için annenin rahmine yerleştirilirler.

Latince’de, “In Vitro” terimi, laboratuarlarda kullanılan cam tüpleri referans alarak, “cam içinde” şeklinde tercüme edilebilir. Bununla birlikte, artık vücud dışında herhangi bir biyolojik prosedüre atıf yapan bir sözcük haline geldi. Bunun gayri resmi ifadesi, bir cam tüp içindeki döllenme sürecinden bahsedilen tüp bebek olarak bilinir. Fakat döllenme işlemi, test tüpleri yerine Petri kabında gerçekleştirilir. İki tip IVF vardır: doğal (natural) ve hafif (mild). Doğal IVF, yumurta doğal bir döngüyü takiben kadının fallop tüplerinden alındığı zamandır. Hafif IVF’de ise, IVF ilaçları, 2 ila 7 yumurta üreten yumurtalıkları uyarmak için kullanılır. Dölleme sırasında, yumurtaların doğal olarak döllenmesine izin verilebilir veya sperm, intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) kullanılarak direkt olarak yumurtalara enjekte edilebilir. Son deneyler IVF’yi çok daha ucuz bir prosese dönüştürmeyi amaçlıyor.

Normal Bebek

Normal bir bebek doğal gebelik ve döllenme yoluyla doğan bebektir. Doğal döllenme sürecinde, yumurta kadının rahmindeki sperm tarafından döllenir. Döllenme genellikle uterus tüpünün ampullasında görülür. Cinsel ilişki sırasında erkek spermini kadının rahmine boşaltır. Kadın gebeliğe uygun dönemdeyse veya kadın bir periyodu bitirmişse ve yumurta döllenme için rahime tutunursa, yumurta, dölleme ile sonuçlanan yumurtaya nüfuz eden sperm ile buluşur. Döllenmeyi takiben, yumurta fallop tüplerinden uterusa gider ve bebeğe dönüşür. Bu bebek normal bir gebelik olarak bilinir. Proses, kadının vücudunda gerçekleştiği için In Vivo Fertilizasyon olarak da bilinir.

Bakınız: Normal Doğum ile Sezaryen Arasındaki Fark

IVF veya tüp bebek, çeşitli faktörlerden dolayı doğal hamileliğin mümkün olmadığı durumlarda, bebek sahibi olmanın bir yoludur. Normal bir bebek doğal bir döllenme süreci boyunca doğmuş olan bir bebekken, tüp bebek bir Petri kabında döllenir. Bu makaledeki “normal” terimi, in vitro döllenme için doğal bir döllenme ile karşılaştırıldığında kullanılır ve hiçbir şekilde tüp bebekten farklı olmadığını ifade eder. Tek fark, yumurtaların döllenme şeklidir.

Tüp Bebekler Diğer Bebekler Gibi Normal midir?

Tüp bebek konusunda pek çok kişi hâlâ kuşkucudur. Eğitimli sınıflar arasında bile yaygın olan bir önyargı, doktorların teknik uzmanlığının bir ürünü olduğu için tüp bebeklerin tamamen “normal” olmadığı şeklindedir. Hatta bazıları, tüp bebeklerin gelişmiş laboratuarlarda tasarlandıkları için yapay olduklarını savunur. Bu insanların argümanlarının temeli, tüp bebeklerin çiftler arasındaki doğal bir süreç olan cinsel ilişkiden meydana gelmemeleridir. Ve teknik uzmanlık ve cerrahi teknikler kullanıldığından, tüp bebeklerin doğal olarak doğanlar kadar normal olamayacağını düşünüyorlar.

Bu argümanlar yanlış, muhafazakâr ve cahil bir kesim tarafından sonsuza kadar ve ısrarla sürdürülüyor. Ancak gerçek şu ki bu yaklaşım doğru değildir. Tüp bebekler fiziksel özellikleri ve zihinsel kapasiteleri açısından diğer bebekler kadar normaldir. Ve aynı zamanda doğal olarak diğer çocuklar gibi doğarlar. Bu konuda kafasında soru işareti olan bir insanın tek ihtiyaç duyduğu şey, araştırma yapmak ve böylesine yaygın mitleri ortadan kaldırmak için anlayışlı bir doktora danışmaktır.

Tüp bebeklerde doktorun embriyoyu serviks yoluyla kadın rahimine soktuğu doğrudur, ancak bundan sonraki hamile kalma süreci, partnerler arasındaki cinsel ilişkide olduğu gibi normaldir. IVF ya da tüp bebek tedavisi sırasında kullanılan ART teknolojisinin Yapay Üreme Teknolojisi (Artificial Reproductive Technology) değil Destekli Üreme Teknolojisi (Assisted Reproductive Technology) anlamına geldiğini anlamalıyız.

Tüp Bebek ile Normal Bebek Arasındaki Fark

Tüp bebek ile normal bebek arasındaki fark özetlenecek olursa; tüp bebek ve normal süreç arasındaki tek fark, tüp bebekte, deneyimli doktorların gözetiminde sperm ve yumurta laboratuarda döllenir. Füzyon, fallop tüp yerine test tüpünde gerçekleşir. Çiftler, tüp bebeği tercih eder, çünkü ya erkek hiç sperm üretemez ya da yüksek kaliteli sperm üretemez ya da kadın ortak yumurta ya da yüksek kaliteli yumurta üretemez ya da fallop tüplerinde tıkanma var demektir. Bu gibi durumlarda cinsel ilişki embriyo üretmez, bu nedenle kadın partner hamile kalamaz. Laboratuarda yumurta dölleme ve füzyon cinsel ilişkinin alternatifidir.

Embriyo laboratuarda sperm ve yumurta birleşmesiyle üretildiğinde kadının rahmine aktarılır. Ve bundan sonra tüm süreç, normal hamilelikle tamamen aynıdır. Embriyo rahim içine aktarıldıktan sonra, kadın hamile kalır ve öngörülen süreden sonra bir çocuk doğurur.

Tüp bebekler diğer çocuklar kadar normaldir. Aslında, söyleyene kadar, tüp bebek ile diğer çocukları ayırt etmek imkansızdır.

Tüp bebek ile normal bebek arasındaki fark özetle bu şekilde. Sizin de eklemek istedikleriniz varsa yorum yazabilirsiniz.

Referanslar: Are IVF Babies as Normal as Others?, Nitiz Murdia

Fotoğraf: Pixabay

Birleşmiş Milletler ile NATO Arasındaki Fark

Birleşmiş Milletler ile NATO arasındaki fark: BM, uluslararası barışın korunması ve uluslararası hukuk ve işbirliği oluşturulmasına yardımcı olmak için kurulan uluslararası bir organizasyondur. NATO, Sovyet ve komünist iktidara karşı farklı ülkeler tarafından oluşturulan askeri ve siyasi bir ittifaktır.

BM ya da İngilizce ifadeyle United Nations (UN) Birleşmiş Milletler’i, NATO (North Atlantic Treaty Organization) ise Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nü temsil ediyor. Her iki organizasyon birbirinden tamamen farklıdır. Her ikisi de barış ve refah, uluslararası hukuk ve güvenlik ile dünya barışının sağlanmasını amaçlar. Her iki kuruluş da amaçlarını gerçekleştirmek için çok çalışır.

Birleşmiş Milletler

Birleşmiş Milletler (BM), uluslararası işbirliğini teşvik etmek amacıyla kurulan uluslararası bir hükümet kuruluşudur. 1945 yılında kuruldu ve 51 üyesi vardı; bu sayı sonra 198 üyeye çıktı.

Wikipedia’ya göre, Birleşmiş Milletler merkezi, New York kentindeki uluslararası topraklarda, diğer merkezleri ise Cenevre, Nairobi ve Viyana‘da bulunuyor. Üye devletlerin değerlendirmeleri ve gönüllü katkısı ile finanse edilir. Amacı, uluslararası barış ve güvenliğin sürdürülmesi, insan haklarının geliştirilmesi, toplumsal ve ekonomik kalkınmanın teşvik edilmesi, çevrenin korunması ve kıtlık, doğal felaket ve silahlı çatışma durumlarında insani yardım sağlanmasıdır.

BM’nin öncelikli görevi barış gücüdür. Sistemi beş ana bölümden oluşmaktadır:

  • Genel Kurul (General Assembly) – ana müzakere meclisi.
  • Güvenlik Konseyi (Security Council) – barış ve güvenlik için belirli kararları vermek için.
  • Ekonomik ve Sosyal Konsey (Economic and Social Council) – uluslararası ekonomik ve sosyal işbirliğini ve gelişmeyi desteklemek için.
  • Sekretarya – BM tarafından ihtiyaç duyulan çalışmalar, bilgi ve olanakları sağlamak için.
  • Uluslararası Adalet Divanı – birincil yargı organı.

Bu organizasyon 2001 yılında Nobel Barış Ödülü‘nü kazandı. Bir dizi yetkili ve diğer kurumlara da bu onur verildi.

NATO

NATO terimi Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü‘nü ifade eder. Kuzey Atlantik Antlaşması’na dayalı uluslararası bir hükümet askeri ittifakıdır. Bu antlaşma 4 Nisan 1949‘da imzalandı ve Atlantik İttifakı olarak da biliniyor.

NATO’nun 28 üye ülkesi vardır. Ana merkezleri Belçika’nın Brüksel kentinde; Arnavutluk ve Hırvatistan‘da da ofisleri vardır. Bu örgüt, toplu savunma sistemi oluşturmaktadır ve üye devletleri, herhangi bir dış partinin saldırısına tepki olarak karşılıklı savunma yapmayı kabul etmektedir.

İki ABD üst düzey komuta kademesinin yönetimi altında inşa edilmiş entegre bir askeri yapıdır. Karargahtaki personel üye ülkelerin ulusal delegasyonlarından, askeri irtibat bürolarından ve sivil görevlilerden ve ortak ülkelerin diplomatlarından ve ayrıca üye devletlerin silahlı kuvvetlerinden sorumlu üyelerden oluşan Uluslararası Personel ve Uluslararası Askeri Şefliği’dir. Birincil komiteleri şunlardır:

  • Güvenlik Sivil Boyutu Komitesi
  • Savunma ve Güvenlik Komitesi
  • Ekonomi ve Güvenlik Komitesi
  • Siyasi Komite
  • Bilim ve Teknoloji Komisyonu

NATO savaş savunma kuruluşudur. Kolektif savunma ilkesine bağlıdır. Bir veya birkaç üyeye yönelik bir saldırının herkese karşı bir saldırı olduğuna inanmaktadır. NATO’daki ülkeler, kendilerini savunma ve barışın sağlanması için güven ve çatışmayı önleme ve ülkelerin güvenliğini sağlamak için siyasi ve askeri ittifak içindedir. Üyelerinin güvenliğini korur. Küreselleşme çağında, transatlantik barış, askeri güçlerin ötesinde, uygulanabilir ve dünya çapında uygulanan bir çabadır.

Birleşmiş Milletler ile NATO Arasındaki Fark

Birleşmiş Milletler ile NATO arasındaki fark özetlenecek olursa;

BM NATO
Açılımı Birleşmiş Milletler anlamına gelir. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü demektir.
Kuruluşu Ekim 1945 Nisan 1949
Amacı Uluslararası barışı sağlamak. Sovyet ve komünist iktidara karşı mücadele etmek.
Karakteristiği Meclis ekonomideki sorunları, uluslararası ilişkileri çözmekte, kriz zamanlarında liderlere tavsiyelerde bulunabilmektedir. Atlantik’te barışı ve düzeni sağlamak için örgütlenen daha küçük bir grup ulus.
Merkezi New York, ABD Brüksel, Belçika
Üye Sayısı 198 ülke 28 ülke

Yeni Başlayanlar için: Alt-right

Alt-right (alternative right) ya da Türkçe ifadeyle alternatif sağ, beyaz ırk milliyetçiliği uğruna ana akım muhafazakarlığı reddeden aşırı sağcı ideolojilere sahip genel olarak tanımlanmış bir gruptur.

Beyaz üstüncülük (white supremacy) uzmanı Richard Spencer, beyaz ulusçuluğa (white nationalism) odaklanan bir harekete atıfta bulunarak 2010’da bu terimi ortaya attı ve Associated Press’e göre açık ırkçılığı, beyaz üstünlüğü, neo-faşizmi ve neo-Nazizmi gizlemek için bu terimi kullandı. Alt-right terimi, 2016 Birleşik Devletler başkanlık seçimleri sırasında ve sonrasında önemli medya tartışmalarına neden oldu.

Alt-right lideri kabul edilen Richard Spencer.
Alt-right lideri kabul edilen Richard Spencer.

Alt-right nedir?

Alt-right çoğunlukla, Neo-Nazizm, nativizm (yerlilerin hak ve çıkarlarını koruma siyaseti) ve İslamofobi, antifeminizm, kadın düşmanlığı ve homofobi, sağ siyaset popülizmi ve neo-reaksiyoner (yeni-tepkicilik) hareketler ile örtüşen, tecrit edici, korumacı, antisemit ve beyaz üstünlükçü olarak tanımlanmaktadır. Konsept, ayrıca Amerikan milliyetçileri ve monarşistler, erkek hakları savunucuları ve Donald Trump’ın 2016 başkanlık kampanyası gibi çeşitli gruplarla ilişkilendirildi.

Alt-right’ın kökleri, anonim kullanıcıların ideolojiyi ifade etmek için İnternet memeleri oluşturdukları ve kullandığı 4chan ve 8chan gibi internet sitelerinde bulunabilir. İnsanların bu tür sitelerde yazdıklarının ne kadarının ciddi olduğunu ve insanları kışkırtmak için yazıldığını, ne kadarının tasarlandığını söylemek zordur. Alt-right üyeleri, Alternatif Sağ Blog, Twitter, Breitbart ve Reddit gibi web sitelerini kendi mesajlarını iletmek için kullanırlar. Alt-sağ yayınlar genellikle Donald Trump ve Mike Pence’in politikalarını destekler ve göçmenlik, çok kültürlülük ve politik doğruluk konularına karşı olur.

Alt-sağın, Trump Yönetimi ile yakın ilişkileri olması ve siyaset desteğini kazanan Sailer Stratejisi gibi stratejiler ile birlikte Birleşik Devletler’deki muhafazakâr düşünce üzerinde önemli bir etkisi oldu. 2016 seçimlerinde Trump’ın kazanmasının önemli bir nedeni olarak gösteriliyor. Trump yönetimi, eski Beyaz Saray Baş Stratejisti Steve Bannon gibi alt-sağ ile ilişkili birkaç figürü içeriyor. Bannon, 2016’da Breitbart’ı ideolojiyi teşvik etme amacı ile “alternatif sağa yönelik bir platform” olarak kurdu.

Etimoloji

Kasım 2008’de paleo-muhafazakar filozof Paul Gottfried, H. L. Mencken Kulübü’ne “alternatif sağ” diye adlandırdığı şey hakkında hitap etti. Bu, muhafazakar Taki dergisinde “Alternatif Sağın Düşüşü ve Yükselişi” başlığı ile Aralık ayında yayınlandı ve bu, alt-right teriminin Slate’e göre mevcut bağlamında ilk kullanımıydı. 2009’da Patrick J. Ford ve Jack Hunter tarafından Taki dergisinde yayınlanan iki yazı daha alternatif sağ üzerinde durdu. 2016’dan bu yana, bu terim, Ulusal Politika Enstitüsü başkanı ve Alternatif Sağın kurucusu Richard B. Spencer‘e yaygın olarak atfedildi.

Düşünce Sistemi

Associated Press alt-sağ hakkında şunları yazdı:

Alt-sağ veya alternatif sağ şu anda bazı beyaz üstüncüler ve beyaz milliyetçiler tarafından kendilerine ve onların ABD’de beyaz ırkın korunmasına vurgu yapan ideolojilerine atıfta bulunan bir isimdir. Buna ek olarak, sınırlı hükümet, düşük vergiler ve katı yasalar gibi geleneksel muhafazakar konumdadır. Hareket, ırkçılık, beyaz milliyetçilik ve popülizmden oluşan bir karışım olarak nitelendirildi … “çok kültürlülüğü” ve beyaz olmayanlara, kadınlara, yahudilere, müslümanlara, eşcinsellere, göçmenlere ve diğer azınlıklara daha fazla hak verilmesini eleştirir. Üyeleri, inanç, cinsiyet, etnik köken veya ırka bağlı olmaksızın herkesin kanunlar çerçevesinde eşit olması gerektiğini dikte eden Amerikan demokratik idealini reddeder.”

Columbia Journalism Review’daki makaleye göre, resmi bir organizasyonları yok ve alt-sağın bir hareket olarak kabul edilip edilemeyeceği belli değil: “Anonim çevrimiçi toplulukların bulanık doğası nedeniyle, kimse alt-sağcıların kim olduklarını ve neyin onları motive ettiği konusunda pek emin değil.” belirtildi. Kendi savunucularının çoğu sıklıkla şaka veya iddialı bir yanıt alabilmek için insanları kışkırtmaya çalıştıklarını iddia ediyor.

Beyaz milliyetçilikle bağı

Beyaz üstüncülük (white supremacist) uzmanı Richard Spencer, beyaz ulusçuluğa odaklanan bir harekete referans alarak 2010’da bu ifadeyi kullandı ve bazı medya yayınları tarafından açık ırkçılığı, beyaz üstünlüğü ve neo-Nazizmi örtmek için bu ifadeyi kullanmakla itham edildi. Spencer alt-sağı “beyaz Amerikalılar ve tüm dünyadaki Avrupalılar için kimlik politikası” olarak tanımladı.

Beyaz milliyetçilik etiketi Allum Bokhari ve Milo Yiannopoulos gibi bazı siyasi yorumcular tarafından tartışılırken, neo-Nazi web sitesi The Daily Stormer’dan Andrew Anglin ve Fash the Nation’dan Marcus Halberstram gibi figürler, bu terimi hareketlerinin temel felsefesi olarak benimsedi.

Alt-right temsilcilerinden Milo Yiannopoulos.
Alt-right temsilcilerinden Milo Yiannopoulos.

Hareketi “saldırganlık uğruna saldırganlık” olarak niteleyen Washington Post gazetesine verdiği bir demeçte, Anglin; “Hayır değil, amacımız beyaz uluslardan beyaz olmayanları etnik açıdan temizlemek ve otoriter bir hükümet kurmak” diyor. İnsanlar ayrıca Yahudilerin imha edilmesi gerektiğine inanıyorlar” diye ekliyor.

Anti-feminizm

Alt-sağ sıklıkla “kadın düşmanı” olarak tanımlanır ve “kadın karşıtı” görüşe destek olur. Alt-sağda feminizm ve kesişimselliğe (kadınların sosyal konumlarının cinsiyetleri dışında sınıf ve etnik kökenleri tarafından da etkilendiğini savunan görüş) karşıtlık çok yaygındır. Alt-sağa hakim ideoloji, erkek hakları hareketi ile önemli bir kesişime sahiptir.

Tarihçesi

Ekonomist Jeffrey Tucker’e göre, alt-right “Friedrich Hegel’den Thomas Carlyle’e, Oswald Spengler’den Madison Grant’a Othmar Spann’a, Giovanni Gentile’den Trump’ın konuşmalarına kadar uzun ve kasvetli bir düşünce geleneğini” devralır. Alt-sağ yanlıları “elitlerin yönettiği ve kölelerin itaat ettiği çağı altın çağ olarak görür” ve “kimlik her şeydir ve kimlik kaybı, insanın kendisine karşı işleyebileceği en büyük suçtur” derler.

Breitbart yazarları Allum Bokhari ve Milo Yiannopoulos, Mart 2016’da CNN’in manifesto olarak nitelendirdiği alt-sağla ilgili bir yazı yayınladılar. Bu yazıda, alt-sağın, Avrupa’nın çeşitli New Right (Yeni Sağ) hareketlerinin yanısıra, Amerika Birleşik Devletleri’nin Eski Sağ hareketlerinden türetildiği ve hareketin Oswald Spengler, Henry Louis Mencken, Julius Evola gibi düşünürlerin yanısıra modern dönem düşünürlerden Paleo-muhafazakar Patrick J. Buchanan ve Samuel T Francis’in etkisinde kaldığı belirtildi.

The New Republic’in baş yazarı Jeet Heer, alt-sağın, özellikle göçü sınırlayan ve açıkça milliyetçi bir dış politikayı destekleyen konumuyla ilgili olarak, paleo-muhafazakarlık ile arasında ideolojik bir köken olduğunu söyler.

The Guardian’ın yaptığı bir analizde, alt-sağın atası olarak Yeni Sağ’ın etno-ulusçuluğu tanımlanır. Washington Post’ta yazan Matthew Sheffield, alt-sağın anarko-kapitalist ve paleo-liberteryen teorisyen Murray Rothbard‘ın özellikle ırk ve demokrasi üzerine kuramsallaştırdığı ve 2008’de Ron Paul’un da desteklediği teorilerin etkisinde kaldığını söyledi.

Alt-sağ ideolojinin önde gelen teşvikçileri arasında Vox Day, Steve Sailer, Richard Spencer ve Brittany Pettibone vardır.

Donald Trump Seçim Kampanyası

Alt-sağ terimi 2016 ABD başkanlık seçimlerinde, özellikle Trump’ın Breitbart News başkanı Steven Bannon’ı Ağustos’daki Trump kampanyasının CEO’luğuna atamasının ardından önemli medya dikkati ve tartışmalara neden oldu. Steve Bannon, Breitbart Haber’den “alt-sağ için bir platform” olarak bahsetti. Alt-sağ Donald Trump’ın 2016 başkanlık kampanyasını desteklemek için şiddetle çalıştı. Kampanya sırasında Hillary Clinton alt-sağı “ırkçı düşünceler … anti-Müslüman, göçmen karşıtı, kadın karşıtı fikirler” olarak değerlendirdi ve Trump’ı alt-sağı “ana akım”a sokmakla suçladı.

Seçim sonrasında, özellikle Richard Spencer’ın ev sahipliği yaptığı Beyaz Saray yakınlarındaki bir seçim sonrası kutlama toplantısında, medyada dikkat arttı. Spencer, bir toplantı sırasında çeşitli Nazi propaganda ifadeleri kullandı ve toplantıyı “Hail Trump, yaşasın milletimiz, yaşasın zafer” sözleriyle kapadı. Buna karşılık, Spencer destekçileri Nazi selamı verdi ve Nuremberg mitinglerinde kullanılan Sieg Heil sloganına benzer bir slogan attılar. Spencer, Nazi selamının “ironi ve coşkunluk” ruhuyla verildiğini savundu. Associated Press, “şu anda bazı beyaz üstüncüler ve beyaz milliyetçiler tarafından benimsenen” “alt-sağ” etiketini, “öncelikli olarak taraftarlarının gerçek inançlarını daha az izleyici kitlesi için daha az açık ve daha kabul edilebilir kılmak için bir halkla ilişkiler aracı olarak kullanıyorlar” dedi. AP, daha önce bu tür inançları “ırkçı, neo-Nazi veya beyaz üstüncü” olarak nitelendirdiğini söyledi.

Tepkiler

Bazı muhafazakârlar alt-right hareketini memnuniyetle karşılasa da, anaakım sağ ve sol, özellikle ana akım liberalizm ve muhafazakârlık konusundaki düşmanlıklarına bakıldığında alt-right’ı ırkçı veya nefret sahibi olarak eleştirdiler.

The Federalist web sitesinde, muhafazakar siyaset bilimci Nathanael Blake, ırktan ziyade, Hıristiyanlık ve Greko-Romen felsefesinin Batı uygarlığının temellerini oluşturduğunu ve alt-sağın aslında Batılı uygarlığa savunmaktan ziyade saldırdığını belirtti.

National Review’a yazan David A. French, alt-right destekçilerini “wannabe faşistler” olarak tanımladı ve siyasete girmelerinden endişe duyduğunu belirtti.

The Weekly Standard’a yazan Benjamin Welton, alt-sağı “oldukça heterojen bir güç” olarak ve “solun ahlak bilincine kafa çeviren, ırkçı, homofobik ve seksist olarak adlandırılmayı onur kabul eden” bir oluşum olarak tanımladı.

New Yorker için yazan Benjamin Wallace-Wells, alt-right hareketini “aşırı sağa gevşek bağlarla bağlı” olarak nitelendirdi. Amerikan siyasetinde geleneksel sağcılardan farklılıklarının, maddeden çok bir stil meselesi olduğunu söyledi.

Alabama Üniversitesi’nden Profesör George Hawley, alt-sağın ilerlemeciliğe ana akım muhafazakâr hareketten daha büyük bir tehdit oluşturabileceğini öne sürdü.

2017’de Reddit, anti-doxxing politikasını ihlal ettiği için r/altright grubunu yasakladı.

Hamsi ile Sardalye Arasındaki Fark

Hamsi ve sardalyeler küçük balıklardır. Bunların birbirleriyle ilişkili olduğu söylenmekle birlikte, fiziksel özellikleri başta olmak üzere birçok açıdan farklılıkları vardır.

Hamsi

Önce hamsiyi konuşalım. Bu gümüş balıklar büyük oranda Hint, Atlantik ve Pasifik okyanuslarında bulunur. Ayrıca bazı hamsilerin tatlı suda yaşadığı da görülebilir. En az altı santim uzunluğundaki hamsilerin vücutlarında gümüşi bir şerit bulunur. Bu balığın pek çok çeşidi olmasına rağmen, Akdeniz’de yaşayan Engraulis gerçek hamsi olarak kabul edilir.

Hamsi ile Sardalye Arasındaki Fark
Hamsi. Foto: Pixabay

Hamsiler gruplar halinde gezinir ve hatta diğer küçük balıklarla karıştığı görülür. Ağzı keskin, sivri, ayrıca mavi veya yeşil renklerde de olabilir. Planktonla beslenirler ve diğer büyük balıklar için yemdirler. Hamsi biraz yağlı bir tada sahiptir ve tuzludur.

Sardalye

Şimdi sardalyelerden bahsederken, çaça, ringa ve ateş balığı gibi çok çeşitli balıkların ortak adından bahsetmiş oluyoruz. Sardalya ya da sardalye, güney ve kuzey sularında, haliçlerde ve gelgit bölgelerinde görülür. Hamsileri aksine, sardalyenin ağzı geniş ve çıkıntılı bir burnu vardır. Tıpkı hamsiler gibi, sardalye de planktonlarla beslenir ve büyük balık yemi olur. Sardalye yağlı et vücutludur ve karadır.

Hamsi ile Sardalye Arasındaki Fark
Sardalye. Fotoğraf: Pixabay.

Her iki balık da sağlıklı olarak kabul edilir. Hem hamsi hem de sardalye, kendilerini en çok aranan balıklardan biri haline getiren Omega 3 ile yüklüdürler. Hem sardalyeler hem de hamsiler göç eden balıklardır.

Hamsi ile Sardalye Arasındaki Fark

Hamsi ile sardalye arasındaki fark özetlenecek olursa;

  • Hamsi büyük ölçüde Hint, Atlantik ve Pasifik okyanuslarında bulunur. Sardalye, güney ve kuzey sularında, haliçlerde ve gelgit bölgelerinde görülür.
  • En az altı santim uzunluğundaki hamsilerde gümüşi bir şerit bulunur. Sardalye yağlı et vücutludur ve karanlıktır.
  • Hamsinin ağzı keskin, sivri, mavi veya yeşil gövdelidir. Sardalye büyük ağızlıdır ve çıkıntılı bir burnu vardır.
  • Hamsilerin pek çok çeşidi olmasına rağmen, Akdeniz türü Engraulis gerçek hamsi olarak düşünülür. Sardalye, çaça balığı, ringa balığı ve ateş balığı gibi çok çeşitli balıkların ortak adıdır.
  • Hem hamsi hem de sardalye, Omega 3 zenginidir.
  • Sardalyeler ve hamsiler göç eden balıklardır.
  • Hem hamsi hem de sardalye, planktonlarla beslenir ve büyük balıklara yem olurlar.

Endoskopi ile Kolonoskopi Arasındaki Fark

Endoskopi ile kolonoskopi arasındaki fark geniş çaptadır ve kapsam olarak farklılık gösterir.

Endoskopi nedir?

Endoskopi, gastro-bağırsak yolunun (sindirim yolu) sonunda bir kamera bulunan ışıklı, esnek bir tüp (endoskop) vasıtasıyla izlendiği bir prosedürdür. Küçük doku hücreleri örnekleri (biyopsi) de toplanabilir ve test için gönderilebilir.

İki temel endoskopi türü vardır:

  1. Üst endoskopi – Özofagus, mide ve ince bağırsak, ağızdan sokulan ince esnek bir tüp ile görülebilir.
  2. Kolonoskopi – Rektumdan geçirilen esnek bir tüp ile kalın bağırsak ve kolonun astarı görülebilir.

Hazırlık

  • Bazen kan testleri gerekli olabilir.
  • İlaçlar gerekirse şırınga ile verilebilir.
  • Sizi eve götürmesi için birilerini ayarlayın. Prosedürden sonra ilaçlar yüzünden uykulu hissedebilirsiniz.
  • Üst endoskopi: Prosedürden önce altı saat boyunca yiyecek veya içecek kullanımına izin verilmemektedir. Boş bir mide en iyi görünümü ve en güvenli muayeneyi sağlar.
  • Kolonoskopi: Muayeneden önce en az 24 saat temiz sıvı tüketin. Doktor tarafından rektum/bağırsakların görülebilmesi için dışkının bağırsaklardan temizlenmesi için müshil veya özel temizleme çözeltisi istenecektir. (Özel talimatlar için aşağıya bakın)

Muayene günü

  • Doktor prosedürü açıklar ve onayınızı alır.
  • Aldığınız ilaçlar hakkında doktorunuza bilgi verin.
  • İlaçlara ve diğer tıbbi koşullara karşı alerjileri konuşun.
  • Prosedür hakkında sorular sorun.

Üst endoskopide ne beklemeliyim?

Doktorunuz boğazınıza bir lokal anestetik püskürterek veya sakinleştirici vererek sizi sakinleştirecektir. Sonra yan yatacaksınız ve doktor endoskobu ağzınızdan ve yemek borunuzdan, midenizden ve duodenumdan geçirecektir. Endoskop nefes almaya karışmaz. Çoğu hasta testi sadece biraz rahatsızlık verici olarak değerlendirir ve birçok hasta prosedür sırasında uykuya dalmaktadır.

Üst endoskopiden sonra ne olur?

İlacın etkilerinin çoğu gidene kadar yakından takip edileceksiniz. Boğazınız biraz sıkıntılı olabilir ve test sırasında midenizdeki hava nedeniyle geçici olarak şişmiş hissedebilirsiniz. Gittikten sonra doktorunuz size aksini söylemezse yemek yiyebilirsiniz.

Doktorunuz size genellikle test sonuçlarını prosedür gününde söyleyebilir; bununla birlikte, bazı testlerin sonuçları birkaç gün sürebilir.

Yatıştırıcılar aldıysanız, yorulmamanıza rağmen, işlemden sonra araç kullanmanıza izin verilmeyecektir. Sakinleştiriciler reflekslerinizi günün geri kalanında etkileyebileceği için size eşlik edecek birisini ayarlamalısınız.

Bakınız: Lokal ve Genel Anestezi Arasındaki Fark

Kolonoskopi sırasında ne olur?

Kolonoskopi iyi tolere edilir ve nadiren çok ağrıya neden olur. İşlem sırasında baskılar, şişkinlik veya kramp hissedebilirsiniz. Doktorunuz rahatlamanıza ve rahatsızlığı daha iyi tolere etmenize yardımcı olması için muhtemelen bir yatıştırıcı verecektir.

Yan veya sırt üstü yatacaksınız ve doktorunuz esnek tüpleri (kolonoskop) yavaşça kalın bağırsağınıza sokacaktır. Bekletme, hazırlık ve iyileşme için iki ila üç saat planlamanız gerekir, tüm prosedür genel olarak 45 ila 60 dakika sürer.

Kolonoskopi sonrası ne olur?

Yapılan herhangi bir biyopsinin sonuçlarını beklemek zorunda kalabilirsiniz, ancak doktorunuz muayene sonuçlarını size açıklar. Prosedür sırasında size sakinleştirici verildiyse, birisi sizi eve götürmeli ve yanınızda kalmalıdır. İşlemden sonra uyanırsanız bile, refleksleriniz günün geri kalanında yavaşlayabilir. Muayene sırasında kolona giren hava nedeniyle biraz kramp veya şişkinlik yaşabilirsiniz. Gaz geçtiğinde bu hızla kaybolacaktır.

Muayeneden sonra yemek yiyebilirsiniz, ancak doktorunuz, özellikle de herhangi bir polip çıkarıldıktan sonra, diyet ve yemek faaliyetlerinizi kısıtlayabilir.

Endoskopi ile kolonoskopi arasındaki fark özetle bu şekilde. Sizin de eklemek istedikleriniz varsa yorum yazabilirsiniz.

Referans: Dana-Farber Cancer Institute – Understanding upper endoscopy and colonoscopy

Komünizm ile Totalitarizm Arasındaki Fark

Komünizm ve totaliterlik, siyasi ve ekonomik ideolojiler noktasında ayrı durmaktadır. Bazı insanlar komünizmi totaliterliğe bağlayabilirler, ancak gerçek şu ki, ikisi de her açıdan farklıdır.

Totalitarizm, toplam denetim anlamına gelen bir terimdir. Fakat komünizmde toplam denetim yoktur. Toplum komünizmde son derece güçlü olsa da, totalitarizmde güçlü olan devlettir.

Totalitarizmde devlet her şeyi kontrol eder ve bir kişinin düşünce ve fikirlerinin herhangi bir değeri yoktur. Öte yandan komünizm, vatansız ya da sınıfsız bir topluma inanan siyasi bir ideolojidir.

Bakınız: Totaliter ve Otoriter Rejim Arasındaki Fark

Totalitarizm, otoriterlik veya monarşizm olarak da adlandırılabilir. Bireylerin karar vermede payları yoktur. Komünizm toplumu bir bütün olarak düşünür ve tüm önemli kararları alan topluluktur.

Totalitarizmde, bireylerin çok fazla özgürlüğü yoktur ve devlete bağlıdırlar. Öte yandan, toplumun komünizmde özgür bir eli vardır. Halklar totaliter bir hükümetin elinde korkuyla yaşar.

Totaliter hükümetler genelde sağ ideoloji olduğu halde, komünist hükümetler sol ideolojidedir.

Komünizm, her şeyin ortak mülkiyetine inanmaktadır. Öte yandan, totalitarizm, devlet mülkiyetine inanılan bir sistemdir. Komünistler için, toplum veya halk, kaynakların veya üretim araçlarının tek sahibidir. Fakat totalitarizmde, tüm kaynakları idare eden devlettir.

Totalitarizm, devletin siyasi ve ekonomik tüm alanda her şeyi kontrol ettiği bir sistemdir. Dahası, toplumun inançlarını ve değerlerini kontrol eder ve bireylerin özel hayatlarını da engeller. Komünizmde böyle bir kontrole rastlanmaz.

Komünizm ile Totalitarizm Arasındaki Fark

Komünizm ile totalitarizm arasındaki fark özetlenecek olursa;

  • Totalitarizmde devlet her şeyi kontrol eder ve bir kişinin düşünce ve fikirlerinin hiçbir değeri yoktur. Öte yandan komünizm, vatansız ya da sınıfsız bir topluma inanan siyasi bir ideolojidir.
  • Totalitarizm toplam kontrol anlamındadır. Fakat komünizmde toplam denetim yoktur.
  • Topluluk komünizmde çok güçlüdür. Totalitarizmde güçlü olan devlettir.
  • Totalitarizmde, bireylerin karar vermede payları yoktur. Komünizmde, tüm önemli kararları alan topluluktur.
  • Komünizmde her şeyin ortak mülkiyetine inanılmaktadır. Öte yandan, totalitarizm, devlet mülkiyetine inanılan bir sistemdir.
  • Komünizmde, toplum kaynakların veya üretim araçlarının tek sahibidir. Fakat totalitarizmde, tüm kaynakları idare eden devlettir.

İş Ahlakı ile Sosyal Sorumluluk Arasındaki Fark

İşletmeler, sahipleri ve hissedarları için azami kâr elde etmeyi amaçlamaktadır. Bununla birlikte, bu maksimum kârlılık elde etmek için ne gerekiyorsa yapabilecekleri anlamına gelmez. İstenilen kârı elde etmek için çarpık şeyleri yapamazlar. Burada iş ahlakı (iş etiği) ve sosyal sorumluluk resmin içine giriyor. Bu iki terim pek çok defa karıştırılır. Sosyal sorumluluğu anlamak kolaydır, ancak “etik” kelimesi çok karışıklığa neden olur. Topluluğa fayda sağlamak için bir şirket politikası izlenmelidir. Bu, kurumsal sosyal sorumluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte, bir kişi iş ahlakı hakkında konuşurken çok farklı bir şey olur, çünkü ahlak vicdan üzerine kuruludur.

Bakınız: Etik ile Ahlak Arasındaki Fark

Sosyal sorumluluk ve iş ahlakı arasında önemli bir fark vardır; ve ikisini birbirinden ayırmanın en iyi yolu her ikisini de tanımlamaktır.

İş Ahlakı

İş ahlakını tanımlamadan önce, önce ahlakın anlamını bilmek en iyisi olacaktır. Etik ahlaki karakter anlamına gelir ve Yunanca ethos sözcüğünden gelir. Etik davranış, iyilik ve doğruluğa ilişkin bir yöndür. Etik iyi ve kötü, doğru ve yanlış üzerinde durmaktadır. Ahlakı iş hayatında kullanmak demek, şirketin hissedarları, menfaat sahipleri ve hatta toplumu da içeren herkesin yararına olabilmesi için doğru davranışın izlemesi anlamına gelir. Kâr sağlama, iş dünyasındaki en önemli şey olsa da, bir işletmenin tek endişesi para kazanmak ise o işletme kapitalizmin en kötü yüzüdür. İşletmelerin tüm topluma veya insanlığa fayda sağlayacak iyi iş ahlakına sahip olmaları gerekir. İş ahlakının temel amacı budur. İş faaliyetleri halka zarar vermemelidir. Bunun yerine, onlara fayda sağlamalıdır. İyi iş ahlakına sahip olmayan işletmeler kanunen cezalandırılırlar, ancak bu yaptırımlar, diğer işletmelerin yapabilecek ve yapmış olduğu ahlak dışı şeylerle karşılaştırıldığında hiçbir şey değildir.

Sosyal Sorumluluk

Hiç kimse bir ada değildir” demek insanoğlunun toplumsal varlıklar olduğu anlamına gelir. İnsanların göstermesi gereken davranış topluluk ya da toplumun kabul edilebilir normlarına uygun olmalıdır. Bu senaryoyu iş hayatına örneklersek, işletmeler, toplumsal veya toplumsal normlara uygun faaliyetler gerçekleştirerek sosyal yükümlülüklerini yerine getirmelidir. İşletmeler şirket için daha fazla kâr elde etmeyle ilgiliyse bile, topluluğuna karşı sosyal bir sorumluluğa sahip olmalıdır. Bu, toplumsal sorumluluğun asıl anlamıdır. İşletmenin etkilediği insanlara karşı zorunluluğu ya da yükümlülüğü daha fazladır. Bunun en önemli örneklerinden biri de, örneğin hava kirliliği yaratan bir iş aktivitesinin azaltılması ya da tamamen yok edilmesidir.

İş Ahlakı ile Sosyal Sorumluluk Arasındaki Fark

İş ahlakı ile sosyal sorumluluk arasındaki fark özetlenecek olursa;

  • Toplum için iyi ancak işletmeler için iyi olmayan şeyler vardır ve toplumsal sorumluluğun kendisini gösterdiği yer burasıdır. Bir de işletmeler için iyi ancak toplum için iyi olmayan işler vardır ve iş ahlakı da bu noktada gelir.
  • Toplumsal sorumluluk topluma karşı bir politika ya da yükümlülüktür, iş ahlakı ise vicdan üzerine kuruludur.
  • İşletme kâr odaklıdır ancak sosyal sorumluluk sahibidir. İş ahlakı toplum için olumlu bir gelişme yaparken, yine de toplum için faydalı faaliyetler icra etmekle yükümlüdür.
  • Sosyal sorumluluk olmazsa, toplum fayda görmeyecektir. İş ahlakının olmaması ise kapitalizmin en kötü halidir.

İş ahlakı ile sosyal sorumluluk arasındaki fark özetle bu şekilde. Sizin de eklemek istedikleriniz varsa yorum yazınız.

Çin ile Batı Kültürü Arasındaki Fark

Çin ile Batı kültürleri arasındaki en büyük fark, Çin’in oryantal (Doğulu) bir ülke olması ve geleneksel kültürünün Batı mirasından tamamen farklı olmasıdır. Çin kültürü 5000 yılı aşkın süredir vardır ve Çin halkı kendi kültürlerini, müzik aletlerini, resim tekniklerini, geleneksel Çin tıbbını ve pişirme yöntemlerini geliştirmiştir. Batı kültürüne kıyasla tamamen farklı ve benzersizdir. Çinliler sağlıklı beslenmeye inanırlar ve sağlık için bütünsel bir yaklaşım sergilerler. Batı kültürü daha gelişmiş ve macera ve keşfi sever. Çinliler, doğru kararları alarak bireysel kazanç yerine toplumsal kazanç üzerine yoğunlaşır ve aşırılıktan kaçınmak için orta bir yol benimsemeye inanırlar.

Bakınız: Kültür ile Medeniyet Arasındaki Fark

Batılılar, Çin kültürünün kendi değerlerine, geçmişine ve inanç sistemine sahip olması nedeniyle Çin kültürünü karmaşık ve anlaşılması güç bulur. Çinliler, bir yabancıyla asla ilgilenmeyen Batılılara kıyasla, yabancılara çok samimi ve yardımseverdirler. Batı kültürünün zengin ve lüks bir yaşam tarzı vardır, ancak Çinliler çoğunlukla mütevazi bir yaşam biçimine sahiptir, örneğin, ortalama olarak Çinlilerin 4 metrekareden daha fazla yaşam alanı olmayabilir. Çinliler insanlara seslenirken titr ifadelerini saygı gereği kullanırlar ve açıktan sevgi göstermeyi önlemek için kesinlikle kendilerine özgü ahlaki değerler taşırlar. Batı kültürü ise insanların kendilerini özgürce ifade etme özgürlüğüne sahiptir. Batı kültürüne kıyasla, Çin kültürü, Batı’daki muadillerinden daha fazla ilişkilere değer verdiğinden, çok farklıdır.

Hayat Felsefesi

Doğu ve batı hayatının temel felsefeleri arasında büyük fark vardır. Batılılar, başarı ve mutluluk gibi amaçlarını gerçekleştirmek için kendilerini adamış olmaya inanırlar, oysa Çinliler davranış ahlakına sahiptir ve iç dünyalarına ve bengi dönüşe (eternal recurrence) ilişkin algılamalara bağımlıdırlar. Batı yaklaşımı insanın kendisinin dışında arayış yapmasını ister, oysa Çinliler sistematik bir yaklaşım benimser ve kendi içlerinde arama yapmayı benimserler.

Batı toplumunda gerçek mutluluk materyalist bir yaklaşıma dayanırr; oysa Çin, gerçek mutluluğun iç müdahale ile elde edileceğine inanır, çünkü gerçek, ebedi saadet ve mutluluk için anahtardır. Batı toplumu bireyciliğe inanırken, Çin kültürü kollektivizme ve diğerleriyle temel bağlantılara inanır. Bir Batılı, hayata yönelik daha misyoner ve manevi bir yaklaşımı olan Çinlilere kıyasla pragmatik, materyalistik ve duygusal yaklaşımlarla boğulmuş durumdadır. Batılılar analiz eder, Çinliler meditasyon uygular. Çinliler erdemlere ve Batılılara değer ahlakına inanırlar.

Çin ile Batı Kültürü Arasındaki Fark

Çin ile Batı kültürü arasındaki fark özetlenecek olursa;

  • Batılılar bireyciliğe inanır, Çinliler kollektivizme inanırlar.
  • Batı kültürünün sevgiyi özgürce ifade etme özgürlüğü vardır, oysa Çin kültürü püritendir.
  • Batı ve Çin felsefeleri benzersizdir ve birbirlerinden tamamen farklıdır.
  • Çinliler ilişkilere inanırlar ve meditasyon yoluyla iç mutluluk ve mutluluk arayışındadırlar.
  • Batı kültürü, materyalist bir yaklaşıma inanır ve pragmatik ve duygusal bir tavır sergiler.

Aristo ile Platon Arasındaki Fark

Platon ve Aristo hem Yunan filozofları hem de matematikçilerdir. Platon, Sokrates’in öğrencisiydi ve Aristo da Platon’un öğrencisiydi. Aristo, Plato’dan eğitim aldı ve 20 yıl boyunca Atina’daki akademisinde kaldı ancak Plato’nun ölümünden sonra akademiden ayrıldı. Aristo ve Plato, adalet, adaletsizlik, insanların işlevi, gerçeklik, insan ruhu, sanat ve siyaset vb. gibi birçok konuda farklı felsefelere sahiptiler. Çalışmaları çok genişti ve tüm öğretilerini ve felsefelerini bu yazıda derlemek çok zor. Bu yazıda, felsefelerinin bazıları özellikle adalet ve adaletsizliğin yanı sıra insan işlevleri ve insan ruhu kavramındaki farklılıkları tartışılacaktır.

Ruh Kavramı

Plato’ya göre, ruh her zaman fiziksel biçiminden kurtulmaya ve özgürleşmeye doğru ilerledi ve şekilsizliğe doğru göç etti. Gerçek bilgi akilden elde edilirdi ve dünyadaki ruh ve güzellik gerçeğin bir parçasıydı. Temel gerçeklik, fiziksel formdan kendisini kurtarmaya çalışan ruhtu. Dolayısıyla, Platon bir rasyonalistti.

Aristoteles de ruha inanıyordu, ama aynı zamanda insan aklının yaratıcı ve pasif olarak ikiye bölündüğüne inanıyordu. Pasif akıl fiziksel beden ve ölme kabiliyetini içermekteydi. Yaratıcı akıl ise, sonsuza dek yaşayan ve Tanrı‘ya kavuşmaya yönelen manevî kısımdan oluşuyordu. Aristo’ya göre, Tanrı “kendisi hakkında düşünen saf düşünce” idi.

İnsanın Fonksiyonları

Platon ve Aristo’nun insanın fonksiyonları hakkında çok farklı görüşleri vardı. Platon adaletsizliğin adaletten daha iyi olduğu varsayımını reddetti. Adaletsizliğin model toplumlar kurmak için yararlı olmadığını savundu. Model toplumların fazileti, o toplumlarda yaşayan bireylerden ve işlevlerini yerine getirme yeteneklerinden türetilmiştir. İnsan işlevini, bir toplumda her birine atfedilen işlevleri yöneten, müzakere eden, yaşayan ve gayret gösteren olarak tanımladı. Bir kişinin işlevini, toplumdaki konumu ve toplulukla ilişkili varlığı ile ilişkili olarak tanımladı.

Aristo, her insanın mutluluğu arayarak nihai iyiye ulaşma yöntemini savundu. Mutluluğun veya onun peşinde olmanın nihai son olduğuna inandı ve onun gözünde insanlar mutluluk olan nihai hedefe ulaşmaya çalışırlar. Aristo’ya göre mutluluk, sebeplerin, işlevlerin ve ifadelerin mümkün olan en iyi şekilde yerine getirildiğinde elde edilirdi. Görüşleri, bir bütün olarak toplumdan veya topluluktan ziyade birey üzerinde yoğunlaştı. Aristo daha kişisel bakış açısına sahipti.

Aristo ile Platon Arasındaki Fark

Aristo ile Platon arasındaki fark özetlenecek olursa;

  • Plato, Aristoteles’in öğretmeniydi.
  • Birçok konuda felsefeleri birbirinden farklıydı, fakat farklılaşmayı belirleyen en önemli felsefe insanın işlevidir. Plato bir topluluk ya da toplum olarak ve bir model toplum elde etmek için onunla ilişkili olarak insanların işlevi olduğuna inanıyordu. Aristoteles, daha bireyselciydi ve bireysel mutluluğa, insanların temel işlevine ve yaptıkları işte mükemmel olmalarına ve bu nedenle bir model toplum veya şehir oluşturarak başarıya ulaşacaklarına inanmıştı.

Aristo ile Platon arasındaki fark özetle bu şekilde. Sizin de eklemek istedikleriniz varsa yorum bırakabilirsiniz.

Elementler Nereden Geliyor?

Vücudundaki suyun her molekülünde bulunan Hidrojen, Büyük Patlamadan (Big Bang) geldi. Evrende başka önemli hidrojen kaynağı yok.

Vücudundaki karbon ve oksijen yıldızların iç kısmında nükleer füzyonla yapıldı.

Vücudundaki demirin çoğu, uzun zaman önce ve uzakta meydana gelen yıldızların süpernova dönüşümleri sırasında yapıldı.

Aşağıdaki periyodik tablo, insanlığın bilinen tüm elementlerin nükleer kökenlerine ilişkin en iyi tahminini göstermek için farklı renklerle kodlanmıştır.

Elementler nereden geliyor?
Elementler nereden geliyor?

Parmağındaki yüzükteki altın muhtemelen kısa süreli gama-ışını patlamaları ya da yerçekimi dalgası olayları olarak görülebilir çarpışmalar sırasında nötron yıldızlarından yapılmıştır.

Vücudumuzda az miktarda fosfor ve bakır gibi elementler bulunur ancak yaşamın işleyişi için şarttır.

Bakır gibi bazı elementlerin nükleer oluşum yerleri gerçekten iyi bilinmemektedir ve gözlemsel ve bilgisayarlı araştırmalar devam etmektedir.