Nietzsche ile Sartre Arasındaki Fark

Sartre ve Nietzsche, ateist varoluşçular olarak gruplandırılmış olsalar da, aralarında önemli bir paralellik olduğu fikri yaygındır. Sartre sıklıkla türetilmiş ve sinkretik (bağdaştırıcı) bir düşünür olarak tasvir edilirken, Varlık ve Hiçlik adlı eserinde Descartes, Hegel, Husserl ve Heidegger‘in fikirlerini tartışır, geliştirir ve eleştirir. Heidegger, Jaspers, Deleuze ve Derrida gibi Avrupalı ana düşünürlerin her biri Nietzsche hakkında bir kitap yazmış ve onun düşüncesinden büyük ölçüde etkilenmişken, Sartre Nietzsche’yi neredeyse görmezden gelir ve Varlık ve Hiçlik’te sadece iki kez söz eder. Ancak, etki etmek ayrı, entelektüel paralellikler ayrı şeylerdir.

Düşünce tarihinde, düşünürlerin benzer pozisyonlara bağımsız olarak ulaşmaları nadir değildir – özellikle de benzer sorunları ele alıyorlar ve benzer zamanlarda yaşıyorlarsa. Ne yazık ki, Sartre gibi bir filozof, aynı alanda çalışan bir selefin düşüncelerini görmezden geldiğinde, aynı yollardan bazılarını bilmeden takip edebilir ve selefinin nasıl önlenebileceğini bize gösterdiği tuzaklara düşme riskiyle karşı karşıya kalabilir.

İlk olarak, birkaç yorumcunun tartışmak isteyeceği Nietzsche ve Sartre arasında bazı genel paralellikler vardır. Her ikisi de, kozmosun içsel bir anlamı ya da amacı olmadığı gerçeğiyle kararlılıkla yüzleşen ateşli ateistlerdir. Diğer pek çok düşünürden farklı olarak, Hıristiyan teolojisinin ölü Tanrı’sını Mutlak Ruhaniyet veya Varlık bahisleriyle değiştirmeye gayret bile göstermezler. Varlık ve Hiçlik’te Nietzsche’ye iki kısa referansından birinde Sartre, “dünya/arkasındaki dünya yanılsaması“nı yani varlığın arkasında duran ve yalnızca yanılsama ya da görünme durumuna fenomenleri indirgeyen Platonik gerçek bir dünyasal varlık dünyası olduğu fikrini reddeder.

Güç İstemi – Will to Power

Her iki düşünür aynı zamanda ahlaki değerler yaratan ve hayata anlam vermeye çalışanların sadece insanlar olduğu konusunda da ısrar ederler. Sartre, değerlerin mutlak bir nesnel varoluşa sahip olduğunu düşünen “ciddi” insanlardan ironik bir şekilde bahseder; Nietzsche ise, insanları bir sürüdeki koyunlar gibi kendilerine öğretilen değerleri pasif olarak kabul eden varlıklar olarak görür.

Değerlerin nihai kaynağının daha derin bir açıklamasını yapmaya çalıştığımızda, Sartre ve Nietzsche arasındaki ilişki daha sorunlu hale gelir. Nietzsche, bir ulusun (ya da insanın) iyi ve kötü yönlerinin “güç istemini” (will to power) dile getirdiğini söyler. Sartre için, benimsediğimiz ya da elimize aldığımız değerler, haklı bir varlığa ulaşmak ve kendi-içinde kendisi-için olan temel projemizin bir parçasıdır. Bu nedenle, her iki düşünür insanı esasen şeytani bir sihirbaz olarak görür ve Sartre ile Nietzsche’yi “güç istemi”nin bir savunucusu olarak gruplandırmak adaletsizlik olmayacaktır.

Açıkçası, Sartre varoluşçu psikanalizinin böylesine bir Nitçevari karakterine itiraz ederdi. Varlık ve Hiçlik’te, bireysel davranışları genel maddi tahrikler açısından açıklamaya çalışan tüm teorileri reddeder. Özellikle libido ve güç istemi gibi kavramları eleştirir. Sartre, bunların indirgenemez psiko-biyolojik varlıklar olmadığına, fakat bireylerin özgürlüğünü ortadan kaldırabilecek özgün projeler olduğu konusunda ısrarcıdır.

İktidar için çabalamanın insanın genel bir özelliği olduğunu reddeder, bilinç içinde herhangi bir opak ve daimi irade varlığını reddeder ve hatta insanların herhangi bir sabit doğası veya özü olduğunu reddeder.

Bir Güç İstenci Olarak Sartre

Ancak, Sartre’ın güç istencine (will to power) yönelik eleştirileri sadece Nietzsche’nin düşüncesinin popüler yanlış anlamalarına uygulanabilir. “Kendisi-için”de olduğu gibi, Nietzsche’nin “iradesi” de maddi bir varlık olarak görülmemelidir. Her ne kadar Schopenhauer’un metafizik teorilerinden türetilmiş olsa da ve bazen ontolojiyi davet eden biçimlerde konuşulsa da, Nietzsche’nin irade (will) konsepti ağırlıklı olarak sıfat ve fenomenolojiktir. Statüsü, Sartre’ın kendisininkine benzemektedir. Bu, Descartes’ın “düşünme öznesi”nin uzak bir soyundan gelmesine rağmen, metafiziksel bir varlık olarak düşünülmemelidir.

Bundan dolayı, Nietzsche “Beyond Good and Evil” eserinde Kartezyen “Bence” ve Schopenhauervari “Yapacağım” ile bağlı haksız metafizik varsayımları eleştirir. “İstek” denilen şeyin, her şeyden önce karmaşık bir şeymiş gibi göründüğünü ve sadece bir kelime olarak bir birlik teşkil ettiğini söyler.

Hem Sartre hem Nietzsche yazılarında, bağlamdan alındığında metafiziksel olarak yorumlanabilen pasajlar olmasına rağmen, varlığımızın alternatif sıfat tanımları olarak “hiçlik” ve “iradeyi” kabul etmek daha iyidir.

İktidar

Nietzsche’nin “iktidar, irade, istenç” kelimesini kullanması yanlış anlamaları teşvik etse de, terim açıkça geniş anlamda kullanılmıştır. Sofistike bir güç anlayışına sahiptir. Şüphesiz, Nietzsche herkesin gerçekten diğer insanlar üzerinde politik güç veya egemenlik istediğini iddia etmez. Nietzsche, felsefeyi “iktidar için en ruhsal irade” olarak tanımlar ve sanatçıları, politikacı ya da komutanlardan daha çok iktidar isteğinin olduğu bir örnek olarak görür. Teorisi ile Nietzsche, indirgemeci olmaksızın çok çeşitli insan davranışlarını açıklayabilir.

Dolayısıyla, bir takipçi kendini daha güçlü hissetmek için bir lidere ya da gruba bağlanabilir, itaat edebilir, hatta sofu rahip ya da ahlakçıların sapkın ya da olumsuz davranışları, güç istenci açısından açıklanabilir.

Nietzsche, 19. yüzyıl ahlak teorisyenlerine tepki olarak “iktidar” dan bahseder; “İktidar” çağrışımları daha geniş ve daha zengindir; bu da bir insanın, arzuları Cesur Yeni Dünya’nın ütopik rahatlığından tatmin edilebilen hesaplaşmalı bir “ekonomik insan”dan daha fazla olduğunu gösterir. Nietzsche’nin kastetiği anlam, kendini gerçekleştirme iradesinden bahsetmek suretiyle de gündeme getirilebilir (en sevdiği sloganlardan biri “Olduğunuz şey olun!“) veya “güç” kavramını psişik bir enerji olarak düşündürtübilir.

Nietzsche ile Sartre Arasındaki Fark

Sartre’ın Platonizmin Üstesinden Gelme ve Dünyayı Onaylamadaki Başarısızlığı

Nietzsche ve Sartre’nin Platonizm‘e karşı tutumları arasında daha keskin bir karşıtlık çizilebilir. Her ikisi de mükemmelliğin üstün krallığını reddederken, Sartre Platonik varsayım ve tutumlara karşılık gelen bir itiraz olmaksızın, Platonik metafiziğin gerçek değerinin reddedilmesinin yalnızca kötümserliğe ve varoluşa karşı kızgınlığa yol açabileceğinin farkında değildir.

Sartre’ın Platonizm ile kopuşunun yetersizliği ve eksikliği, William James’in dinin ortak çekirdeğine dair anlayışı noktasından incelenerek ortaya çıkarılabilir. James, dini tutumun temelde “huzursuzluk” ya da “doğal duruşumuzdaki yanlış bir şey olduğu hissi” ve bunun “çözümünü” içerdiğini söyler. Sartre, tüm dinî ve metafizik “çözümleri” şiddetle reddeder. Ancak o, var olmanın temel bir zaafı veya yokluğu olduğu fikrini kabul eder. Bilinçliliği sadece bir eksiklik olarak görmez, aynı zamanda “Bulantı” adlı eserinde Sartre, doğayı ve diğer insanları hem Platonik hem de kinci olmaları bakımından kınamaktadır.

Tıpkı Platon’un müziğin matematiksel düzenine hayranlık duyması ve formların dalgalı ve kusurlu bir kopyası olarak doğayı gözden geçirmesi gibi, Sartre’nin Nausea (Bulantı adlı eseri) merkezi kontrastı bir caz şarkısının keskin, kesin, esnek olmayan düzeni ile kestane ağacının düzeni ve amacı arasında bir yerdedir.

Doğa ve İnsan

Romanda, Roquentin, caz dinlerken neşe dolu anlarının tadını çıkarır, ancak bir ağacın altında otururken en derin mide bulantısını yaşar. Ağacın köklerini, “siyah, düğümlü bir kütle ve tamamen vahşi” olarak görür ve doğanın bereketini “kasvetli, iğrenç ve utanç verici” olarak tasvir eder ve aynı ağaçtan binlerce kopya bulunmasının ne gibi bir faydası olduğunu sorgular. Hiçbir şey doğaya karşı daha çarpıcı bir küfür olamaz. Ağaçlar, tüm organik varlıkların en saygıdeğer ve hayat verenlerinden biridir ve bize oksijen ve gölge sağlar. Birçok antik halk, ağaçları kutsal olarak görmüştür ve aydınlanma sık sık (Buda’dan tut Newton’un yerçekimi keşfine kadar), bir ağacın altında otururken resmedildi. Roquentin de, kestane ağacının altındayken bir tür negatif epifaniye yaşar. “Varolan her şeyin herhangi bir sebep olmadan doğduğunu, kendini zayıflıktan koruduğunu ve tesadüfen öleceğini” söyler.

Sartre, ağacın ve diğer mevcut organik varlığın anlamsızlığından farklı olarak, kusursuz bir çemberin saçma olmadığını, çünkü “düz bir parçanın uçlarından birinin etrafında dönmesiyle açık bir şekilde oluşturulduğunu” söyler.

Sartre şunu der:

“Var olsaydınız, tüm yol boyunca, küflülük, şişkinlik, müstehcenlik söz konusu olduğunda da, var olmalısınız. Başka bir dünyada, çemberler, müzik çubukları saf ve katı çizgileri tutar.”

Nausea’da Sartre, Schopenhauer’in “insan sevmeme”sinin de ötesine geçerek insanı doğanın da aşağısında hakir görür ve küçümser. İnsanın özellikle organik, biyolojik yönünü hor görür. Canlı yaratıkları “kendiliğinden hareket eden sarkık kitleler” olarak tanımlar ve etlişişman, aşırı kilolu insanlar için özel bir nefrete sahiptir. “Şişman, solgun kalabalığa” hitap eden Bouville galerisinde, “savunmasız, şişkin, sersemletici, belirsiz, müstehcen” bir burjuvaziye değinir ve “insanları eriyen yağ havuzlarına dönüştüren korkunç bir ısı dalgasını” hatırlatır.

Kendine-Öğreten Adam

Sartre ayrıca yemek yerken insanların bir şekilde azaldığını hisseder. Roquentin, Kendi-Kendine-Öğrenen-Adam tarafından yemek servisi yapıldığında mutlu olur ve “ruhu gözlerinden ayrılır ve yemeğini yemeye başlar”. Hugo, “diğer insanları uzak tuttuğu” için Olga’nın ona yiyecek sunduğunu düşünür ve ona göre “bir insan yemek yediğinde, zararsız görünür”. Sartre ayrıca şehvete de olumsuz bakar. Roquentin, bir kafedeki genç sevgililerin onu biraz rahatsız ettiklerini söyler ve rahibe ile yaşadığı cinsel ilişkiyi, “beni biraz tiksindiriyor” diye betimler. Belki de duygusallık, cinsellik, şehvet konusundaki tavrı, yemek yiyen bir kadını düşündüğü zaman en kestirmeden ortaya çıkıyor, onu şöyle hatırlar:

“şişman, ateşli, şehvetli, saçma, kırmızı kulaklı..

Gerçekten de, Nausea’da, anlatıcının insanlara karşı tutumu, acımasız, yargısal ve kincidir. Roquentin, diğer insanları görünüşlerine göre nesnelleştirir. Kafelerde oturarak geçen insanları yargılayarak gözlemler ve özellikle cazip olmayan fiziksel özelliklerine odaklanarak başkalarını insanlıktan uzaklaştırmanın keyfini çıkarır. Oradan geçen bıyıklı birini “bütün bir aile için havayı pompalayabilen ve yüzünün yarısını yiyebilen muazzam burun delikleri”nin altında bıyık olarak görür, başka bir kişiyi ise “köpek gibi bir yüzü olan genç bir adam” olarak tanımlanır. Kendine-Öğreten Adam’a (Sartre’ın hümanizmi karikatürize etmek için kullandığı) soğukkanlılıkla ve küçümseyici bir tavırla davranır ve onu doğru bir isme layık görmez.

Bouville Galerisi

Bouville galerisinde resmedilen seçkin burjuvaziye karşı tavrı neredeyse klasik bir durgunluk örneğidir.

Kendi portrelerine bakarken, “yargılarının bir kılıçtan geçtiğini ve (onun) var olma hakkını sorguladığını” düşünür. Kirli Eller’deki Hugo gibi, kendi varoluşunun boşluğunu hisseder ve yetersiz hisseder. Ancak, onların görünüşlerine, bedensel zayıflıklarına ve tüm insanlık dışı felaketlerine odaklanarak küçük görmeyi başarır.

Her ne kadar Sartre, acımasızca eleştirdiği, kendinden memnun olmayan “normal” insanlardan daha anlayışlı olsa da, kendi düşüncesinin Platonizm’in antik resiflerinden ve metafizik karamsarlıktan kaçamayacağının farkında değildir. “Nausea”nın iyimser bitişi bile bir şekilde geçici ve yarı yüreklidir ve kitapta daha önce dile getirilen ontolojik görüşlerden hiçbirini sorgulamamakta ya da tersine çevirmemektedir.

Peki Nietzsche’de Durum Nasıl?

Nietzsche’nin Sartre ile aynı felsefi öncüllerin çoğunu paylaşmasına rağmen, yaşam ve doğa konusundaki görüşü çok daha az belirsizdir çünkü Platonik dünya görüşünü ve tüm metafizik kötümserlik biçimlerini reddeder. Birincisi, Nietzsche, yazdığı yazıların ötesinde Platonik önyargıya şiddetle karşı koyar, rasyonalite ve amaçlarını idealize eder ve doğanın düzensiz akışını ve bedenin organik ve hayvansal yönlerini küçümser.

Parmenides’den ziyade Heraclitus’a hayranlık duyar, “sonsuz örümcek ya da sonsuz örümcek ağı” olduğunu reddeder ve “her şeyin KAZA cenneti, MASUMİYET cenneti, ŞANS cenneti, ŞAKA cenneti” olduğunu ilan eder. Sartre’dan farklı olarak, doğanın hayati, üstün ve akılcı olmayan yönüne büyük bir saygı duyar ve akıl, düzen ya da kesinliğin bir uygulaması olarak değil, duygusal derinlikleri ve Dionysus zevki ifade etme yeteneği nedeniyle müziği sever.

Böyle Buyurdu Zerdüşt

Böyle Buyurdu Zerdüşt‘ün ana temalarından biri, irade sayesinde kötümserliğin ve umutsuzluğun üstesinden gelmektir. Zerdüşt şöyle der: “Benim iradem her zaman kurtarıcı ve neşe getirici olarak bana gelir. İrade özgürleştirir: bu, iradenin ve özgürlüğün gerçek öğretisidir”. “Mezar Şarkısı”nın sonunda, umutsuzluğun üstesinden gelmek için iradesine yönelir ve ondan gençliğini ödünç alabilecek ve mezarları parçalayabilecek, savunmasız ve çaresiz bir şey olarak bahseder.

Her ne kadar güç istenci, genellikle üstinsanın gayreti ile ilişkili olmasına rağmen, aynı zamanda Nietzsche temalarının kaderini sevme, sonsuz döngü ve yaşamın olumlanması olarak da şarttır.

Varlığını doğrulamak için, Zerdüşt, “iradenin zamana karşı kötü niyetini” yaratıcı bir hale dönüştürerek geçmişi kurtarması gerektiğini söyler. Bu tür yansımaların sonucunda, sonsuz tekrarı kucaklama projesi ortaya çıkmaktadır.

Nietzsche’nin diğer insanlara karşı tutumu, yaşamı onaylama isteğine uygun olarak, Roquentin ve Sartre’ın diğer edebi kahramanlarının çoğundan daha hayırsever ve daha az olumsuzdur. Kuşkusuz, Nietzsche tarihsel figürler hakkında pek çok şey ifade eder. Ancak bunlar genellikle olumlu gözlemlerle dengelenir ve onun kimyasal öfkesinin çoğu bireylerden ziyade fikirlere, dogmalara ve kurumlara karşı yönlendirilir. Örneğin, Zerdüşt rahiplere “onlar benim düşmanlarım olsa da, sessizce kılıçlarla gelip geçtiklerini söylüyorlar. Onların arasında da kahramanlar var” der. Paryalar hakkındaki bazı yorumları, Sartre’ın burjuva hakkındaki yorumları ile karşılaştırılabilirken, Zerdüşt de büyük bir şehrin dışında oturan ve halkını intikamla kınayan bir “maymun”u eleştirir.

Özet

Tanrı’nın ölmüş olduğu ve evrenin içsel bir anlam ya da amaç içermediği gerçeği ile yüz yüze kalan modern düşünürlerin en önemlileri Sartre ve Nietzsche’dir. Bununla birlikte, benzer bir öncülden başlasalar da, Sartre, Nietzsche’den daha az radikal ve daha az olumlayıcı bir düşünürdür.

Özgürlüğe çok fazla önem vermesi özellikle ironiktir. Ancak bilincinin kendi kendine-öz-olması için doyumsuz özleminin üstesinden gelme yetkisini vermeyi reddeder ve kendi Platonik önyargılarını doğaya ve varoluşa karşı sorgulamaz.

Nietzsche ile Sartre arasındaki fark özetle bu şekilde. Eklemek istedikleriniz varsa yorum bırakınız.

Referanslar:

  • Jean-Paul Sartre, Being and Nothingness, trans. Hazel Barnes (New York: Washington Square, 1956), p. 4.
  • Friedrich Nietzsche, Thus Spoke Zarathustra, trans. Walter Kaufman (New York: Viking, 1954), I:15.
  • Friedrich Nietzsche, Beyond Good and Evil, trans. R.J. Hollingdale (Harmondsworth, Middlesex: Penguin, 1973), p. 16.

Bitcoin ile Bitcoin Cash Arasındaki Fark

Bazıları Bitcoin’in geleceğin parası olduğunu söylerken bazıları da önemini inkar eder. Bir gerçeği belirtmek gerek; Bitcoin gerçek paradır ve gördüğünüz veya duyduğunuz herhangi bir şeyden farklıdır. Bitcoin ile birlikte bir de Bitcoin Cash vardır. Bitcoin ile Bitcoin Cash arasındaki fark nedir, ne değildir detaylarına girmeden önce, Bitcoin ve Bitcoin Cash’in tarihine ve ortaya çıkışına bir göz atalım.

Bitcoin ve Bitcoin Cash

2009’un başında, Satoshi Nakamoto adını kullanan bilinmeyen bir kişi ya da bir grup, hiçbir banka ya da merkezi otorite aracılığına ihtiyaç duymadan işlem yapmanıza olanak tanıyan gizemli bir dijital ödeme sistemi olan Bitcoin’i geliştirdi. Dünyanın merkezi olmayan ilk dijital para birimi ve neredeyse her şeyi anonim olarak satın almak için kullanabileceğiniz ilk kripto para birimiydi. Sonuç olarak, bitcoin herhangi bir ülkeye bağlı veya düzenlemeye tabi olmadığı için uluslararası ödemeler çok daha ucuza gelmeye başladı. Kısa zaman içinde, bitcoin, paranın icadından sonra küresel piyasaları vuran en büyük ikinci ürün oldu. Bitcoin 2009 yılında kuruluşundan bu yana uzun bir yol kat etti.

2013 yılına gelindiğinde, bitcoin pazarı, bitcoin ekosistemini tamamen yeni bir düzeye iten milyar dolarlık sınırı geçti. Sadece bir dijital ödeme sistemi olarak başlayan şey, kısa sürede küresel bir duyum haline geldi ve 2014’ün sonlarında, bitcoin, dijital ödeme platformunda dünya lideri olan PayPal ile ortaklığını duyurdu. 2015 yılında yavaş bir başlangıç ​​sonrasında bitcoin’in geleceği ile ilgili karışık tepkiler vardı ve bitcoin topluluğu 5 milyon dolar değerinde bitcoin’in çalınmasıyla adeta büyük bir geri düşüş yaşadı. Ayrıca, bitcoin’in protokolünü etkili bir şekilde nasıl ölçeklendirmesi gerektiğine dair soru işaretleri vardı. Sonuç olarak, 2017’de Bitcoin ağı üzerinden yapılan hard fork (sert çatal) işlemi ile Bitcoin Cash adı verilen yeni bir kripto para birimi doğdu.

Bitcoin çatalının bir sonucu olarak ortaya çıkan ve Bitcoin Cash adı verilen bu yeni kripto para birimi, Bitcoin ile neredeyse aynı hedeflere sahipti ve Bitcoin’in orijinal vaatlerini yerine getirmek için birkaç güncelleme yapıldı. Hem Bitcoin hem de Bitcoin Cash işlemleri blockchain‘de (İşlemleri kaydetmek için kullanılan bir dijital merkezi olmayan dağıtık defter) yapılır. Bir bloğu, bir yerden diğerine işlemler taşıyan bir araç olarak düşünün ve blok hedefine ulaştığında, işlem tamamlanır ve zincir sonuçlanır. Blokların daha büyük olması demek, daha fazla işlemin aynı anda yapılması ve bunun neticesinde işlem süresinin daha hızlı olması demektir. Bitcoin Cash, blok boyutunu 1 MB’tan 8 MB’a çıkardı ve ayrıca Ayrılmış Tanık (SegWit) kavramını da kaldırdı. Belki de Bitcoin Cash ile bilmeniz gereken en önemli nokta burası.

Bitcoin ile Bitcoin Cash Arasındaki Fark

Bitcoin ve Bitcoin Cash Tanımı

Hem Bitcoin hem de Bitcoin Cash, anonim olarak online işlemler gerçekleştirmek için kullanılabilen eşler arası (p2p) elektronik ödeme sistemidir. Bitcoin Cash, Segregated Witness’in getirdiği protokol güncellemelerini önlemek için Bitcoin’in sert çatalı sonucu ortaya çıkan yeni bir kripto para birimidir. Her ikisi de bitcoin göndermenize veya almanıza, bitcoinlerinizi saklamanıza veya ürünler için ödeme yapmanıza olanak veren dijital bir cüzdanda depolanır. İkisi arasındaki ana fark, Maksimum Blok Boyutu Limitidir. Bitcoin Cash, tek seferde daha fazla işlemin gerçekleşmesine izin vermek için blok boyutunu artırdı.

Blok boyutu

Bitcoin’deki blockchain’i manipüle etmeyi zorlaştıran 1 MB’lik maksimum blok boyut sınırlaması, masif ölçeklenebilirlik sorunlarına neden olmuştur. Bitcoin, saniyede yedi işlem gerçekleştirir ve bu da daha uzun bekleme sürelerine katkıda bulunur. Bitcoin Cash ise, blok boyutunu 1 MB’tan 8 MB’a kadar artırarak bu sorunu çözdü, böylece daha hızlı bir şekilde sonuçlanacak bir zamanda daha fazla işlemin gerçekleşmesini sağlandı.

Ayrılmış Tanık (SegWit)

Ayrılmış Tanık veya SegWit, Bitcoin işlemlerini ele alma yöntemini geliştirmek için tasarlanmış bir ölçekleme çözüm protokolüdür. SegWit fikri Bitcoin geliştiricilerinden Pieter Wuille tarafından 2015’in sonlarında Bitcoin’in ölçeklenebilirlik problemini çözmek için Blockchain’de bilgilerin saklanma şeklini değiştirmeyi amaçlamak için ortaya atıldı. Buradaki temel fikir, blok boyutunu arttırmaktansa, bloğun içinde çok fazla yer tutan imza bilgisini ayrı tutmaktır. Böylece bir bloğun içine çok daha fazla işlem yerleştirilebilir. Diğer yandan Bitcoin Cash, bu çözümü desteklemeyip blok boyutunu arttırma yoluna gitmiştir.

Güvenlik ve İstikrar

Bitcoin Cash, hızlı işlem süreleri ve daha düşük ücretleri teşvik etmek için özel olarak tasarlanmış bir eşler arası elektronik ödeme sistemi olarak ortaya çıkmasına rağmen, Bitcoin uzun vadede daha iyi bir güvenlik ve kararlılık için daha büyük ve dağıtık bir ağa ve arkasında daha fazla altyapıya sahiptir. Artı Bitcoin, daha fazla ağ kararlılığı sağlayan hashrate yani hesaplama gücüne sahiptir.

Karşılaştırma Tablosu

Bitcoin Bitcoin Cash
Satoshi Nakamoto takma adını kullanan bir kişi ya da grup tarafından geliştirilen ilk kripto para birimidir. Orijinal Bitcoin blok zincirinden sert çatal ile ayrılan güncellenmiş bir Bitcoin versiyonudur.
Bitcoin Cash’ten çok daha geniş, güvenli, stabil ve sağlam bir ağ altyapısına sahiptir. Bitcoin’e kıyasla daha az dağıtıktır ve altyapısı Bitcoin kadar sağlam değildir.
Blok boyut limiti 1mb’dır. Blok boyut limiti 8mb’dır.
SegWit’i destekler. Böylece bloklardaki imza bilgisi işlem bilgilerinden ayrı tutulabilir. SegWit’i desteklemez.
Daha kolay bir madencilik algoritmasına sahip olduğundan madenciler için daha kârlıdır. Öngörülemeyen blok sürelerine sahip olduğundan madenciler için pek kârlı değildir.
Yüksek işlem ücretleri ve düşük işlem hızına sahiptir. Bitcoin’e kıyasla daha düşük işlem ücretleri ve yüksek işlem hızına sahiptir.

Bitcoin ile Bitcoin Cash arasındaki fark özetle bu şekilde. Eklemek istedikleriniz varsa lütfen yorum bırakınız.

Kraliçe Arı, İşçi Arı ve Erkek Arı Asındaki Fark

Yaz aylarında kovan büyük ihtimalle yaklaşık 20.000-50.000 arı ile zirvede olur. Tüm hayatlarını yiyecek arayarak geçiren, balmumu hücreleri oluşturan ve bu hücreleri bal ve polenle dolduran bu kısır dişi arıların çoğuna “işçi arılar” denir.

Ayrıca, kovanı kız kardeşleriyle birlikte terketmeleri söyleninceye kadar bal tatmaktan başka hiçbir iş yapmayan birkaç yüz erkek arı da vardır! Her kovanın merkezinde, kovandaki diğer arıları boyuyla ve büyüklüğüyle gölgede bırakan ve aynı zamanda üreyebilen tek arı olan bir kraliçe arı vardır.

İşçi Arı

İşçi arıların hepsi dişidir, ama kraliçe ile aynı yeteneklere sahip değiller. İşçi arılar kısır olarak doğarlar ve amaçları tüm yaşamları boyunca çalışmaktır. İşçi arılar esasen kovanın can damarıdır. İşçi arılar olmasa, kraliçenin bakımını kimse yapmaz, bal üretmez ya da bitki ve çiçeklere polen taşımaz. İşçi arılar da ayrıca “işe yaramayan erkek arıları” kovandan atma yetkisi vardır.

İşçi arıların hayatları boyunca birçok işi vardır. İşçi arıya yönelik işler hayatları boyunca değişiklik gösterir. Genellikle genç arılar tarafından üstlenilen hücre temizliği ve kapaklama gibi işler vardır. Koruma, güvenlik ve yiyecek arama eski arıların işidir. İşçi arılar yaklaşık 5 hafta yaşarlar, sonra ölürler -kovanın hayatta kalmasına yardımcı olmak için tam anlamıyla kendilerini ölüme mahkum ederler.

Arılar temizlik hastası yaratıklardır ve kovanı temizlemek işçi arıların işi olduğu için, ölmeden önce kovandan çıkarlar ki ortalık kirlenmesin (yeni koltuk takımına oturtmayan anne gibi).

İlk günden itibaren yaşlarına göre işçi arılara atanan görevler:

Kovanın idaresi

Arı işçisinin ilk işi ev işleridir! Hücreleri temizler ve onları yeni bir yumurta veya nektar için hazırlar. Hücreden yeni bir arı ortaya çıktığında, diğer vücut atıkları ile birlikte geride kalan koza gibi bir sarma vardır. Bunu temizlemek genç işçi arının görevidir.

Cenaze kaldırıcı

Hücrenin temizlenmesi, aynı zamanda, toplum için potansiyel bir tehdit oluşturabilecek ölü bedenleri ve sağlıksız kuluçkaları temizlemek anlamına da gelir. Hücreleri kapatmak da onlar için bir iştir. Hücre içine larva atıldıktan sonra hücreyi balmumuyla kapatırlar.

Bebek bakıcılığı

İşçi arılar kovanın “bebek bakıcılığı” görevini de üstlenirler. Gelişmekte olan larvaları besler ve önemserler. İşçi arılar bu bebekleri günde binlerce kez kontrol ederler. Henüz yumurtadan çıkacak olan bu yavru arılar, büyük günlerinden yaklaşık 8 gün önce çok aç olacaklar. İşçi arılar bu süre boyunca onları 10,000 kez besler. Sadece çok koruyucu olmakla kalmaz, aynı zamanda larvaların doygun olmasını da sağlarlar.

Kraliçe arının bakımı

Şanslı kraliçe adı üzerinde her gün kraliçe gibi muamele görür. Bu işçi arılar onu temizler, besler ve hatta pisliğini bile çıkarırlar. Kraliçe arının bu tür şeyleri düşünmemesini, sadece çiftleşme ve yumurtlamaya odaklanmasını isterler.

Kovan için nektar toplamak

Kovana geri dönen yaşlı işçi arılar, evdeki işçi arılar için getirdikleri nektar paketlerini bırakırlar. Evdeki işçi arılar nektar için işaretlenmiş hücreleri bulur ve bu getirilen nektarı o hücrelere depolar. Bu şekilde nektarı bala dönüştürürler. Yeterince kuru olana kadar balı serin tutarlar, sonra olgunlaşan balın atmosfere karşı korunması için hücreyi balmumu ile kapatırlar.

Kovanı koruma

Zamanlarını kovanın girişini koruyarak geçiren işçi arılar vardır. Kovana ait olmayan ancak içeri girmeye çalışan herşeye meydan okurlar! Bazı arılar herhangi bir potansiyel tehdide yanıt olarak kovanın etrafında uçarlar.

Sahaya inmek

Genç arıların mezun olup dışarıda nektar aramaya başladığı aşama budur. Nektar ve polen toplamak için gönderilirler. Artık orta yaşlıdır ve kovanı ilk kez terk edecektir. Ayrılırken kovandan aşağı inecek ve inişlerini not etmek için biraz zaman harcayacak, aynı zamanda iniş noktalarını da göz önünde bulunduracak. Bu yüzden eve nasıl geri döneceğini hatırlayacaktır.

Erkek Arı

Erkek arılar, kovanda sadece tek bir amacı olan arılardır. Onların tek işi, yavru üretmek için kraliçeyle çiftleşmektir. Ne yazık ki, bu çok teşekkür edilmesi gereken bir görevdir çünkü kraliçe arı çiftleştiği tüm erkek arıları çiftleştikten sonra anında öldürür. Sonuç olarak, çiftleşmek için kraliçe tarafından tercih edilmeyen diğer erkek arıları da kolay bir hayat beklemez. Kraliçe arının çiftleşmeyi reddettiği ve dolayısıyla kovanın standartlarına göre değersiz ve kullanışsız olan bu erkek arılar kovandan atılırlar. Hayat zor gerçekten…

İlkbahar ve yaz zamanı erkek arılar ortaya çıkar. İşçi arılardan daha büyüktürler. Erkek arılar yiyecek toplamazlar. Onların tek amacı kraliçe ile üremektir. Ancak sadece 6-8 erkek arı aslında kraliçe ile çiftleşir. Onların ömrü, işçi arılardan biraz daha uzun, yaklaşık 2 aydır. Sonbahar geldiğinde işçi arılar tarafından kovandan dışarı atılırlar. Erkek arılar hiçbir şeyi öldüremez veya incitemez – sadece tohumları/spermleri için kullanılırlar.

Kraliçe Arı

Her arı kovanı, kovanı yeni arılarla dolu tutmak için bir kraliçeye sahip olmalıdır. Onun tek işi yumurta bırakmaktır. Kovanın bakımı, bal üretimi ve kraliçenin bakımı ile ilgili diğer her şeyi yapmak için başka arılar gereklidir. Kraliçenin çiftleşmek için erkek arılara, yemeğini getirmesi ve temizlenmesi için de işçi arılara ihtiyacı vardır.

Kraliçe arı, bir kovandaki arıların en büyüğüdür. Ana işi yumurta bırakmaktır ve günde en az 1500-2000 yumurta bırakabilir. Ancak hayatının her günü bu şekilde değildir – bazı günlerde hiç yumurta bırakmaz.

Kraliçe arı, bıraktığı yumurtaların cinsiyetini kontrol edebilir. Kraliçe, hücrenin genişliğine göre döllenmiş (dişi) veya döllenmemiş (erkek) bir yumurta bırakır. Erkek arılar, işçiler için kullanılan hücrelerden önemli ölçüde daha büyük hücrelerde yetiştirilir.

%51 Saldırısı Nedir?

%51 saldırısı, ağın madencilik hashrate‘inin veya hesaplama gücünün %50’sinden fazlasını kontrol eden bir madenciler grubu tarafından bir blok zincirine -genellikle bitcoin ama böyle bir saldırı halen varsayımsaldır- yapılan bir saldırıyı ifade eder. Saldırganlar yeni işlemlerin onay almasını engelleyebilecek ve bazı ya da tüm kullanıcılar arasındaki ödemeleri durdurabileceklerdir. Ayrıca, ağın kontrolü ellerinde iken tamamlanmış işlemleri tersine çevirebileceklerdir, yani double-spending denilen çifte harcama işlemlerini gerçekleştirebileceklerdir.

Böyle bir durumda kesinlikle yeni coinler oluşturamayacak veya eski blokları değiştiremeyeceklerdir. Bu yüzden %51 saldırısı, büyük ölçüde zarar verici olduğu kanıtlanmış olsa bile, bitcoin veya başka bir blockchain tabanlı para birimini tamamen yok edemeyecektir.

%51 Saldırısı ile Ağ Nasıl Ele Geçirilir

Bitcoin ve diğer kripto paralar bir tür dağıtık defter olan blockchain (blokzincir) tabanlıdır. Bu dijital dosyalar, bir kripto para ağında yapılan her işlemi kaydeder ve tüm kullanıcılar -ve genel kamuoyu- tarafından denetlenebilir, yani hiç kimse bir parayı iki kez (double spending) harcamaz. Özel Blockchain olarak adlandırılan blok zincirler, herkese açık olan blockchainlerden farklıdır ve izinli kullanıcılar tarafından görülebilir.

Adından da anlaşılacağı gibi, bir blockchain, belirli bir süre zarfında tamamlanmış işlemleri kaydeden bir veri bloğu zinciridir (bitcoin için, yaklaşık her 10 dakikada bir yeni bir blok oluşturulur). Bir blok bir kez kesinleştiğinde (jargonda kazmak ya da blok çıkarmak diye de geçer) bir daha asla değiştirilemez. Çünkü herkese açık ve pek çok düğüm (node) tarafından paylaşılan defterin hileli bir versiyonu, ağın kullanıcıları tarafından hızla fark edilir ve reddedilir.

Ancak, ağdaki bilgi işlem gücünün çoğunluğunu kontrol ederek, bir saldırgan veya saldırgan grubu yeni blokları kaydetme işlemine müdahale edebilir. Diğer madencilerin blokları tamamlamasını engelleyebilirler, teorik olarak yeni blokların madenciliğini tekelleştirmelerine ve tüm ödülleri kazanmalarına izin verir (bitcoin için, ödül şu anda 12.5 bitcoindir ki bu rakam en sonunda sıfırlanacaktır). Diğer kullanıcıların işlemlerini engelleyebilirler. Bitcoin transferi yapabilir, sonra tersine çevirebilir, demin harcadıkları parayı hala harcamamış gibi gösterebilirler. Çift harcama (double spending) olarak bilinen bu açık, mükemmel bir taklit paranın dijital karşılığıdır ve blok zincirinin üstesinden gelmek için inşa edildiği temel kriptografik engeldir. Bu nedenle çift harcamaya izin veren bir ağ, hızlı bir şekilde güven kaybına uğrayacaktır.

%51 Saldırısı Varsayımsaldır

Eski blokların değiştirilmesi, saldırının başlamasından önce kilitlenen işlemler, %51’lik bir saldırı durumunda bile çok zor olacaktır. İşlemler geriye gittikçe, değiştirilmeleri daha da zorlaşır. Ayrıca, %51 saldırısı size bitcoin ağı üzerinden tam güç vermez. Blockchain işlemlerinde, daha eski olanlar, bu tür saldırılara karşı daha güvenlidir. Dolayısıyla, ağın %51’ini ele geçirmek, bir başarı garantisi değildir, başarının muhtemel olduğu bir noktadır. Aslında, bu tür saldırıları çok daha az ağ kontrolü ile deneyebilirsiniz, ancak başarı şansınız çok düşük olacaktır. Örneğin, ağın madencilik gücünün %50’sinden daha azıyla, ancak daha düşük bir başarı olasılığıyla %51’lik bir saldırı şekli mümkündür.

%51 Saldırı Örnekleri

Şimdiye kadar, büyük bir blockchain’e başarılı bir %51 saldırısı gerçekleştirmenin büyük miktarlarda hesaplama gücü (hashrate) gerektirdiğini öğrendiniz. Bu nedenle böyle bir saldırının, toplam yaklaşık 27 Exahash (saniyede 27 milyon trilyon hash demek) hashrate’e sahip en büyük blok zinciri olan Bitcoin için neredeyse imkansız olacağını düşünebilirsiniz. Yanılıyorsunuz. Aslında, birçok madencilik havuzu, % 51’lik bir saldırıyı başarılı bir şekilde başlatmak için gerekli güce ulaşmışlardır. Aşağıda bir kaç önemli örnek bulabilirsiniz.

Örnekler

  • ghash.io: Temmuz 2014’te, en popüler bitcoin madencilik havuzlarından biri olan GHash.io, bitcoin ağının toplam hesaplama gücünün %51’ini aşmayı başarmıştır. Bu durumda, pek çok insan bitcoin ağında bir %51 saldırısı gerçekleşeceğine kesin gözüyle bakıyordu. Ancak, bu tartışmalara cevaben, GHash.io gelecekte toplam hesaplama gücünün %39’unu aşmayacağına dair gönüllü bir bildiri yayınladı ve blockchainin güvenliğini korumak için diğer madencilik havuzlarının <%40 bir hashrate üst limitine tabi olmasını istedi.
  • Verge: Mayıs 2018’de gizlilik merkezli kripto para birimi Verge (XVG), ikinci kez %51 saldırısına uğradı ve saldırganlar yaklaşık 2 milyon dolar çaldı.
  • Bitcoin Gold: Kötü niyetli bir madenci, geçtiğimiz hafta (18.05.2018) Bitcoin Gold ağında bir çift harcama (double-spend) saldırısı gerçekleştirdi. Madenci saldırıyı gerçekleştirebilmek için, ağın toplam hesaplama gücünün en az yüzde 51’ini eline geçirerek ağ zincirinin geçici kontrolünü sağladı. Bu kadar fazla güç elde etmek inanılmaz derecede pahalıdır -bitcoin gold gibi küçük bir ağda bile- ancak kontrolü ele geçirdikten sonra bir çift harcama saldırısıyla birlikte kullanılarak kazanç elde edilebilir. Ağın kontrolünü ele geçirdikten sonra, saldırgan, BTG’leri hem kripto para borsaların göndermeye hem de aynı paraları kendi kontrolü altındaki bir cüzdana göndermeye başladı. Normalde, blockchain bunu yalnızca bloktaki ilk işlemi onaylayarak çözebilirdi, ancak saldırgan ağın çoğunluğunun kontrolünü ele geçirdiği için işlemleri tersine çevirebildi. Sonuç olarak, borsalara para yatırabildiler ve hızlı bir şekilde geri çekerek, ilk işlemi tersine çevirdiler. Böylece toplamda 18 milyon dolarlık bir fon çalmış oldular.

Sonuç

Günümüzde, çok fazla sayıda madencilik havuzu vardır ve bu da hesaplama gücün daha yaygın bir şekilde dağıtılmasını sağlar. Halihazırda en büyük Bitcoin havuzu, ağın %24.6‘sını barındıran btc.com‘dur. AntPool ise %15.4‘lük yakın bir ikinci konumundadır. Her ikisi de Bitmain adlı aynı firma tarafından kontrol edilmelerine rağmen, ikisinin toplamı bile (%40) başarılı bir saldırıyı başlatmak için çok düşüktür.

Bitcoin madencilik havuzları
Bitcoin madencilik havuzları

Ethereum ağında da durum benzerdir; burada, en büyük havuz olan Ethermine, çıkarılan blokların yaklaşık dörtte birini oluşturur.

Ethereum madencilik havuzları
Ethereum madencilik havuzları

Sonuç olarak, %51 saldırıları temeli sağlam atılmış kripto para birimleri için çok az tehdit oluşturuyor ve ademi merkeziyet arttıkça büyük olasılıkla belirsizliğe yol açmaya devam edecek.

ICO ile Kitle Fonlama Arasındaki Fark

ICO (Initial Coin Offering) kitle fonlamada (crowdfunding) yeni bir adım veya alternatif bir halka arz (IPO) olarak adlandırılmaktadır. Öte yandan, ICO’nun kitle fonlama ile ortak bir yanı vardır: her ikisi de, henüz ortada olmayan bir ürün projesinin ilk aşaması için para toplama yöntemleridir.

ICO ile kitle fonlama arasındaki fark nedir, ne değildir öğrenmeden önce, gelin birlikte ICO ve kitle fonlamanın detaylarına bakalım.

ICO Nedir?

ICO, Initial Coin Offering teriminin kısaltmasıdır. Türkçeye “İlk Para Teklifi” veya “Başlangıç Para Teklifi” olarak çevrilebilir. ICO, yeni bir kripto paranın, coinin veya tokenin fon toplama amacıyla yatırımcılara sunulması demektir. 2013’ten beri ICO’lar yeni kripto paraların gelişimini finanse etmek için sıklıkla kullanılmaktadır. Önceden oluşturulmuş tokenler, eğer onlar için piyasada bir talep varsa, kripto para borsalarında kolayca satılabilir ve takas edilebilir.

ICO, girişimciler tarafından risk sermayesi veya bankaların gerektirdiği sıkı ve düzenlenmiş sermaye artırım sürecinden kaçınmak için kullanılır. Bir ICO kampanyasında, kripto para biriminin bir yüzdesi, genellikle Ethereum veya Bitcoin ya da Dolar ve Euro gibi fiat para birimleri karşılığında ilk yatırımcılara satılır.

Kitle Fonlama (Crowdfunding) Nedir?

Kitle fonlama, bireylerin, grupların veya işletmelerin, bankaları aracı olarak kullanmadan halktan doğrudan para toplamak için kullandığı bir yoldur. Krediler bireyler ve küçük işletmeler için giderek daha zor hale geldikçe, kitle fonlama çok popüler bir alternatif haline geldi. Kitle fonlama, dünyanın dört bir yanındaki rastgele insanlardan küçük miktarlarda para toplayarak bir ihtiyacı veya projeyi finanse etmek için kullanılır.

Gördüğümüz gibi, hem ICO hem de kitle fonlama, bir proje geliştirme için fon toplama yollarıdır. Öyleyse ICO ile kitle fonlama arasındaki fark nedir? Farklı yönlere daha yakından bakalım.

Platform Farklılığı

Geleneksel kitle fonlama, Kickstarter veya Gofundme gibi platformlara dayanırken, ICO’lar belirli bir platforma bağlı değildir. Farklı kitle fonlama platformları farklı bir amaca ya da yaklaşıma sahip olabilir, ancak genel olarak konsept basittir – projenizi büyük bir potansiyel yatırımcı grubuna gönderiyorsunuz ve projenizle ilgileniyorlarsa sizi finanse ediyorlar. Bu tür platformlarda projenizi ücretsiz yayınlayabilirsiniz ve sadece projeniz fon topladığında platforma ödeme de bulunursunuz. Dolayısıyla arada bir aracı platform vardır. ICO’ya katılmak isteyenler ise herhangi bir arabulucu olmadan doğrudan bir şirketin adresine para gönderir. Bu, ICO’yu başlatan şirket için daha yüksek bir güven seviyesi gerektirebilir, ancak diğer taraftan, tüm ilgili taraflar, işlem ücretlerinden ve üçüncü taraf katılımından kaynaklanan olası tüm komplikasyonlardan muaftır.

Yönetmelik Farklılığı

Kitle fonlama platformları yasal olarak kayıtlıdırlar ve kanunlara tabiidirler. Bu patlayan pazarın 2025 yılına kadar 96 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bu nedenle, bazı hükümetler şimdiden kitle fonlama projeleri için gereklilikleri belirleyen ve yükümlülükleri tanımlayan düzenlemeleri yapmıştır. Bu düzenlemelerden biri, 2012 yılında ABD’de yayınlanan JOBS (Jumpstart Our Business Startups) yasasıdır. Bu yasadan önce, sadece nitelikli yatırımcılar başlangıç ​​projelerine yatırım yapabilirken, şimdi isteyen tüm ABD vatandaşları herhangi bir kitle fonlama projesine katılabilir. Avrupa’ya gelince, Fransa, kitle fonlaması üzerinde hükümet kontrolünü gerçekleştiren tek ülkedir.

ICO’lar ise genellikle regüle edilmemiştir ve sonuç olarak ICO katılımcıları bazı risklere maruz kalmaktadır. Son zamanlarda, birçok dolandırıcılık projesi ortaya çıkmış ve ICO projelerinin çoğunluğu denetlenmemiş, yatırımcılar tam olarak korunamamıştır. Bununla birlikte, ABD borsa komisyonu yakın zamanda, ICO ile dolandırıcılık yapan şirketlere yönelik ilk soruşturmaları başlattı. Diğer riskler, ICO süreçlerinin altında yatan akıllı sözleşmelerdeki teknik hataları içerir. Muhtemelen en meşhur örnek DAO‘dur. DAO’da 150 milyon dolardan fazla fon toplanmış ve akıllı sözleşmelerdeki bir açıktan dolayı bu fonların üçte biri korsanlar tarafından çalınmıştır. Filecoin ICO’su ise yasal olarak düzenlenen ilk ICO oldu ve bir saatten az bir sürede 252 milyon dolar fon toplayarak rekor kırdı.

Vizyon Farklılığı

Kitle fonlama projeleri vizyonlarını ve genellikle çalışan bir prototip sunar. Aslında, prototip geliştirme aşaması kitlesel fonlama başarısının ayrılmaz bir parçasıdır. Prototipleme sürecine derinlemesine bakıldığında, girişimciler kaynaklarından en iyi şekilde faydalanabilir, fonlarını en üst düzeye çıkartabilir ve daha başarılı bir ürün lansmanına sahip olabilirler. Piyasadaki herhangi bir üründe olduğu gibi, başarı genellikle pazarlamaya bağlıdır. Genel olarak, gazeteciler ve muhabirler prototip olmaksızın bir kitle fonlama kampanyasını incelemez. Çünkü ortada herhangi bir protitipi olmayan bir projenin reklamını yapmak istemezler.

ICO’ların vizyonu ise genellikle White Paper adı verilen bir belgede sunulmaktadır. Bazı ICO’lar, sadece bir fikirle önemli miktarda para topladı. Bu nedenle, bazı yatırımcılar hala ICO projelerine karşı ihtiyatlı ve uzak durmayı tercih ediyorlar. Bununla birlikte, bu yaklaşım daha fazla girişimi başlatmaya ve çığır açan fikirler geliştirmeye olanak sağlar.

Kitle fonlama projeleri, teknikten sanat projelerine kadar her türden olabilirken, ICO’lar genelde blokzincir tabanlı projelerdir.

Ödül Farklılığı

Kitle fonlaması yapan katılımcılar herhangi bir ödül beklemezler, ancak bazıları bir teşekkür veya tasdik ​​olarak sunulabilir. Kampanyaları başlatan kişi veya şirketler, katkıda bulunanlara t-shirt gibi bir şeyle, veya yapacakları şeyin bir kopyasıyla, hatta bazen sadece bir teşekkürle karşılık verebilir. Ya da, bazı durumlarda, ödül modelleri girişimcinin ürettiği ürünü ön sipariş verme olanağı sunar.

ICO katılımcıları, katkı miktarına göre token alırlar. Bazı tokenler, platformun gelecekte sunacağı hizmetlere erişim sağlar. Bir ICO, hisse senedini bir tokene bağlamayı içerebilir, böylece size oy hakkı ve temettü erişim hakkı verir. Bununla birlikte, kullanım durumlarının çoğunluğu farklı bir şey içindir. Bir ICO’da verilen bir tokenin tipik kullanım durumu, belirli bir projenin özelliklerine erişmenizi sağlayan bir varlığın oluşturulmasıdır. ICO teklifcisinden mal ve hizmet için ödeme yapma yolu olarak nakit veya Bitcoin kullanmak yerine, onların tokenini kullanırsınız. Ayrıca, bazıları, sunulan tokenin fiyatının ileride artacağını düşünerek bunu bir yatırım fırsatı olarak görür.

Katkıda Bulunanların Farklılığı

Yukarıda belirtildiği gibi, ICO’ların çoğunluğu hala herhangi bir şekilde yasal olarak düzenlenmemiştir, dolayısıyla ICO’ların eleştirildiği noktalardan biri olan KYC (Müşterini Tanı) veya AML (Kara Para Aklamayı Önleme) prosedürleri yoktur. Çoğu ülkede AML/KYC kontrollerini düzgün bir şekilde yerine getirmeden fon almak açıkça yasa dışıdır.

Değer Farklılığı

Paralarını crowdfunding yani kitle fonlama platformlarında toplayan projeler benzer pazar projeleriyle kolayca karşılaştırılabilir. Bir ürün kitle fonlama platformlarında kullanıldığında, yatırımcılar ve alıcılar, ürün tamamlandığında ne beklemeleri gerektiğini tam olarak bilirler.

ICO’ya giden projeler genellikle token fiyatını kendileri belirler. Bir ICO’nun sonucunu tahmin etmek neredeyse imkansızdır, özellikle de kullanıcılar ne bekleyebileceklerini tam olarak bilmiyorlarsa. ICO’nun kendisi, herhangi bir gerçek dünya piyasa değerine dayanmamakta ve bundan dolayı ICO’da sunulan varlıkların önemli ölçüde değerlenmesi ya da değer kaybetmesi mümkün olmaktadır. Yani, eğer bir token ön satış fiyatı üzerinden aşırı değerlenirse, yatırımcılar paralarını arttırmış olurlar. Bunun tam tersi de geçerlidir.

Toplanan Para Miktarı Farklılığı

Kitle fonlama bireyler için bir sebep, proje veya olay için para toplamak için en popüler yollardan biri haline gelmiştir. Her türlü sebep, proje, olay ve durum için kitle fonlama platformları bulunmaktadır. En büyük kitle fonlama platformlarından biri olan Kickstarter’da, 100 binden fazla proje için 2009 yılında hayata geçtiğinden beri yaklaşık 3 milyar dolar toplandı. Ancak, sadece bu yıl içerisinde ICO ile 200’den az girişim toplam 2 milyar dolar topladı!

ICO ve kitle fonlaması ilk bakışta benzer bir yapıya sahip gibi görünse de, pek çok kilit açıdan farklılık göstermektedir. Geleneksel kitle fonlaması yasalarla düzenlenmiştir ve yatırımcılar için daha az risklidir.

Blockchain projeleri için başlatılan ICO’lar, para toplamak için hızlı ve kolay bir yoldur, ancak bazı durumlarda, toplanan para miktarı bir projenin başlatılması için gerekli toplamı geçebilir.

ICO ile kitle fonlama arasındaki fark özetle bu şekilde. Sizin de eklemek istedikleriniz varsa yorum bırakınız.

Sosyopat ile Psikopat Arasındaki Fark

Sosyopatlara genellikle psikopat denir ve bunun tersi olarak psikopatlara da sosyopat denir ancak psikopat ile sosyopat arasında farklılıklar vardır. Örneğin, psikopatlar yasa ve kanunlarla yakalanabilirken, sosyopatların topluma uyum sağlama olasılıklarının daha yüksek olduğu görülmektedir. Sosyopatlar ve psikopatlar benzer bazı özellikleri paylaşırken, sosyopati (antisosyal kişilik bozukluğu) genellikle psikopattan daha az ciddi olarak kabul edilir.

Sosyopat Nedir?

Bir sosyopat aslında antisosyal kişilik bozukluğu olan bir kişidir. Antisosyal kişilik bozukluğu, Zihinsel Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabında (zihinsel hastalıklar için tanı ölçütlerini içeren kitap), bir B kümesi kişilik bozukluğu (dramatik veya duygusal olanlar) olarak tanımlanmaktadır.

Sosyopatlık 18 ya da daha yüksek yaşlarda teşhis edilebilmesine rağmen, tanısının koyulabilmesi için 15 yaşından önce aşağıdaki durumların bulunması gerekir:

  • Tekrarlanan yasa ihlalleri
  • Sık yalan söyleme ve aldatma
  • Fiziksel agresiflik
  • Kendisinin veya başkalarının güvenliği için dikkatsiz ihmallerde bulunma
  • İş ve aile ortamlarında sürekli sorumsuzluk
  • Pişmanlık duymama

Psikopat Nedir?

Psikopatlık, daha fazla semptomları olan daha ciddi bir sosyopatlık şekli olarak düşünülebilir. Bu nedenle, tüm psikopatlar sosyopattır, ancak sosyopatlar mutlaka psikopat değildir.

Psikopati Çalışması Topluluğu’na göre, bir psikopatta aşağıdaki özellikler bulunur:

  • Suçluluk/pişmanlık duymama
  • Empati eksikliği
  • Derin duygusal bağların eksikliği
  • Narsizm/kendini beğenme
  • Sahtekârlık
  • Hilekarlık, manipülasyon
  • Pervasızca risk alma

Sosyopat ile Psikopat Arasındaki Fark

Her birinin özellikleri benzer görünse de, sosyopatlarda daha az şiddetli empati ve suçluluk duygusu eksikliği olduğu düşünülmektedir. Psikopatların aksine, sosyopatların bazı derin bağlar (muhtemelen ailesel bağlar) oluşturabildiği düşünülmektedir. Dahası, bir sosyopat, bir yabancıyı incitmekle ilgili bir suçluluk hissetmezken, bir bağ paylaştıkları birine zarar vermekte suçluluk ve pişmanlık duyuyor olabilirler. Ek olarak, sosyopatlardaki antisosyal davranışların bir kısmının zamanla azaldığı gözlemlenebilirken, bu durum psikopatlarda görülmez. Psikopatlar sonuçların hiçbir kaygısını taşımamaktadırlar; bir sosyopat da antisosyal davranışı azaltarak zamanla sonuçlardan kaçınmayı öğrenebilir.

Psikopat, sakin ve etkileyicidir. Başkalarını karizma ve sindirme ile yönetir ve manipüle eder ve topluma “normal” olarak sunmak için duyguları etkili bir şekilde taklit edebilir. Psikopat, ceza fikri ve davranışlarıyla organize olur ve en çok tehdit edici veya dehşet verici durumlar içinde bile olsa, duygusal veya otonomik uyarılmadan az ya da hiç duygusal olmayan duygusal ve fiziksel kontrol sağlayabilir. Psikopat, yaptıklarının yanlış olduğunun az ya da çok farkındadır, ancak umursamaz.

Tersine, sosyopat kendi davranışlarında daha az organizedir. Gergin olabilir, kolayca sinirlenebilir ve öfkesini belli edebilir. Bir sosyopatın, sonuçları düşünmeden kendiliğinden uygunsuz yollarla hareket etme olasılığı daha yüksektir. Psikopatla kıyaslandığında, sosyopat, işledikleri suçlarla toplum içinde kolay hareket edemezler ve çoğu zaman “normal mizaçlara” sahip oldukları için toplumda kendilerini belli ederler.

Hem psikopatlar hem de sosyopatlar korkunç suçlar işleyebilirler, ancak bir sosyopatın, kendileriyle bir bağı olan kimselere karşı suç işlemesi daha az olasıdır.

Sosyopat ile psikopat arasındaki fark özetle bu şekilde. Sizin de eklemek istedikleriniz varsa yorum bırakınız.

Bitcoin ile Ne Satın Alınır

Bitcoin ile Ne Satın Alınır? Araba, ev, internetten yemek siparişi?

Perakende veya online mağazalarda ilk ilgi dalgasından sonra, artan bitcoin işlem ücretleri ve oldukça değişken fiyat hareketleri, bitcoini bir değişim aracı olarak daha az çekici hale getirdiği için ilgi de büyük ölçüde azalmıştır.

Bu, bitcoininizi harcayacak hiçbir çıkış yeri olmadığı anlamına gelmez. Aslında aşağıda bahsettiğimiz bazı satış noktalarındaki bitcoin hacmi genellikle beklentileri karşılamıyordu ve bu yazıyı okuduğunuz zaman, bazıları bitcoin ile satış seçeneğini bırakmış bile olabilir.

Bununla birlikte, bu yazıyı yazdığımız esnada, bitcoin ile geniş bir yelpazede mal ve hizmet satın alabilirsiniz. Bunu yapmanın avantajları arasında sınır ötesi işlemlerin kolaylığı ve anonimlik (elbette fiziksel teslimat istemediğiniz sürece) vardır. Bitcoin kabul ederek, satıcılar daha geniş bir pazara girebilir ve ödeme iptalleri konusunda çok fazla endişelenmek zorunda kalmazlar.

Bitcoin ile Ne Satın Alınır?

İleride Bitcoin’in çok daha yaygınlaşacağı ve hatta geleneksel paranın yerini alacağı konuşuluyor. Peki şu an Bitcoin ile ne satın alınır? Hiç düşündünüz mü? Gelin beraber bakalım.

Bitcoin ile hediye satın almak istiyorsanız, en belirgin çözüm Gyft aracılığıyla hediye kartları satın almaktır. Almış olduğunuz bu hediye kartlarını daha sonra çok çeşitli perakendecilerin birinde harcayabilirsiniz.

Expedia, CheapAir ve Surf Air aracılığıyla bitcoin ile uçak ve otel ödemeleri yapabilirsiniz. Hatta daha da hırs yaparsanız, Virgin Galactic aracılığıyla, uzay yolculuğu için bile bitcoin ile ödeme yapabilirsiniz.

Microsoft, film, oyun ve uygulama tabanlı hizmetler indirebileceğiniz uygulama mağazalarında bitcoin kabul ediyor.

Bazı müzisyenler (Bjork, Imogen Heep) müziklerini bitcoin karşılığında indirmenize izin veriyor.

Biraz altın mı almak istiyorsunuz? İngiltere’deki Sharps Pixley mağazasından veya APMEX üzerinden veya JM Bullion üzerinden bitcoin ile altın, gümüş vs satın alabilirsiniz.

ABD’de yaşıyorsanız, PizzaforCoins, bitcoin karşılığında kapınıza pizza siparişi getiriyor.

Üniversite eğitimi almak istiyorsanız, birkaç özel ve devlet üniversitesi bitcoin kabul ediyor. Bunlar arasında İsveç Lucerne Üniversitesi de var.

Bazı hukuk, denetim ve muhasebe firmaları da bitcoin ile hizmetlerini satmaktadır. Bunların en önemlileri arasında PwC bulunmaktadır.

Tabii ki, BitHope, BitGive veya Fidelity Charitable gibi bitcoin kabul eden hayır kurumlarından veya kitle fonlama sitelerinden birine bağış yaparak her zaman kendinize biraz mutluluk alabilirsiniz.

Çevrenizde Bitcoin kabul eden mağazaların bir listesi için SpendBitcoins veya CoinMap gibi siteleri kontrol edebilirsiniz.

(Not: Burada bahsedilen belirli işletmeler mevcut tek seçenek değildir ve bir öneri olarak alınmamalıdır.)

Bitcoin Borsası ile Bitcoin Cüzdanı Arasındaki Fark

Bitcoin borsası, Ethereum, Ripple gibi kripto para birimlerinin veya Dolar, Euro, TL gibi fiat paraların Bitcoin karşılığında ticaretinin yapıldığı platformdur.

Bitcoin cüzdanı ise temelde Bitcoin depoladığınız bir yazılım programıdır. Bir Bitcoin borsası, ABD doları veya Türk Lirası gibi “gerçek paraları” Bitcoin’e dönüştürmenizi sağlar. Borsalar ayrıca bir cüzdan sağlar, ancak bu cüzdanı tam olarak kontrol etmeniz gerekmez ve borsaların sağladığı bu cüzdanlar üzerinde tam kontrolünüz yoktur.

Eğer Bitcoin’e para yatırıyorsanız veya nasıl çalıştığını merak ediyorsanız, en azından temel konseptleri bilmelisiniz. Bitcoin borsaları ve cüzdanlar bu temel konseptlerin başında geliyor.

Bitcoin Borsası Nedir?

Bitcoin borsası
Bitcoin borsası

Bitcoin borsası, ABD doları ve TL gibi “fiat para birimlerini” Bitcoin’e dönüştürmenizi sağlayan bir web sitesi veya hizmettir. Bu web siteleri ayrıca, bu Bitcoin’i ABD dolarına veya seçtiğiniz para biriminize dönüştürmenize de izin verir. Diğer bir değişle, borsalar mevcut piyasa oranında Bitcoin alıp satmaktadır.

Örneğin kripto para borsalarının hiç olmadığını düşünelim. Bu durumda TL ile Bitcoin satın alabilmek için Bitcoin satan birini bulmanız, fiyatta anlaşmanız, ödeme yapmanız ve ardından o kişinin Bitcoin’i sizin cüzdanınıza göndermesini beklemeniz gerekecektir. Yine aynı şekilde, Bitcoinlerinizi satmak istiyorsanız bunları sizden alacak birilerini bulmalısınız. İşte kripto para borsaları bu işlemleri basitleştirir. Satıcılarla alıcıları buluşturur. Banka hesabınızı kullanarak Bitcoinlerinizi mevcut piyasa fiyatından satabilir veya alabilirsiniz.

Bitcoin Cüzdanı Nedir?

Bitcoin cüzdanı
Bitcoin cüzdanı

Yukarıda Bitcoin cüzdanının Bitcoin’i sakladığınız bir yazılım programı olduğunu belirttik. Bu tanım her ne kadar gerçek olsa da, aşırı derecede basitleştirilmiş bir ifadedir. Bitcoinler hiçbir zaman hiçbir yerde gerçekten “saklanmaz“. Bitcoin cüzdanının ne olduğunu anlamak için, Bitcoin’in ne olduğunu ve nasıl çalıştığını anlamak önemlidir.

Bitcoin cüzdanında, işlemleri imzalamanıza izin veren bir veya daha fazla özel anahtar bulunur. Bu özel anahtarlar, gerçekte belirli bir Bitcoin miktarına sahip olduğunuzun matematiksel kanıtıdır. Bu özel anahtarları, bu Bitcoin’i harcayabileceğiniz gizli kodlar olarak düşünün. Blockchain ise tüm bu işlemlerin bir kaydıdır.

Bu özel anahtarlar çok önemlidir. Örneğin birisi bilgisayarınızda kötü amaçlı yazılımlar çalıştırarak sizin özel anahtarlarınızı çalarsa, bitcoinlerinizi harcayabilirler. Özel anahtarlarınızı çalmaları durumunda, sizin bitcoinlerinizi kendi bitcoin adreslerine gönderebilirler. Böylece bitcoinlerinizi kendi cüzdanlarına aktarmış olurlar ve erişemeyeceğiniz kendi özel anahtarları tarafından güvence altına alırlar. Bu nedenle Bitcoin cüzdanınızı ve özel anahtarlarınızı güvenli bir şekilde saklamanız çok önemlidir.

Aslında burada tek endişe duymanız gereken kötü niyetli saldırganlar değil. Cüzdanı ve özel anahtarlarınızı kaybederseniz, tüm bitcoinlerinize erişimi de kaybedersiniz. İşte bu yüzden, Bitcoin cüzdanınızın yedek kopyalarının olması önemlidir; tıpkı önemli verilerin yedek kopyalarının olduğu gibi.

Bitcoin ödemeleri yaygın olarak kullanılmaya başlanırsa, Bitcoin cüzdanı da günlük işlemler için yaygın kullanılacaktır. Ancak nasıl ki yanınızda taşıdığınız fiziksel cüzdanınızda tüm mal varlığınızı taşımazsınız, aynı şekilde tüm bitcoinlerinizi bitcoin cüzdanınızda taşımanız abes olacaktır. Yanınızda az miktarda taşıyacak, ve çoğunluğunu daha güvenli bir yerde tutmak isteyeceksinizdir.

PC veya telefonlarda çalışan Bitcoin cüzdanlarına ek olarak, TREZOR gibi donanım tabanlı Bitcoin cüzdanları da vardır. Ayrıca, üzerinde public bir Bitcoin adresi ve özel anahtar bulunan bir kağıt Bitcoin cüzdanı da kullanabilirsiniz. Bu, etkin bir offline Bitcoin cüzdanıdır ve PC’nizde çalışan kötü amaçlı yazılımların saldırılarından endişe etmeden güvenli bir yerde saklayabilirsiniz. Tabii ki, bu kağıt parçasını ele geçiren herkes bitcoinlerinizi harcayabilir, dolayısıyla bunu da çok iyi korumanız gerekir.

Ama Borsaların da Cüzdanları Var?

Borsa cüzdanı
Borsa cüzdanı

Binance, Coinbase gibi kripto para borsaları kullanıcılarına kendi sitelerinde host ettikleri bitcoin cüzdanı sunarlar. Bunu bir nevi web tabanlı bitcoin cüzdanı gibi düşünebilirsiniz.

Örneğin en popüler kripto para borsalarından Binance’da bir hesap oluşturduğunuzda sistem size otomatik olarak bir Bitcoin cüzdan adresi verir. Bu adrese bitcoin gönderip al-sat işlemlerine başlayabilirsiniz. Bu, Bitcoin satın alma işlemini önemli ölçüde basitleştirir. Bitcoin cüzdan programını yüklemeniz ve yönetmeniz gerekmez. Cüzdanınızı yedeklemek zorunda kalmazsınız. Cüzdanınızın şifresini unutursanız veya cüzdan dosyalarının tüm kopyalarını kaybederseniz Bitcoin’unuzu kaybetme konusunda endişelenmenize gerek yoktur. Bunun yerine, yalnızca bir hesap oluşturursunuz ve o hesapta oturum açarak Bitcoin’e erişebilirsiniz. Hesabınızın şifresini unutursanız, bir hesap kurtarma sürecinden geçebilirsiniz.

Bu durumda, aslında bitcoin borsası bir banka gibi işlev görür. Bitcoinlerinizi borsadaki cüzdanınıza gönderdiğinizde bu borsa bitcoinlerinizi sizin yerinize saklar ve güvende tutar. Fakat bu bitcoinler onların kontrolündedir, sizin değil. Bununla birlikte, bankaların ABD ve diğer ülkelerde ağır bir şekilde düzenlemelere tabii tutulduğunu, Bitcoin borsalarının ise aynı düzenlemelere tabi olmadığını hatırlamak önemlidir.

Borsalar Cüzdanınızın Özel Anahtarlarını Yönetir

İşte en endişe verici kısım burası. Bitcoinlerinizi Binance gibi bir borsanın kontrolündeki bir cüzdanda sakladığınızda, bu borsa özel anahtarlarınızı elinde tutar. Başka bir deyişle, borsa bitcoinlerinizi kendi cüzdanlarında saklar ama size o cüzdana bir hesap üzerinden erişim hakkı verir. Aslında, geleneksel bir Bitcoin cüzdanında olduğu gibi, bitcoinlerinizin tam kontrolü sizde değildir.

Eğer bir kripto para borsasına bitcoinlerinizi gönderiyor ve orada tutuyorsanız o borsaya çok fazla güven duyuyorsunuz demektir. Çünkü borsa bitcoinlerinizi hackerlara kaptırabilir veya kendileri kaçırabilir. Bu yüzden işlem yapacağınız borsayı çok iyi seçmeniz gerekir.

Bankalar gibi çalışan web tabanlı Bitcoin cüzdanlarının tasarımı, aslında Bitcoin’in orijinal amacına karşıdır. Bitcoin, kendi paranızı başka kimseye güvenmeden depolamanıza izin veren tamamen merkezi olmayan bir sistem vaat ediyor. Ve bunu ancak kendi cüzdanınızda saklarsanız yapabilirsiniz. Paranızı bir borsada tutuyorsanız, bir bankaya güvendiğiniz gibi o borsaya da güveniyorsunuz demektir.

Bitcoin borsası ile bitcoin cüzdanı arasındaki fark özetle bu şekilde. Sizin de eklemek istedikleriniz varsa yorum yazabilirsiniz.

Hashgraph ile Blockchain Arasındaki Fark

Blockchain teknolojisi, 2008 yılında çeşitli bankacılık kurumlarının çöküşüne cevaben ortaya çıkmıştır. Özellikle dijital alan için tasarlanmış, eşler arası (peer-to-peer) elektronik bir nakit sistemine dayanarak, para arzının kontrolünü geleneksel finansal kurumların elinden alma amaçlı yeni bir parasal sistem önermiştir.

Bu yazıda Hashgraph ile Blockchain arasındaki fark nedir, ne değildir onu inceleyeceğiz.

Hashgraph nedir

Hashgraph’in de blockchain gibi sağlam bir sistem olduğu söyleniyor. Konsensüs algoritması, dağıtık fikir birliği için yeni bir platform sunuyor. Blockchain’i tanımlamak veya refere etmek için yaygın olarak kullanılan özelliklerinden bazıları dağıtık, şeffaf, fikir birliğine dayalı, işlemsel ve esnek olmasıdır. Hashgraph tüm bu özellikleri taşır. Bununla birlikte, blok zincirden çok daha hızlı, daha adil ve daha güvenli bir veri yapısı ve fikir birliği algoritması sunduğunu iddia edenler vardır. Dağıtık defter teknolojisinin geleceği olarak tanımlanmaktadır. Hızlı, adil ve güvenli bir konsensüs elde etmek için iki özel teknik kullanır.

  • Gossip protokolü
  • Sanal oylama

Dedikodu hakkında dedikodu (gossip about gossip) protokolü, temelde, son iki kişinin konuştuğu iki hash anlamına gelen “dedikoduya” küçük bir miktar bilgi eklenmesi anlamına gelir. Her düğümde (node) daha fazla bilgi dedikodusu yapıldıkça bir Hashgraph oluşturulabilir ve düzenli olarak güncellenebilir.

Hashgraph hazır olduğunda, bir düğümün hangi oyu kullanacağını bilmek kolaydır, çünkü her bir düğümün sahip olduğu ve ne zaman bildiklerini bildiğimiz bilgiden haberdarızdır. Bu veriler, oylama algoritmasına bir girdi olarak ve hangi işlemlerin hızlı bir şekilde uzlaşmaya varıldığını bulmak için kullanılabilir.

Hashgraph ile Blockchain Arasındaki Fark

Blockchain teknolojisi, finansal işlemlerin değiştirilemez bir dijital defteridir. Ancak, sadece finansal işlemleri değil, neredeyse her şeyin değerini kaydetmek için programlanabilir. Bir blockchain üzerinde tutulan bilgiler paylaşımlıdır ve sürekli olarak senkronize edilir/güncellenir. Bu, sahip olduğu kayıtların/verilerin ağda aynı olduğunu ve herhangi bir yerde saklanmamasını sağlar. Bu şekilde, blok zincir herhangi bir tek varlık tarafından kontrol edilemez. İkincisi, tek bir başarısızlık noktası (single point of failure) yoktur.

Diğer yandan Hashgraph, Blockchain topluluğunun uzlaşma mekanizması gibi bir süredir uğraştığı sorunların çoğunu çözebilecek üstün bir veri yapısını desteklediğini iddia ediyor.

Şimdiye kadar, konsensüs teknolojileri iki kategoriden biri olarak sınıflandırıldı:

  • Açık ağlar (Bitcoin ve Ethereum gibi)
  • Özel (Yönetici tabanlı konsensüs algoritmalarına dayanan çözümler)

Bakınız: Açık Blockchain ile Özel Blockchain Arasındaki Fark

Herkese açık blockchain ağların işletilmesi pahalıdır ve İş Kanıtından (Proof of Work) kaynaklanan performans kısıtlamalarına sahiptir (işlemin gerçekleşebileceği sırayı kabul eder. Bu, para arzının sabit olmasını ve hiç kimsenin hile yapmamasını sağlar). Bu, bu tür teknolojilerin pratikte kullanılabileceği uygulama sayısını daraltır.

Özel blockchain ağları, herkese açık ağlarının aksine, kullanımı bilinen ve güvenilir katılımcılara kısıtlıdır. Bu yaklaşım, maliyeti düşürür ve Bitcoin gibi saniyede 7 işlem yerine saniyede 1000 işlem gerçekleştirebilen algoritmalarla performansı önemli ölçüde artırır. Bununla birlikte, rahat güvenlik standartları sahip bu ağlardaki güvenlik açıkları, bu ağları DDoS saldırılarına potansiyel hedefler haline getiriyor.

Swirld’ın Hashgraph algoritması bu eksiklikleri ortadan kaldırır, çünkü ne İş Kanıtı isterse Yönetici Düğüm ister. Üstelik, düşük maliyetli ve iyi bir performansı tek bir hata noktası olmadan (single point of failure) teslim edilmesini vaat ediyor.

Hashgraph’ı denemeye değer bir araç yapan işte bu kombinasyonlar.

Blockchain’den farklı sunduğu diğer avantajlar

Üstün dağıtık defter teknolojisine dayanan yeni bir fikir birliği. Bu, Bitcoin ve Ethereum gibi büyük hesaplama ve sürdürülemez enerji tüketimi gereksinimini ortadan kaldırır.

Daha önce bahsedildiği gibi, Bitcoin saniyede 7 işlemle sınırlıdır. Öte yandan, Hashgraph 50.000 kez daha hızlıdır ve aslında sadece bant genişliği ile sınırlıdır.

Daha adildir

Blockchain dünyasında bir madenci, bir blokta işlemlerin gerçekleştiği sırayı seçebilir, emirleri gelecekteki bloklara yerleştirerek geciktirebilir, hatta sisteme tamamen girmesini engelleyebilir. Hashgraph ile sağlanan fikir birliği zaman damgası bu soruna bir çözüm sunuyor. Bir bireyin işlem sırasının herhangi bir şekilde manipüle etmesini engelleyerek, işlemlerin mutabakat sırasını etkilemesini önler.

Eşzamansız Bizans Hata Toleranslı

Diğer sistemlerden farklı olarak, Hashgraph’ın tamamen asenkronize Bizans hata toleranslı olduğu kanıtlanmıştır. Bu, mesajların internetten ne kadar hızlı geçtiği konusunda bir varsayım yapmaz. Bu özellik, DDoS saldırılarına, botnet’lere ve güvenlik duvarlarına karşı dayanıklı hale getirir. Bitcoin Bizans hata toleranslı değildir. Kötü varsayımlar altında bile değildir. Bitcoin’de, asla bir konsensüsün gerçekleştiğini bildiğiniz bir an yoktur.

%100 Verimli

Kazılmış hiçbir blok hiçbir zaman bozulmaz. Blok zincirinde, işlemler tek, uzun bir zincir oluşturan kaplara (bloklar) konulur. Eğer iki madenci aynı anda iki blok oluşturuyorsa, topluluk sonunda birini seçecek ve diğerini atacak ve bu da çabaların israfına neden olacaktır. Hashgraph’ta her bir konteyner kullanılır ve hiçbiri atılmaz.

Dolayısıyla, Hashgraph Blockchain’den daha üstün bir teknoloji gibi görünse de, unutulmaması gereken şeylerin çok hızlı bir şekilde hareket edebilmeleri. Yani, yeni bir şey öğrenmeye başladığınızda, başarılı bir şekilde adapte olabilmeniz için başka bir şey onu değiştirir.

Hashgraph’ın nasıl çalıştığını daha iyi anlamak için, bu belgeye bakın. Daha fazla bilgi edinmek için hashgraph.com adresini ziyaret edin.

Hashgraph ile blockchain arasındaki fark özetle bu şekilde. Sizin de eklemek istedikleriniz varsa yorum bırakabilirsiniz.

ERC20 Tokenleri Hakkında Bilmeniz Gereken Herşey

ERC20 Token Nedir?

ERC20 tokenleri, yalnızca Ethereum platformu için tasarlanan ve kullanılan tokenlerdir.

Platformun standartlarını takip ederler, böylece paylaşılabilirler, başka tokenlerle değiştirilebilirler veya bir kripto para cüzdanına aktarılabilirler.

Ethereum topluluğu bu standartları üç isteğe bağlı ve altı zorunlu kural ile oluşturdu.

İsteğe bağlı kurallar

  1. token adı
  2. sembol
  3. ondalık (18’e kadar)

Zorunlu kurallar

  1. totalSupply (toplam arz)
  2. balanceOf (bakiye)
  3. transfer (aktarım)
  4. transferFrom (aktarımın yapıldığı yer)
  5. approve (onay)
  6. allowance (izin)

Kafanız karıştı mı? O zaman güzel. Devam edelim.

Herşeyden Önce Ethereum Nedir?

Ethereum, iki temel işlevi olan merkezi olmayan bir bilgisayarlar ağıdır.

Bu iki temel işlev: işlemleri kaydedebilen blok zinciri ve akıllı sözleşmeler üretebilen sanal bir makine.

Bu iki işlevden dolayı, Ethereum merkezi olmayan uygulamaları (DApps) destekleyebilir. Bu DApp’ler, temel teknolojisinden faydalandıkları mevcut Ethereum blockchain üzerine inşa edilmiştir. Bunun karşılığında, Ethereum ağındaki bilgi işlem gücünü kullanan geliştiricilerden bir ücret alır, ki bu sadece platform arası para birimi olan Ether ile ödenebilir.

Amacına bağlı olarak, DAPP’ler bir para birimi, şirkette bir hisse, bir sadakat programındaki puanlar veya hatta bir evliliğin altın veya tapu miktarına ait mülkiyet kanıtı olarak çalışmak için ERC20 tokenleri yaratabilirler.

Peki Akıllı Sözleşmeler?

Akıllı sözleşmeler, ERC20 tokenleri oluşturmak için kullanılır.

Ayrıca, tokenlerin işlemlerini kolaylaştırmak için kullanılırlar ve bir hesapta token bakiyelerini kaydederler.

Akıllı sözleşmeler, “If-This-Then-That” (IFTTT) mantığı temelinde “Solidity” programlama dilinde yazılır.

Akıllı bir sözleşme bir token oluşturduktan sonra ne olur?

ERC20 tokenleri işte burada devreye girer.

Bir token oluşturulduktan sonra, başka bir kişiye satılabilir, harcanabilir veya verilebilir.

ERC20, Ethereum ağı kullanımı üzerindeki tüm tokenlerin evrensel dilidir. Bir tokenin diğeriyle işlem yapmasına izin verir.

Bir kripto-gazino kurmak istediğimizi düşünelim. Normal bir kumarhanede olduğu gibi, oyuncuların bizim tokenlerimizi ya da çiplerimizi kullanmasını istiyoruz.

Yani, bir oyuncu elinde fiat paraları (dolar, euro, tl vb..) bizim tokenimizle değiştirir ve bir poker masasına yönelir.

“Kripto-gazino” örneğindeki ERC20 kurallarının her birine bakalım.

Bu kurallara geliştiricilerin dikkat etmesi çok önemlidir.

İsteğe bağlı kurallarla başlayalım:

Token Adı: BLU Çip

Sembol: BLU

Ondalık: 2*

  • Tokenlerimizin bölünebilir olmasını istiyoruz, böylece minimum oyuncu bahisleri .01 BLU olur. Ondalık değerini 0’da bırakabilir ve en az 1 BLU yapabilir veya ondalık değeri 18’e çıkartabiliriz. Bu da mümkün olan en düşük bölüm .000000000000000001 BLU olur, ancak biz bu örnekte 2 deyip biraz basit tutacağız.

Şimdi zorunlu kurallara bakalım.

totalSupply Nedir?

[totalSupply], oluşturulan toplam ERC20 token sayısını tanımlar.

Yani toplam arz demektir.

Kumarhanemizin yapması gereken ilk şey, dolaşımda olacak toplam BLU tokeninin sayısını belirmektir. Poker masamızın on oyuncu ile toplam 10 BLU token olduğunu varsayalım.

ERC20 Tokenleri
Görsel kaynak: cointelegraph.com

transfer Nedir?

[transfer], toplam arzdan bir kullanıcı hesabına belirli sayıda tokenin aktarılmasını sağlar.

Oyun başlamadan önce, oyuncular BLU tokenlerini satıcıdan almalıdır.

Her oyuncu 1 BLU alır.

Görsel kaynak: cointelegraph.com

balanceOf Nedir?

[balanceOf] fonksiyonu çalıştırıldığında, belirli bir adresin hesabında sahip olduğu token sayısını döndürür.

Poker oyunumuzun ilk bölümünde, 5 oyuncu kartlarına baktı ve oynamamaya karar verdi. Geri kalan 5’in her biri .5 BLU’ya bahis koymaya karar verdi. [balanceOf] kullanarak, oyuncuların beşinde 1 BLU ve diğer beşinde de .5 BLU olduğunu görüyoruz.

Görsel kaynak: cointelegraph.com

Diğer kullanıcılardan ERC20 token nasıl alırım?

[transferFrom], bir kullanıcının tokenlerini başka bir kullanıcıya aktarmasına izin veren fonksiyondur.

Poker oyunumuza geri dönelim. İyi haberler var! İlk eli kazandınız ve diğer oyunculardan 2.5 BLU kazandınız.

Ama onlardan alabilmek için [transferFrom]’a ihtiyacınız var.

Görsel kaynak: cointelegraph.com

Sahte token yapmanın bir yolu var mıdır?

Yoktur, çünkü [approve] fonksiyonu toplam token tedarikine karşı her işlemi kontrol eder.

Kayıp ya da fazla olmadığından emin olur.

Varsayımsal poker oyunumuzun bütünlüğünü korumanın bir başka yolu da hiç kimsenin masaya fazladan BLU almadığından emin olmaktır. Yani, [approve], tablodaki toplam BLU sayısının 10’a eşit olup olmadığını kontrol ederek değişime izin verir.

Görsel kaynak: cointelegraph.com

Fazladan tokenim olduğu yalanını söyleyebilir miyim?

Hayır.

Bir işlem gerçekleşmeden önce [allowance] fonksiyonu, kullanıcının hesabının bakiyesini kontrol eder ve yetersiz token varsa işlemi iptal eder.

“Kripto-gazinoda” krediye izin vermiyoruz, bu yüzden her oyuncunun kendi bahislerini yapmak için yeterli BLU’ya sahip olduğundan emin olmalıyız. Yalnızca 1 BLU varsa, 2 BLU’ya bahis koyamazlar.

ERC20’nin faydaları nelerdir?

Temel olarak, her şeyi daha basit hale getirir.

ERC20 tokenleri henüz ortada yokken, geliştiriciler koddaki diğer terminolojiyi kullanabiliyorlardı – ör. bir token [totalAmount] kullanır, bir başkası [totalNumber] kullanır gibi..

Borsalar ve cüzdanlar her bir token için uygun platformları oluşturmak için o tokenin kullandığı kodlarla uyumlu olmak zorundaydı.

Evrensel bir standartla, yeni tokenler oluşturulduktan sonra otomatik olarak bir borsaya veya bir cüzdana aktarılabilir.

ERC20 ayrıca yeni tokenlerin oluşturulmasını son derece kolaylaştırıyor ve bu nedenle de Ethereum 2017’de ICO’ların en popüler platformu haline gelmişti.

ERC20 ile ilgili herhangi bir olumsuz yön var mı?

ERC20 mükemmel değil.

ERC20 token standartlarının ele almadığı bazı sorunlar var.

Örneğin akıllı bir sözleşmede Ether yerine ödeme olarak tokenlerin kullanıldığı durumlarda bu tokenler geri döndürülemez şekilde imha edilir. Bundan dolayı yaklaşık 3 milyon dolar kaybedildi.

Bu hatayı düzeltmek için, Ethereum topluluğu şu anda ERC223 adlı yeni bir standart üzerinde çalışıyor. Bu standart ERC20 ile uyumlu değildir, bu nedenle geliştiriciler uyumluluk gerçekleşene kadar ERC20 kullanmaya devam etmeleri için teşvik edilir.

Nisan 2018’de, birtakım borsalar, batchOverflow adlı bug yüzünden Ethereum tabanlı ERC20 tokenleri çekme ve yatırma işlemlerini askıya aldı. Tespit edilen bu hata sayesinde bir saldırganın büyük miktarda tokene sahip olmasına izin verebileceği belirtildi.

Şu anda bu tür güvenlik açıklarını düzeltmek için geleneksel bir güvenlik yaklaşımı bulunmuyor.

Son Söz

Ethereum platformundaki her token bir ERC20 tokenidir.

Bakınız: Coin ile Token Arasındaki Fark

Bu yazı yazıldığı tarih itibariyle toplam 83033 ERC20 tokeni bulunuyordu, bazılarına göz atalım.

EOS (EOS), şu anda pazardaki yaklaşık 12 milyar dolar ile 5. büyük kripto para birimi, blok zincirler arası iletişimi kullanabilen bir ağ kurmaya çalışıyor.

TRON (TRX), yazı yazılırken tüm kripto paralar arasında 10. sırada yer almakta ve “dijital eğlence endüstrisi için açık kaynaklı bir protokol” olarak tanımlanmaktadır. Tüm insanların farklı türde içerikler yarattığı ekosisteme sahip bir içerik platformu sunmayı amaçlıyor.

Pazar payı açısından 15. kripto para birimi olan VeChain (VEN), kurumsal düzeyde halka açık blok zincir platformudur. Her bir ürüne ait özel anahtarlar sağlamak için Nesnelerin İnterneti (IoT) teknolojisini uygulamaya geçirmeyi planlamaktadır.

ERC20 tokenlerinin kapsamlı bir listesine buradan erişebilirsiniz.