Elementler Nereden Geliyor?

Vücudundaki suyun her molekülünde bulunan Hidrojen, Büyük Patlamadan (Big Bang) geldi. Evrende başka önemli hidrojen kaynağı yok.

Vücudundaki karbon ve oksijen yıldızların iç kısmında nükleer füzyonla yapıldı.

Vücudundaki demirin çoğu, uzun zaman önce ve uzakta meydana gelen yıldızların süpernova dönüşümleri sırasında yapıldı.

Aşağıdaki periyodik tablo, insanlığın bilinen tüm elementlerin nükleer kökenlerine ilişkin en iyi tahminini göstermek için farklı renklerle kodlanmıştır.

Elementler nereden geliyor?
Elementler nereden geliyor?

Parmağındaki yüzükteki altın muhtemelen kısa süreli gama-ışını patlamaları ya da yerçekimi dalgası olayları olarak görülebilir çarpışmalar sırasında nötron yıldızlarından yapılmıştır.

Vücudumuzda az miktarda fosfor ve bakır gibi elementler bulunur ancak yaşamın işleyişi için şarttır.

Bakır gibi bazı elementlerin nükleer oluşum yerleri gerçekten iyi bilinmemektedir ve gözlemsel ve bilgisayarlı araştırmalar devam etmektedir.

Kimyasal Silah ile Nükleer Silah Arasındaki Fark

Kitle İmha Silahları (KİS) gerçek hayatta görülebileceklerden farklıdır. En güçlü bombalar ve silahlar yeterince tehlikelidir, ancak kitle imha silahlarının kendi ligleri vardır. Bunlar, tüm şehirleri ve ülkeleri tahrip edici güçleri yoluyla yok edebilecek alışılmadık silahlardır. KİS, üç çeşittir – nükleer silahlar, biyolojik silahlar ve kimyasal silahlar. Bu üçü birlikte NBC askeri kısaltması ile bilinir.

Kimyasal Silah ile Nükleer Silah Arasındaki Fark

Hem nükleer hem de kimyasal silahlar KİS’lerin bir parçasını oluştururken, bunlar aslında birbirinden farklıdır.

Nükleer Silahlar

Nükleer silahlar, neden olabilecek tahribatın kapsamı nedeniyle kimyasal silahlardan daha tehlikelidir. Bir nükleer silah, yaşamlar ve yapılar da dahil olmak üzere, her şeye zarar verebilir. Bir nükleer silahın patlatılması bütün bir şehri yok edebilir ve içinde ve çevresinde olan her şeyi yok edebilir.

Nükleer silahlar, nükleer fisyon yoluyla büyük patlamalar yaratabilir. Bu süreçte bir çekirdek bölünür ve sonuç, dünyanın şu ana kadar sadece iki kez gördüğü (Hiroşima, Nagazaki) patlama ölçeğindedir. Nükleer silahların etkileri günler, aylar hatta yüzyıllarca sürebilir.

Nükleer silahlarla ilgili anahtar kelimeler; uranyum, plütonyum ve hidrojen bombası‘dır.

Bakınız: Atom Bombası ile Hidrojen Bombası Arasındaki Fark

Kimyasal Silahlar

Kimyasal silahların eşit derecede tehlikeli olduğu söylenebilir; ancak kimyasal silahlar yapıları ve binaları yok edemezler. Sadece yaşamları yok etmek için kullanılırlar. Bütün topluluklar kimyasal savaşlarla öldürülebilir.

Kimyasal silahlar, IED’ler, havanlar, füzeler ve diğer ajanlar kullanılarak dağıtılan zehirli kimyasal maddeleri içerir. Bu ajanlar, zehirli kimyasalın havaya yayılmasına neden olan patlamalara neden olur. Bu kimyasallar, ortamda bulunan herkesi öldürecek kadar öldürücüdür. Kimyasal silahların etkisi ortamdaki hava temizleninceye kadar devam eder.

Kimyasal silahlarla kullanılan anahtar kelimeler; şarbon, sarin gazı, klor gazı ve hardal gazıdır.

Kimlerde Nükleer ve Kimyasal Silahlar Var?

Başlangıç ​​aşamasında sadece iki ülke nükleer silah stoklarına sahipti – ABD ve SSCB. Nükleer silah geliştirme konusunda ABD ve SSCB’yi takip eden ülkeler İngiltere, Fransa ve Çin‘di. Daha sonra Hindistan ve Pakistan‘da da nükleer silahlar geliştirildi ve bu, küresel politik senaryonun tamamında büyük bir karışıklığa neden oldu. Bütün dünyanın bildiği üzere Hindistan ve Pakistan, birbirine komşu iki düşman ülkedir.

İsrail ve Kuzey Kore‘nin de nükleer silah sahibi olduğu bildirildi ancak bu ülkelerden hiçbiri nükleer stoğa sahip olduğunu itiraf etmedi. 80’li yıllarda Güney Afrika da nükleer silah geliştirdi, ancak tüm nükleer silah stoklarını kamuya açıklayan ilk ülke oldu.

Kimyasal silahlar “fakirin nükleeri” olarak bilinir ve bu silahları geliştiren birçok ülke vardır.

Dünyadaki en büyük ve en önemli ülkelerden başka, Asya, Avrupa ve Afrika’daki küçük ülkeler de bu silahlara sahiptir. Hindistan ve Almanya, tüm kimyasal silahlarını imha ettiğini bildiren iki ülkedir.

Nükleer ve Kimyasal Silahların Kullanımı

Nükleer silahların sadece iki kullanımı vardır. 6 Ağustos 1945’de “Küçük Çocuk” (Little Boy), Hiroşima’ya bırakıldı ve 9 Ağustos 1945’te “Şişman Adam” (Fat Man) Nagasaki’ye bırakıldı. Bu iki bombalı saldırının neden olduğu ölümlerin 200 bini aştığı biliniyor. Ancak daha kötüsü, bu iki bombanın uzun menzilli radyasyon etkileri yüzünden bir dizi nesil muzdarip oldu.

Kimyasal silahlar, I. Dünya Savaşı sırasında ilk kez kullanıldı. Fransa, dianisidin klorosülfonat içeren bombaları kullanan ilk ülke oldu. 80’li yıllarda Irak, İran üzerinde kimyasal silahlar kullandı. 1988’de Saddam Hüseyin, kimyasal silahların Halepçe’deki Kürt halkı üzerinde kullanılmasını emretti. 1994 yılında Sarin gazı Matsumoto yerleşim bölgesinde kullanıldı ve ertesi yıl yine Tokyo metrosunda kullanıldı.

Kullanımın Durdurulması

Nükleer ve kimyasal silahların kullanımını durdurmak için yıllar boyunca çeşitli antlaşmalar imzalandı. 1963’de Kısmi Test Yasağı Anlaşması ile başladı. Daha sonra Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması ve Kapsamlı Test Yasağı Anlaşması da imzalandı.

Kimyasal Silah ile Nükleer Silah Arasındaki Fark

Kimyasal silah ile nükleer silah arasındaki fark özetlenecek olursa;

  • Nükleer ve kimyasal silahlar kitle imha silahlarıdır.
  • Nükleer silahlar, nükleer fisyon yoluyla yaşamları ve yapıları yok eder, kimyasal silahlar ise zehirli kimyasallar vasıtasıyla sadece yaşamları yok eder.
  • Nükleer silahlar kimyasal silahlardan daha yıkıcıdır ve etkileri daha uzun sürer.
  • Nükleer silahlar bir avuç ülkede vardır, ancak kimyasal silahlar birçok ülkede bulunabilir.
  • Kimyasal silahlar birçok kez kullanılmışken nükleer silah kullanımının sadece iki örneği bilinmektedir.

Kimyasal silah ile nükleer silah arasındaki fark özete bu şekilde. Sizin de eklemek istedikleriniz varsa yorum bırakınız.

Atom ile Molekül Arasındaki Fark

Bir atom, bir element içindeki element özelliklerine sahip en küçük parçacıktır. Elementin özelliklerini koruyacak seviyeye kadar atomun parçalanması mümkün değildir. Atomlar çıplak gözle görülemez ve temel yapı taşlarıdır. Örneğin, altın elementinin atomları daha da bölünemez ve her atom altın özelliklerine sahiptir.

Atom ile Molekül Arasındaki Fark

Atom ile Molekül Arasındaki Fark

Moleküller iki veya daha fazla atom kombinasyonu ile oluşurlar. Atomların aksine, moleküller bireysel atomlara bölünebilir. Atomlar bir molekülde birbirine yapışıktır. Moleküller de çıplak gözle görülemezken, büyüteç mikroskoplar ve diğer bilimsel cihazlarla da görülebilir. Su, çok sayıda su molekülünden oluşur. Her su molekülü bir oksijen atomu ve iki hidrojen atomundan oluşur. Böylece bir su molekülü daha da oksijen ve hidrojen atomlarına bölünebilir. Ancak bu atomlar alt bölümlere ayrılmaz. Bir molekülde, atomlar tek, çift veya üçlü bağlarla birbirine bağlanır.

Bir atomun, elektronlarla çevrili bir çekirdeği vardır. Elektronlar negatif yüklü parçacıklardır. Nükleus, nötronları ve pozitif yüklü protonları içerir. Parçacıkların çoğuna bağlı olarak, atom pozitif veya negatif yüklü olabilir. Bu yüklü atomlar moleküller oluşturmak için birbirine bağlandığında, bağlar atomların dış yörüngelerini dolduran elektronlar tarafından oluşturulur. Atomlar bağımsız olarak varolduğu için bir atomda bağlanma yoktur.

Atomlar bir molekül oluşturmak için farklı sayılarda birleştiklerinde sonuç değişebilir. Örneğin, iki atom oksijen birleşerek bir molekül oluşturduktan sonra soluduğumuz oksijen olan O2 olur. Fakat O3 molekülünü oluşturmak için üç oksijen atomu birleşerek Ozon’u oluşturur. Atomlar ve moleküller arasında bir başka fark da, benzer atomların çeşitli sayılarda bir araya geldiği zaman, farklı özelliklere sahip moleküller oluşturulabileceğidir. Fakat benzer moleküller herhangi bir sayıyla bir araya geldiğinde basit bir ürün oluşur.

Bir molekül genellikle kendiliğinden var olmak için kararlıdır, ancak bir atom kendi başına kararlı değildir. Bu, atomlarda elektron varlığına bağlıdır. Ancak, bir atomda yeterli sayıda elektron bulunduğunda, kararlı hale gelir. İki atom birbirine yapıştığında ve elektronları paylaştığında yeterli sayıda elektron bir atomdan alınır. Böylece kararlı hale gelir ve bir molekül oluşturur. Tüm atomlar birbirine bağlanamaz. Bağlanma atomların yüküne ve kimyasal özelliklerine bağlıdır.

Atomlar ve moleküller, tüm nesnelerde ve canlılarda bulunur. Kompozisyon ve yoğunluk seviyeleri, cisimlerin kalınlığını ve şeklini değiştirir. Gazlardaki moleküller çok gevşek bir şekilde doludur, böylece moleküller çarpışmadan kolayca dolaşabilirler. Sıvılarda, ambalaj biraz daha kompakttır ve bu nedenle parçacıklar her zaman birlikte bulunur. Ancak katı maddelerde ambalajlama çok kompakttır ve moleküllere herhangi bir hareket yapılmasına izin verilmemekte ve bu da nesneye sağlam bir şekil vermektedir.

Atom ile molekül arasındaki fark özetle bu şekilde. Sizin de eklemek istedikleriniz varsa yorum yazabilirsiniz.

Fizyon ile Füzyon Arasındaki Fark

Fizyon ve füzyon, büyük miktarda enerjinin serbest bırakıldığı iki reaksiyon türüdür. Enerji, hem fizyon hem de füzyon reaksiyonları sırasında salınmasına karşın, fizyon, bir atomun iki veya daha küçük parçacıklara bölünmesi işlemidir ve füzyon, daha büyük bir atom oluşturmak için iki veya daha fazla küçük atomun kaynaştırılması veya birleşmesidir.

Fizyon ile Füzyon Arasındaki Fark

Füzyon doğada -örneğin yıldızlar- gerçekleşirken, fizyon normalde doğada görülmez. Fizyon, Uranyum gibi ağır elementlerle olur iken füzyonu daha hafif elementler oluşturur.

Fizyon ile Füzyon Arasındaki Fark

Farklı koşullar altında bölünme ve füzyon meydana gelir. Fizyon işlemini başlatmak için büyük Kritik Kütle ve yavaş bir nötron gerekir. Füzyon, iki çekirdek birbirine çok yakın geldiğinde gerçekleşir. Birbirleriyle, ancak aralarındaki aktif güç onu bağlayan elektrostatik gücün üstesinden gelebiliyorsa birleşirler.

İki proses için enerji ihtiyacı açısından fizyon sadece atomu bölmek için düşük enerjiye ihtiyaç duyar, oysa füzyon ancak büyük enerji altında gerçekleşir. Füzyon iki çekirdeği birleştirmek için muazzam enerji gerektirir.

Füzyon reaksiyonunun, nükleer enerji üretmek için çevre dostu olduğu düşünülmektedir. Reaksiyon füzyon sırasında kontrol dışı kalırsa, soğuduğu anda tüm işlem otomatik olarak durur; bu radyoaktif partiküllerinin yayılmadığı anlamına gelir. Bir füzyon reaksiyonunun azami hasarı, sadece reaksiyonun yakınındaki bir şeyin buharlaşmasıdır. Ancak, fizyon reaksiyonu kontrol dışı kaldığında, daha büyük miktarlarda radyoaktif parçacıkların emisyonuna neden olabilecek bir nükleer erime olabilir.

Bu iki tepkimeyle üretilen radyoaktif atığı karşılaştırırken, füzyonla gelen radyoaktif atık, fizyon reaksiyonu tarafından üretilen radyasyon atığından çok daha düşüktür. Füzyon ayrıca daha fazla enerji üretir ve fizyon reaksiyonlarından 3-4 kat daha fazla olabilir.

Füzyon, fizyon reaksiyonlarından daha fazla enerji üretir ve daha az tehlikeli olmasına rağmen, füzyon reaktörleri henüz geliştirilememiştir. Aslında, bir füzyon reaksiyonu için gerekli koşulların geliştirilmesi daha pahalıdır.

Fizyon, zincir reaksiyonu nedeniyle olurken, füzyonda zincirleme reaksiyon meydana gelmez. Fizyonda zincir reaksiyonu, nötronlar ve bölünebilir izotoplar arasındaki etkileşime bağlı olarak gerçekleşir. Bu arada füzyon ancak aşırı sıcaklık ve basınç altında gerçekleşir.

Fizyon reaksiyonlar ile füzyon reaksiyonlar arasındaki bir diğer fark, fizyon enerjisinin kontrol edilebilmesi, ancak füzyonun kontrol edilememesidir.

Fizyon ile füzyon arasındaki fark özetle bu şekilde. Sizin de eklemek istedikleriniz varsa lütfen yorum yazınız.

Entalpi ile Entropi Arasındaki Fark

Merak, insanın dünyadaki farklı olguları keşfetmesine yardım eden bir yönüdür. Bir insan gökyüzüne bakar ve yağmurun nasıl oluştuğunu merak eder. Bir insan yere dik dik bakar ve bitkilerin nasıl büyüdüğünü merak eder. Bunlar hayatımızda karşılaştığımız günlük fenomenlerdir, ancak yeterince meraklı olmayan insanlar bu fenomenlerin neden mevcut olduğunu araştırmaya çalışmazlar. Biyologlar, kimyagerler ve fizikçiler sadece cevap aramaya çalışan birkaç kişidir. Modern dünyamız bugün termodinamik gibi bilim yasalarına entegre edilmiştir. “Termodinamik”, vücut sistemlerinin iç hareketlerini inceleyen doğal bilim dallarından biridir. Isının farklı enerji ve biçimleriyle olan ilişkisi ile ilgili bir çalışmadır. Termodinamiğin uygulamaları elektriğin akışında ve bir vidanın ve diğer basit makinelerin sadece basit bir bükülmesinde ve dönüşünde sergilenmektedir. Isı ve sürtünme söz konusu olduğu sürece, termodinamik vardır. Termodinamiğin en yaygın iki prensibi entalpi ve entropidir. Bu yazıda, entalpi ile entropi arasındaki fark nedir özetle inceleyeceğiz.

Entalpi Nedir

Bir termodinamik sistemde, toplam enerjisinin ölçüsü entalpi olarak adlandırılır. Termodinamik bir sistem oluşturmak için iç enerji gereklidir. Bu enerji, bir sistem kurmak için itme veya tetik görevini görür.

Entalpi ile Entropi Arasındaki Fark

Entalpi ölçüm birimi joule (Uluslararası Sistem Birimi) ve kalori (İngiliz Termik Ünitesi)’dir.

“Entalpi” Yunanca “entalppos” (ısı koymak için kullanılan) kelimesinden alınmıştır. Enalfi, “entalpi” için “H” sembolünü belirleyen kişi ise Alfred W. Porter, Heike Kamerlingh Onnes ise kelimeyi yaygınlaştıran kişiydi.

Entalpi, sistem enerji değişiklikleri için en çok tercih edilen ifadedir, çünkü biyolojik, kimyasal ve fiziksel ölçümlerde enerji transferi ile ilgili belirli tanımlamaları basitleştirebilme yeteneğine sahiptir. Toplam entalpi için bir değer elde etmek olanaksızdır çünkü bir sistemin toplam entalpisi doğrudan ölçülemez. Sadece entalpi değişikliği, entalpi mutlak değeri yerine niceliğin tercih edilen ölçümüdür.

Endotermik reaksiyonlarda, entalpide pozitif bir değişiklik olurken, ekzotermik reaksiyonlarda, entalpi negatif bir değişimdir.

Basitçe ifade etmek gerekirse, bir sistemin entalpisi, yapılan mekanik olmayan işin ve sağlanan ısının toplamına eşdeğerdir. Sürekli basınç altında, entalpi, sistemin iç enerjisinin yanı sıra sistemin çevresine sergilediği çalışmanın değişimine eşdeğerdir. Başka bir deyişle, ısı bu koşullar altında belli bir kimyasal tepkime ile emilebilir veya bırakılabilir.

Entropi Nedir

“Entropi” termodinamiğin ikinci yasasıdır. Fizik alanında en temel kanunlardan biridir. Hayatı ve bilinci anlamakta zorunludur. Düzensizlik Yasası olarak bilinir.

Geçen yüzyılın ortalarında “entropi”, Clausius ve Thomson’ın yoğun çabaları ile zaten formüle edilmişti. Clausius ve Thomson, bir değirmen tekerleği döndürmeyi sağlayan bir akışın Carnot tarafından gözlemlenmesinden esinlenmiştir. Carnot, termodinamiğin bir buhar motorunu çalıştıran yüksek sıcaklıktan düşük sıcaklığa ısı akışı olduğunu belirtti. Entropi teriminin sembolü Clausius’du. Entropi sembolü “S” dir. Bu “S” terimi, termodinamik bir kuvvetin varlığını dağıtmak veya en aza indirgemek için kendiliğinden hareket eden doğal olarak aktif olduğu düşünülür.

Entalpi ile Entropi Arasındaki Fark

Entalpi ile entropi arasındaki fark özetlenecek olursa;

  1. “Entalpi”, enerjinin transferi, “entropi” ise Düzensizlik Yasası‘dır.
  2. Entalpi “S” sembolünü alırken, entalpi “H” sembolünü alır.
  3. Heike Kamerlingh Onnes “entalpi” terimini üretirken, Clausius “entropi” terimini icat etti.

Kömür Enerjisi ile Nükleer Enerji Arasındaki Farklar

Dünya için enerji talebi gittikçe büyüyor ve önümüzdeki yıllarda bu eğilim değişmeyecek. Petrol fiyatları arttıkça, alternatif enerji kaynakları arayışı yoğunlaşıyor. İki popüler seçenek kömür enerjisi ve nükleer enerjidir.

Kömür Enerjisi ile Nükleer Enerji Arasındaki Farklar

Kömür enerjisi ile nükleer enerji arasındaki ana fark, kullandıkları yakıt türüdür. Nükleer enerji, uranyum gibi zenginleştirilmiş radyoaktif elementleri, nükleer fisyon denilen bir süreçte ısı üretmek için kullanır. Aşırı ısı ve bunun sonucunda reaktör erimesini önlemek için bu proses dikkatle izlenmelidir. Buna karşılık, kömür enerjisi ısı üretmek için bir fosil yakıtı olan kömürün yakılmasından elde edilir.

Radyoaktivite nedeniyle, nükleer santrallerin nakliye sırasında işçilerinin yanı sıra genel halkı radyasyona karşı korumak için çok sayıda güvenlik önlemine sahip olmaları gerekiyor. Kullanılmış yakıt çubukları bile özel imha tesisine konması gerekir ve radyasyonun güvenli seviyelere indirilmesi yüzyıllar alabilir. Teröristler tarafından kötü amaçlı kullanabileceğinden, herhangi bir nükleer yakıtın da korunması gerekir.

Kömür enerjisi ve nükleer enerji arasındaki bir diğer önemli fark enerji yoğunluğudur. Kalem silgisinden biraz daha büyük olan küçük bir uranyum peleti, bir ton kömür kadar enerji içerebilir. Kömür ve nükleer enerji arasında bir kontrole sahip olan bir kömür santrali günlük olarak kömür veren kamyonlara sahipken, bir nükleer santral her iki yılda bir yakıtını değiştirebilir. Bu, yakıtın taşınması nedeniyle daha az kirlilik yaratır.

Nükleer enerji de temizleyicidir çünkü havanın çalışması sırasında havayı kirletmez. Kömür yakılarak karbon gazları atmosfere büyük miktarlarda salınır. Bir nükleer santralde, bacadan çıkan duman sadece su buharıdır.

Nükleer enerji kömür enerjisinden daha iyi olmasına rağmen, ucuz enerji fiyatından dolayı geniş bir kullanım alanı bulur. Bunun nedeni, kömürün dünyanın kabuğunda oldukça bol olmasıdır. Kaynak tükenince, şu anda petrolde olduğu gibi fiyatlarda da bir artış görürüz.

Kömür çok kirli çok eski bir enerji kaynağıdır. Nükleer enerji, sürdürülebilir olduğu düşünülen çok çekici bir alternatiftir. Teknolojinin yeterli mükemmellikte olması ve halkı radyasyondan korumak için birden fazla güvenlik tedbiri gerekir.

Kömür Enerjisi ile Nükleer Enerji Arasındaki Farklar

Kömür enerjisi ile nükleer enerji arasındaki farklar özetlenecek olursa;

  1. Nükleer enerji radyoaktif atık üretirken, kömür enerjisi böyle bir atık üretmez.
  2. Nükleer enerji, kömür enerjisine göre daha fazla güvenlik tedbiri gerektirir.
  3. Nükleer enerji, kömür enerjisinden çok daha az malzeme gerektirir.
  4. Nükleer enerji kömür enerjisi gibi hava kirliliği üretmez.
  5. Nükleer enerji kömür enerjisinden daha pahalıdır.

Atom Bombası ile Hidrojen Bombası Arasındaki Fark

Kitle imha silahlarının yaratılması, tehlikeli etkileri ve kitlesel çevre felaketine yol açmaları nedeniyle küresel korkuyu yaymaya devam ediyor. Nükleer enerjinin kullanımı, gelişmekte olan bir ulus için vazgeçilmez bir unsur olarak ortaya çıkmış olsa da, dünyaya yaptığı büyük katkının yanısıra, ulusların diğer uluslar üzerinde askeri kahramanlık kurma arzusunu da barındırıyor.

Atom Bombası ile Hidrojen Bombası Arasındaki Fark

Nükleer silahlar, yalnızca askeri savunma için değil, aynı zamanda nükleer radyasyon yayımı yaparak tüm sorunları ortadan kaldıracak şekilde tasarlandı.

En korkulan ve yıkıcı savaş unsurlarından ikisi, atom bombası ve hidrojen bombasıdır. Atom ve hidrojen bombalarının bir farkı var mı? Neden hidrojen bombası atom bombasından daha güçlü? Hem atom hem de hidrojen birkaç karşılaştırmalı yolla farklılık gösterir.

Hidrojen bombası, ilgili ilkeleri ve göreli güçlü yönleri nedeniyle bir atom bombasından daha güçlü olarak düşünülür. Her iki bomba da nükleer enerji üretmek için Uranyum ve Plutonyum radyoaktif elementlerini kullanır ancak elementlerin kullanım şekillerine göre değişiklik gösterirler. Hidrojen bombası “Termonükleer” bombalar olarak da bilinir ve füzyon yakıtını sıkıştırmak ve ısıtmak için bir fisyon bombasından enerji üretir.

Atom bombası, atom fisyonu veya atom çekirdeğinin bölünmesi ile çalışır, hidrojen bombası ise atomik füzyonla veya atom çekirdeği birleştirilerek çalışır. Prensip olarak fizyon, radyoaktif elementleri büyük atomlardan daha küçük atomlara bölerken, füzyon küçük atomları birleştirerek daha büyük atomlar oluşturarak hidrojen bombasını atom bombasından daha fazla serbest bırakır. Atom bombası tarafından salınan enerji, kimyasal reaksiyonlarda salınan enerjiden milyon kat daha fazladır; hidrojen bombası atom bombasının üç ila dört katı daha fazla enerji serbest bırakabilir. Atom bombalarının bir ton TNT’den 500.000 ton TNT’ye kadar güce sahip olduğuna inanıyoruz, böylece bir hidrojen bombasının ne kadar tehlikeli olduğunu kabaca ölçebiliriz.

Atom bombaları, TNT patlayıcı bir cihazdan gelen bir patlama ile durdurulur. Bu, radyoaktif elementlerin (Uranyum-235 ve Plutonyum-239) birbirleri ile yüksek miktarda enerji çarpıştırmasına neden olur. Bu, zincir reaksiyonunu başlatır ve daha fazla atom parçalanır ve enerji serbest bırakılır. Öte yandan hidrojen bombası gerçek atom bombası varlığıyla ortaya çıkar. Radyoaktif elementler nükleer fizyona benzer şekilde sıkıca birleştirilir ve nükleer füzyona neden olur. Atom bombasında, enerji bırakıldıktan sonra atom bombası yüksek radyoaktif parçacıklar üretirken, patlamadan sonra hidrojen bombasının radyoaktif parçacıkları tetiklenir.

Hem atom bombası hem de hidrojen bombası için imhanın ve yıkımın büyüklüğünü 1945’teki Hiroşima ve Nagasaki bombalarını hatırlayarak hayal edebiliyoruz.

Atom Bombası ile Hidrojen Bombası Arasındaki Fark

Atom bombası ile hidrojen bombası arasındaki fark özetlenecek olursa:

  1. Hidrojen bombası atom bombasının “yükseltilmiş” bir versiyonu olarak kabul edilir.
  2. Atom bombası nükleer fisyonla çalışır, hidrojen bombası nükleer füzyon ile çalışır.
  3. Konsept olarak, hidrojen bombası birkaç atom bombasından oluşur.
  4. Hidrojen bombası atom bombasıyla patlatılabilir.

Şeker ile Karbonhidrat Arasındaki Fark

Yiyecek, vücut tarafından tüketildiğinde ya da vücuda girdiğinde ısı veren maddeler olarak tanımlanabilir. Bu gıdalar karbonhidrat, yağ ve protein kategorilerine ayrılabilir. Proteinler vücudun yapı taşlarıdır. Bunlar karbon, hidrojen ve oksijenden oluşan, azot ve bazen sülfür ile birlikte kompleks moleküllerdir. Yağlar vücudun depo ürünleri gibi davranırlar. Vücut tarafından talep edildiğinde fazladan kalorik ihtiyaçları sağlamaktan sorumludurlar. Ayrıca nispeten yüksek miktarda karbon ve hidrojenden oluşurlar. Karbonhidratlar, bir ya da daha fazla basit şeker türünün bir araya getirilmesinden oluşan karmaşık moleküllerdir.

Şekerler

Şekerler nişastalı gıdaların polisakkaridlerinin sindirim işlemi vasıtasıyla vücuda salınan basit molekülleridir. Şekerlerin az bilinen birkaç şekli şöyledir: şeker, meyve suyu, süt, yoğurt, pekmez, kahverengi şeker ve bal gibi yaygın kullanılan maddelerde bulunan glukoz, fruktoz, galaktoz vb.

Şekerler, monosakaritler ve disakkaritler yapıda bulunan moleküllerin türüne göre iki kategoriye ayrılabilir. Monosakkaritler, glikoz, fruktoz gibi bir şeker molekülü olan şekerlerdir. Benzer ya da farklı monosakkarid molekülleri birleştiğinde laktoz ve sukroz gibi bir disakarit oluştururlar. Monosakaritler ayrıca yapılarında bulunan karbon atomlarının sayısına bağlı olarak tetrozlar, pentozlar, heksozlar ve heptozlar olarak sınıflandırılır.

Şekerler suda çözünür ve tatlı bir tada sahiptir. Fiziksel olarak bunlar beyaz, kristal halindeki maddelerdir.

Karbonhidratlar

Karbonhidratlar, ikiden fazla ve on şekere kadar moleküllerden oluşan kompleks şeker molekülleri oligosakaritler olarak adlandırırlar. Fazla şeker molekülünden oluşan daha karmaşık moleküller polisakkaritler olarak bilinirler. Bu karmaşık yapılara karbonhidrat denir. Karbonhidratın iyi bir örneği nişasta ve selülozdur. Nişasta, dairesel yapında bulunan glikoz monomerlerden oluşur. Selüloz, bitkilerin ana yapısal maddesidir. Aynı zamanda bir glikoz polimeridür. Diğer örnekler insülin, glikojen, kitin, pektin vb.

Çoğunlukla karbonhidratlar suda çözünmez. Daha basit formlara bölünene kadar sindirilmezler. Vücut tarafından basit bağırsaklarda emilen basit şekerlere asimile edilirler.

Son olarak, karbonhidratların, farklı fiziksel ve kimyasal özelliklere sahip basit şekerlerin polimerleri olduğunu söyleyebiliriz.

Şeker ile Karbonhidrat Arasındaki Fark

Şeker ile karbonhidrat arasındaki fark özetlenecek olursa;

  • Şekerler suda çözünürken, karbonhidratlar suda çözünmez.
  • Karbonhidratlar tatlı olmadığı halde şekerler tatlıdır.
  • Şekerler vücutta kolayca sindirilirken, karbonhidratlar sindirilmeden önce daha basit moleküllere dönüştürülmelidir.

Lemmon 714

Methaqualone ya da diğer adıyla Quaalude ya da halk arasında bilinen adıyla lemmon 714 merkezi sinir sistemi üzerinde depresan etkisi yaratan sedatif (uyuşturucu) ve hipnotik etkileri olan bir ilaçtır. Methaqualone’un uyuşturucu etkisine sahip olduğu ilk kez 1950li yıllarda araştırmacılar tarafından farkedildi. İlaç 1962 yılında ABD’de patentlendi. Hipnotik, sedatif, rahatlatıcı ve kas gevşetici olarak kullanımı 1970’lerde zirve yaptı. Günümüzde hala gizlice üretiminin yapıldığı ve uyuşturucu olarak kullanıldığı söylenir. İlaç 1970’lerde disko kulüplerde hippiler arasında oldukça yaygındı.

Tarihçesi

Methaqualone ilk kez 1951 yılında Indra Kishore Kacker ve Syed Hussain Zaheer tarafından Hindistan’da anti-malarya ilacı olarak sentezlendi. 1965 yılında İngiltere’de en çok kullanılan sedatif haline geldi. Bu dönemde ilaç yasal bir şekilde Malsed, Malsedin ve Renoval adları altında satıldı. 1972 yılında ABD’de Quaalude adı altında yasal bir şekilde en çok satan sedatiflerden biri oldu.

Quaalude ABD’de ilk kez 1965 yılında üretildi. Quaalude ismi üretici firmanın başka bir sedatif etkisi olan ilaca referansını (quiet interlude) içeriyordu.

1978 yılında üretici firma ilacın tüm haklarını Lemmin Company adında bir şirkete sattı. Satıştan sonra ilacı üreten eski firma başkanı “Quaalude satışlarımızın %2’sini oluşturuyordu fakat baş ağrımızın %98’i bu ilaçtı.” dedi. Zira o dönemler ilacın illegal olması gerektiği yönünde eğilimler yavaş yavaş oluşuyordu.

İlacı üreten her iki firma da Quaalude’un en iyi uyku ilacı olduğunu söyler.

İlacın üretimi psikolojik bağımlılık ve uyuşturucu etkisinden dolayı 1985 yılında durduruldu.

The Wolf of Wall Street

2010 yılında Wall Street borsacılarından birinin hayatını anlatan The Wolf of Wall Street filminde ilacın etkisi gösterilir. Bill Cosby’nin de geçmişte bu ilacı taciz ettiği kadınlara içtirdiği iddia edilir.

Etkileri

Lemmon 714’ün etkileri baş dönmesi, düşecek gibi olma, kalp atışının düşmesi, solunumun düşmesi, afrodizya, şehvetin artması, ereksiyon olamama, parmaklarda karıncalanma ve uyuşma sayılabilir. Yüksek dozda kullanımı solunum depresyonu, konuşmada bozukluk, başağrısı ve fotofobia (ışıktan korkma veya ışığa hassaslaşma) gibi durumlara sebep olabilir.

Aşağıdaki videoda Wolf of Wall Street’te ilacın etkisini görebilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=9qUou4fzoSI

Sofra Tuzu ile Deniz Tuzu Arasındaki Fark

Sofra tuzu ile deniz tuzu arasındaki en temel fark tatları, görünümleri ve işlenmelerindedir.

Deniz tuzu okyanus ya da tuzlu su göllerinin sularının buharlaşması ve çok az işlenmesi sonucu oluşur. Suyun kaynağına bağlı olarak tuzda bazı mineraller ve elementler kalır. Mineraller deniz tuzuna tat, renk katar ve irilik verir.

Sofra tuzu ise genelde yeraltı tuz kaynaklarından elde edilir. Sofra tuzu çok büyük işlemlerden geçerek minerallerden arındırılır ve kümelenmesini engellemek için genelde katkı maddesi kullanılır. Çoğu sofra tuzuna ek olarak iyot eklenir. İyot sağlıklı bir tiroit için faydalı bir besin maddesidir.

Sofra Tuzu ile Deniz Tuzu Arasındaki Fark
Deniz tuzu işlenmediği için iri, şekilsiz ve büyüktür. Sofra tuzu ise işlendiği için çok düzgün şekilli ve küçüktür.

Her ne kadar deniz tuzunun daha sağlıklı olduğu hep söylense de; deniz tuzu ile sofra tuzu aynı temel besin değerlerine sahiptirler. Deniz tuzu ve sofra tuzu ağırlıklarına bağlı olarak kıyaslanabilir miktarda sodyum içerir.

Deniz tuzu organiktir, doğaldır, saftır ve daha az işlenmiştir. Sofra tuzu ise yüksek derecede rafine edilmiştir, ağır bir şekilde işlenmiştir.

Deniz tuzu doğrudan olarak deniz suyunun buharlaşmasıyla oluşur. Deniz tuzu genelde işlenmez veya çok az işlenir ve dolayısıyla içeriğinde magnezyum, potasyum, kalsiyum gibi mineraller içerebilir.

Sofra tuzu ise yeraltı tuz depolarından elde edilir ve ağır bir şekilde işlenir ve güzel bir görünüm kazandırılır. İşlenme sırasında içeriğindeki mineraller arındırılır ve kümelenmeyi engellemek için ek maddeler kullanılır.

Pazarlama noktasında deniz tuzu daha sağlıklı olarak pazarlansa da sofra tuzu ile aralarında çok fazla fark yoktur. Deniz tuzunda sofra tuzuna kıyasla genelde daha az iyot bulunur.

Deniz tuzu ile sofra tuzu arasındaki en büyük fark aslında görünümdür. Deniz tuzu işlenmediği için iri, şekilsiz ve büyüktür. Sofra tuzu ise işlendiği için çok düzgün şekilli ve küçüktür. Sofra tuzu deniz tuzunun makyajlı halidir. Kozmetik ve estetik yaptırmış halidir. Deniz tuzu ve sofra tuzu besin değeri olarak aynıdır. Sofra tuzunda ek olarak iyot vardır. Deniz tuzunda ise mineraller bulunabilir. Sağlıkçılar deniz tuzundaki mineral miktarının anlamlı bir fayda sağlamayacak kadar az olduğunu söyler.