Drama ile Melodram Arasındaki Fark

Drama nedir?

Menşei olarak drama, Yunanca “eylem” kelimesinden gelir ve teknik anlamda drama, eylem ve diyalog yoluyla bir fikri temel alan bir şeyi temsil etme eylemidir. Terimin geniş anlamda bir tutsak kitleye bir hikaye iletmek için aynı zamanda set pansumanlar, kostümler, ses efektleri ve görsel efektler kullanmaktır. Terim tanımlamasının birçok katmanı vardır ve tiyatro ve eğlenceyle ilgili her şeyi kapsar. Drama, iletişim ve eğlence için kullanılan çeşitli cihazlar için neredeyse çatı terimidir. Basit kategorilere sokulursa, dram komedi ve trajediden oluşabilir ve bunlar daha sonra alt kategorilere ayrılır:

  • Komedi: saçmalık, melodram, hiciv ve hokkabazlık
  • Trajedi: intikam, zulüm tiyatrosu ve ev trajedisi.

Buradan, dramanın çok farklı yönleri vardır, hepsini isimlendirmek ve keşfetmek için bütün bir kitap yazmak gerekir. Özellikle ilkokulda oyun alanında veya öğle yemeğinde farklı drama unsurları görebilirsiniz; rol yapma, mimik ve doğaçlama.

Ayrıca, drama bir beceridir, dolayısıyla neden okullarda öğretildiğini ve onun içinde bir yeterlik kazanabileceğini gösterir. Başkasının özelliklerini almaya ve kendi deneyimlerinizi inşa etmeyi öğrendiğiniz bir beceridir. Daha sonra başkalarıyla paylaşacağınız hayali bir dünyadır. Bu, eski hikayelerin tekrar edilmesi ya da yenilerinin icadı yoluyla geçmişe ve geleceğe bakmanın bir yoludur. Sadece bu değil, aynı zamanda drama, öğrenme için bir kolaylaştırıcı olabilir, çünkü drama ile problem çözme becerileri geliştirebilir, hayal gücünüzü kullanma veya çevrenizdeki dünya hakkındaki fikri daha iyi anlama yeteneğinizi artırabilir. Veya biriyle nasıl empati kurabilirsiniz? O kişinin mantosunu alıp, neler yaptıklarını performansla deneyimleyebilirsiniz. Kendi duygularıyla bağlantı kuramayan ya da çevrelerindeki dünyadan koparan toplumsal sözleşmeleri anlayamayan insanlar için terapide düzenli olarak kullanılır.

Bütün bunlar ve daha fazlası “drama” terimiyle eşittir.

Melodram nedir?

Tiyatro ve film anlamında geniş bir dönem olan melodrama, kişinin duygularını ve duygularını oynamakla birlikte karakterin mizahi bir stereotip olarak sunulması lehine karakterin gelişimini baskın şekilde kullanan abartılı eylemlerin aşırı kullanılmasıdır. Ek olarak, melodrama düzenli olarak basit çizgi çizgilerine sahiptir ve şeytanın efsanesi olan şeytan veya masumiyetin mükemmel resmi olarak bir melek gibi fikirleri ve kavramları açıkça temsil eden arketipik karakterleri kullanarak karakterlerin performansın ana odağı olarak ilişkilerini geliştirir.

Melodram, performanslarda müzik kullanımı nedeniyle öyle seçilmiştir. Örneğin, dövüş sahneleri çoğu kez orkestra düzenlemelerinin arka planında doğru yerlerde kresendoklar oluşturacak şekilde sunulmuştur. Ya da romantik bir sahnede oyunculara sevgi ve sevinç fikrini vurgulayan yumuşak, tatlı bir melodi eşlik edebilir. Bu izleyici üzerinde etkileyici bir etki yaratmak ve performansa duygu katmanını geliştirmek için kullanılır.

Bu tip performansın karakterizasyonu ifade eden bir terim haline gelmesi biraz zaman aldı ve 19. yüzyılda drama giderek daha başarılı bir tarzı haline geldi. Bunun nedeni, her seyirci kitlesi tarafından erişilebilir olmasıydı. Konuyu karmaşıklaştırmak için orta bir zemin veya gri alan yoktur ve her zaman bir tarafı zafere, diğerinde de yenilgiyle biter.

Bununla birlikte, Melodram karakteristikleri zaman içinde oldukça belirsizleşti ve daha önce bahsedilen “çok melodramansın!” gibi terimlerin kullanılması yoluyla olumsuz çağrışımlar geliştirdi. Bu, drama okuyan herkeste biraz karışıklığa neden oluyor.

Şov devam etmeli

Bir kişinin tepkisini veya karakterini tanımlamak için bir terim olarak kullanılmış olmasına rağmen bu iki kavram aynı değildir. Bir kişi, hareketi, ve hatta dili ile melodramatik özellikleri gösterebilir ve bir fikri daha fazla iletmek için dramatik bir hareket ekranı gösterebilir; ancak bu iki terim aslında birbirinden çok farklıdır. Tiyatronun ve performansın bu iki unsurunun gittikçe büyüyen stil veritabanının başlangıcı olduğunu ve bunun sadece oldukları yüzey ve performansda nasıl kullanıldığını belirtmek gerekir.

Porselen ve Seramik Arasındaki Fark

Porselen ve seramik çinicilikte, çömlek ve yapı işlerinde çok kullanılır. Porselen ve seramiğin bu kadar popüler olmasının sebebi estetik olmalarından gelir.

Porselen ve Seramik Arasındaki Fark

Seramik, killi toprağın ısıtılması ve sertleştirilmesi işlemlerinden elde edilen inorganik bir malzemedir. Halk arasında “pişmiş toprak” olarak bilinir. Porselen de killi topraktan elde edilir fakat seramiğe göre çok daha yüksek sıcaklıkta sertleştirilir. Porselen genelde 1400 derece ve üzeri sıcaklıkta yapılır.

Seramik mat ve donuktur, porselen ise açık, şeffaf ve yarı saydamdır. Porselenin çok güzel ve yumuşak bir yüzeyi vardır ve ayrıca porselenin malzemesi seramikten daha incedir. Bu incelik porselene seramiğe nazaran daha bir incelik ve estetik katar. Porselenin anahtar kelimesi “pürüzsüzlük”‘tür. Porselen ayrıca seramikten daha beyaz ve açık renklidir.

Porselen çok daha yoğun ve kesiftir. Porselen soğuğa ve neme seramikten daha fazla dayanıklıdır. Porselen seramiğe kıyasla solmaya ve pörsümeye daha dayanıklıdır. Çok soğuk havalarda porselenin çatlama olasılığı seramiğe göre daha düşüktür. Seramik dayanıklılık noktasında porselenden daha zayıftır.

Porselen kelimesi İtalyanca Porcelland’ten gelir. Anlamı ise yarı saydam, şeffaf yüzey demektir. Seramik kelimesi ise Yunanca Keramikos’tan gelir ve anlamı çiniciliktir.

Porselenin üç çeşidi vardır: sert macunlu porselen, yumuşak macunlu porselen ve kemik porselen.
Seramiğin ise dört çeşidir vardır: yapı seramikleri, susuz seramik, beyaz seramik ve teknik seramik.

Porselen ve Seramik Arasındaki Fark

Porselen ve seramik arasındaki fark özetlenecek olursa;

  • Seramik, killi toprağın ısıtılması ve sertleştirilmesi işlemlerinden elde edilen inorganik bir malzemedir. Porselen de killi topraktan elde edilir fakat seramiğe göre çok daha yüksek sıcaklıkta sertleştirilir.
  • Seramik mat ve donuktur, porselen ise açık, şeffaf ve yarı saydamdır.
  • Porselen seramikten daha estetik bir görünüşe sahiptir.
  • Porselenin yüzeyi seramikten daha yumuşak ve pürüzsüzdür.
  • Porselen malzemesi seramikten daha hafiftir ve açık renklidir.
  • Porselen seramiğe göre soğuğa ve solmaya daha dayanıklıdır.
  • Seramik porselenden daha gözenekli, deliklidir genelde.
  • Porselen kelimesi İtalyanca Porcelland’ten gelir. Anlamı ise yarı saydam, şeffaf yüzey demektir. Seramik kelimesi ise Yunanca Keramikos’tan gelir ve anlamı çiniciliktir.

Gördüğünüz gibi her ne kadar birbirlerine yakın materyaller gibi gözükse bile seramik ile porselen arasında çok fazla fark bulunmaktadır.

Sanat ve Zanaat Arasındaki Fark

Sanat (Art), en genel anlamıyla yaratıcılığın ve hayal gücünün ifadesi olarak anlaşılır. Tarih boyunca neyin sanat olarak adlandırılacağına dair fikirler sürekli değişmiş, bu geniş anlama zaman içinde değişik kısıtlamalar getirilip yeni tanımlar yaratılmıştır.

Sanat ve Zanaat Arasındaki Fark

Sanat sözcüğü genelde görsel sanatlar anlamında kullanılır. Sözcüğün bugünkü kullanımı, batı kültürünün etkisiyle, ingilizcedeki ‘art’ sözcüğüne yakın olsa da halk arasında biraz daha geniş anlamda kullanılır. Gerek İngilizce’deki ‘art’ (‘artificial’ = yapay), gerek Almanca’daki ‘Kunst’ (‘künstlich’ = yapay) gerekse Türkçe’deki Arapça kökenli ‘sanat’ (‘suni’ = yapay) sözcükleri içlerinde yapaylığa dair bir anlam barındırır. Sanat, bu geniş anlamından Rönesans zamanında sıyrılmaya başlamış, ancak yakın zamana kadar zanaat ve sanat sözcükleri dönüşümlü olarak kullanılmaya devam etmiştir. Buna ek olarak Sanayi Devrimi sonrasında tasarım ve sanat arasında da bir ayrım doğmuş, 1950 ve 60’larda popüler kültür ve sanat arasında tartışma kaldıran bir üçüncü çizgi çekilmiştir.

Zanaat (Artisan)
Zanaat, sermayeden çok nitelikli emeğe dayalı; öğrenimin yanı sıra el becerisi ve ustalık gerektiren bir meslektir. Bu tür mesleklerin erbâbına zanaatkar denir.

Marangozluk, ayakkabıcılık, kuyumculuk (takı üreten), kumaş boyama, çömlekçilik, berberlik, bakırcılık gibi mesleklerin hepsi birer zanaattir. Bir kimsenin zanaatkâr olması için el becerisi gerektiren bir malı veya hizmeti sadece satması değil, bilfiil üretmesi gerekir.

Zanaatkarlar, el becerileri nedeniyle tarih boyunca pek çok toplumda saygın bir yere sahip olmuşlardır. Sanayi devrimi ile birlikte birçok zanaat yok olmuş, yerini endüstriyel üretime bırakmıştır; diğerleri ise şekil değiştirerek değişen koşullara ayak uydurmuştur.

Sanat ve Zanaat Arasındaki Fark

Sanat ve zanaat arasındaki fark özetlenecek olursa;

– Sanat eserleri tektir, eşi yoktur. Zanaat eserleri birden fazladır ve sayısı daha da arttırılabilir.

– Sanat eserleri farklı tarzlardadır ve kendine has bir yapıya sahiptir. Zanaat ise herkesin bildiği aynı şeylerin sürekli yenilerinin yapılmasıdır.

– Sanatta yaratıcılık önemli bir rol oynar. Zanaatte ise yaratıcılığa gerek yoktur sadece ustalık önemli bir role sahiptir.

– Sanat eserinin yapılmasındaki amaç güzel ve estetik olmasıdır. Zanaat eserinin yapılmasındaki amaç ise fayda sağlamak ve kullanışlı bir eser ortaya çıkarmaktır.

– Sanat eseri, para için yapılan bir eser değildir. Sanatçı o eseri tasarlarken hiçbir şekilde para kazanma amacı ile yapmaz. Zanaat eseri ise tam tersi şekilde asıl amacı para kazanmak olan eserlerdir.