Abdal ile Aptal Arasındaki Fark

0
647

Abdal ile aptal kelimeleri birbirlerine çok yakın kelimeler olduğu için özellikle gençler tarafından sıklıkla karıştırılır. Fakat her ikisi de çok ayrı anlamlar ihtiva eder.

Abdalın TDK’daki karşılığına bakalım: gezgin derviş, yaşlı adam, iyi niyetli kimse, kalender, derviş.

Şimdi de aptalın TDK’daki karşılığına bakalım: zekası pek gelişmemiş, zeka yoksunu, alık, ahmak, çingene, dilenci.

Gördüğünüz gibi abdal ile aptal arasında anlam olarak baya fark var. Bu konuyla ilgili edebi çevrelerde de pek çok yazı yazılmıştır. Bunlardan biri de aşağıda alıntıladığım Dücane Cündioğlu’nun yazısıdır.

1. Dervişliğin şanındandır, abdal olan aptal olanı bağışlar.
2. Abdal, (hali) ‘değişen’ demektir, aptal ‘değişmeyen’. O nedenle ilki evrilir, ikincisi devrilir.
3. Abdal anlamak, aptal anlaşılmak ister, oysa hakikatte ilkinin anlaşılma’ya, ikincisinin anlama’ya ihtiyacı vardır.
4. Abdal olan hazzın (güzelin) peşinden koşar, aptal olan yararın (çıkarın). Bu yüzden ilki hep acı çeker, ikincisi daima zarar eder.
5. Bazı abdallar ‘aptal’, bazı aptallar ‘abdal’ görünür. Abdal görünmek kolay, olmak zordur.
6. İyiler ‘aptal’ görünür, aptallar ‘masum’. Abdallara gelince, onlar görünmez.
7. Abdal anlar ve susar, aptal anlamaz ama yine konuşur.
8. Derin çelişkiler karşısında, abdal olan tarafsız kalır, aptal olan kayıtsız. Kuşku irfan’ın alametidir çünkü.
9. Abdal dünyadan kurtulmaya, aptal dünyayı kurtarmaya çalışır. En sonunda abdal kendine kavuşur, aptal dünyaya.
10. Abdal yaptığı kötülükten, yapmadığı iyilikten pişman olur, aptal’sa yaptığı iyilikten, yapmadığı kötülükten.
11. Abdal düşteyken uyarılınca uyanır ve utanır, aptal ise ne uyanır, ne utanır, sayıklamaya devam eder.
12. Abdal tebessüm eder sevindiğinde, aptal sırıtır, bu yüzden, üzüldüklerinde ilki ağlar, ikincisi zırlar.
13. Abdal vasat değildir ama vasat’ta (itidal’de) durmayı bilir, aptal ise vasat’tır ama vasat’ta durmayı bilmez.
14. Abdal borçlu gibi sever, asla bedel ödemekten çekinmez, aptal ise alacaklı gibi sevdiği için en küçük anlaşmazlıkta hacze gelir.
15. Abdal durur ve düşünür, aptal düşünür ve durur. Ne ki düşünen hemen susar, ama duran susmak bilmez.
16. Abdal aşk ile mest, aptal mey ile hoş olur. Sonuçta ser-mest olan ebediyyen ayılmaz, ser-hoş olan zariflerden sayılmaz.
17. Abdal sevdiğini beğenmek, aptal ise beğendiğini sevmek ister. İlki önce içe, sonra dışa bakar, diğeri tam aksini yapar.
18. Abdallar genellikle kördür, yani gözleri dünyaya kapalıdır. Bu yüzden aptalların, yani gözü açıkların göremediklerini görürler.
19. Aptal yaptığından nadim olur, yere çöker, abdal tevbe eder, ayağa kalkar. (Aradaki farkı oluşturan, pişmanlık hissine eşlik eden bilinçtir.)
20. Aptal hep haklı olmayı marifet bilir, abdal hep haklı olmamayı.
21. Aptal bir oylama’nın sonucunun “oy birliği” ile alınmasına sevinir, abdal “oy çokluğu” ile.
22. Abdal abdal’ı bulunca susar, aptal aptal’ı bulunca aptal aptal konuşur.
23. Abdal aptal’ın yanına düşse de susar, ama aptal yine aptal aptal konuşmaya devam eder.
24. Güzel deyince aptal’ın aklına ‘kadın’ gelir, kadın deyince abdal’ın aklına ‘güzel’.
25. Abdal sorularıyla tanınır, aptal cevaplarıyla.
26. Abdal uzak görür yakın söyler, aptal yakın görür uzak söyler. O yüzden ilkinin bikrine kanma, ikincisinin zikrine.
27. Abdal sözün hakikatinden etkilenir, aptal ise retoriğinden. Sen sen ol, ey talib, aptal olma!
28. Aptal’ın hâli bardağın içinde kaşık gibi durmak veya altında tabak gibi uzanmak, abdal’ınki ise çayın içinde şeker gibi erimek.
29. Aptal Batı’ya (Doğu’ya) ya hayranlık duyar, ya nefret eder, abdal ise ne hayranlık duyar, ne nefret eder, sadece anlamaya çalışır.
30. Abdal’a malum olur, aptal’a bir şey olmaz, başkaları bile değil, kendisi kendisine meçhuldür çünkü.
31. Günlük yaşamın seni işgal etmesini istemiyorsan ey talib, aptal gibi önemli olana değer vermek yerine, abdal gibi değerli olana önem ver!
32. Abdal mesud olmayı marifet bilir, aptal ise memnun olmayı.
33. Aptal için başarmak önceliklidir, abdal içinse denemek.
34. Abdal sık ama yumuşak bir şekilde yere düşen kar taneleri gibi sükûnetle konuşur, aptal ise hınçla yağan sert dolu taneleri gibi öfkeyle.
35. Aptal laf eder, abdal söz eder. Lafı bırak, söze kulak ver!
36. Abdal bir fikrin tarafı olur, aptalsa taraftarı. Bu nedenle ilki savunur, ikincisi savrulur.
37. Aptal’a deki derler, abdal’a peki. Hiçbir güç mutlak değildir çünkü.
38. Abdal meşgul eder, aptal işgal eder. O nedenle ilkine koltuğu, ikincisine kapıyı göster!
39. Aptal çok kişiye az, abdal az kişiye çok değer verir, çünkü ilki ne verdiğini bilmez, ikincisi bilir.
40. Aptal çoğu bulamadığı için üzülür, abdal azı bulduğu için sevinir. İlkinin nedeni ‘hırs’, ikincinin nedeni ‘kanaat’.
41. Abdal’ın biz’i yoktur, aptal’ın ben’i. Hal böyleyken ilki ‘ben’ demekten utanır, ikincisi ‘ben ben’ diye paralanır.
42. Abdal düşünür uyuyamaz, aptal uyur düşünemez.
43. Vazgeçmek için pes etmek gerekmez. Aptal yılınca pes eder, abdal yılmayacağını bildiği için vazgeçer.
45. Abdal nedene bakar, aptal sonuca. Bu yüzden ilki ayılır, ikincisi bayılır.
46. Aptal abdal’a aptal gibi davranır, abdal aptal’a abdal gibi.
47. Aptal zamanın ‘ne’ olduğunu bilmez ama vaktin ‘kaç’ olduğunu bilir, abdal ise zamanın ‘ne’ olduğunu bilir ama vaktin ‘kaç’ olduğunu bilmez.
48. Abdal’ın yazgısıdır, sigarayı içen aptal olur ve fakat öksürmek ona düşer.
49. Aptal kendini bilmez başkasını bilir, abdal başkalarını bilmez kendini bilir. Cehalet gafletten yeğdir çünkü.
50. Sultanlardan uzak dur ey talib, abdal uzak durur, aptal duramaz, bu nedenle kullanılan ilki değil, hep ikincisi olur.
51. Maksadı ifade etmenin yolu üçtür: hakikat, mecaz, kinaye. Aptal hemen hakikatin üstüne atlar, abdal ise mecaz ve kinaye’nin ardına bakar.
52. Kendine gelmek için aptal yerin sarsılmasına ihtiyaç duyar, abdal yüreğin sarsılmasına.
53. Abdal us diye ısrar eder, aptal sus diye.
54. Niçin etrafına bakınıyorsun ey talib, abdal da sensin, aptal da!

Bu yazıya ek olarak abdal ile aptal arasındaki farkı anlatan bir başka yazı da Arife GÜLSÜN’ün aşağıdaki yazısıdır.

ABDAL BEDEL APTAL

Abdal, Arapça “bedel” kelimesinin çoğuludur. “Bir şeyin veya kimsenin yerini tutan karşılık” olarak tanımlanan bedel kelimesinin çoğulu, gezgin dervişlerin adı oluvermiştir. Birçok şey abdalın bilgisi dâhilindedir. “Abdala malum olur” diye boşuna dememişler. Dilimizde, “bedel” kelimesinden türemiş daha pek çok söz vardır: Budala, mübadele, tebdil, tebeddül, bunlardan sadece birkaçıdır. Budala da abdal kelimesinin çoğuludur. “Geri zekâlı ahmak” anlamındaki budala, bu anlamıyla 19. yüzyıldan bu yana kullanılmaktadır. Dilimizde budala karşılığı pek çok deyim vardır: Açıkağız, akıldan yana züğürt, cennet öküzü, en akıllısı değirmende yoğurt öğütüyor, ayran budalası… Yine aptal karşılığı, enayi dümbeleği, enayi pilakisi, gözleri bağlı, ipine basan, saman kafalı, soğan başlı gibi deyimler de buraya eklenebilir.

Peki, bedel ile abdal arasında nasıl bir ilişki var? Dervişler nefislerini ruhlarına bedel olarak verirler. Bedenlerini diledikleri yerde gösterir, diledikleri yerde gizlerler. Çünkü onlar “ricalü’l-gayb”dırlar. Gayb âleminin adamları dervişler az konuşur; az yer; az uyur; güç durumda olanlara yardım ederler. Aynı anda ayrı yerlerde bulunabilirler. Hayretî bir gazelinde bu durumu şöyle ifade eder: “Lâmekan ilinde tuttular mekân abdallar.” Mekânsızlığın ülkesinde mekân tutan abdalların gerek dış görünüşleri gerek nefis terbiyesi ile ulaşmış oldukları mertebe gereği davranışları, bir süre sonra kelimenin “aptal, ahmak” anlamında kullanılması sonucunu da beraberinde getirmiştir. Kınayanın kınamasına aldırmayıp fakir insanlar için dilencilik yapan; üzerinde paçavralara dolaşıp akıl hastası görünümü veren abdal için “akılsız, ahmak, bön, aptal” anlamının doğması işte böyle olmuştur.

PAYLAŞ

Sizin de söyleyecekleriniz varsa lütfen yazın