Manipülasyon ile Etki Arasındaki Fark

Birisinin manipülatif olarak adlandırılması, o kişinin karakterinin eleştirisidir. Manipülasyona maruz kaldığını söyleyen biri, kötü muameleye maruz kaldığından şikayet etmektedir. Manipülasyon üç kağıtçılık ve ahlaksızlıktır. Peki neden? Manipülasyonun neresi kötü? İnsanlar her zaman birbirlerini -her türlü yolu kullanarak- etkiler. Ama diğer etkilerden ayrı olarak manipülasyonu farklı kılan ve onu ahlaksız yapan şey nedir?

Günlük yaşamımızda sürekli olarak manipülasyona maruz kalırız. Birkaç örnek verelim. İngilizce’de “gaslighting” diye bir ifade var. Tam anlamı “kendini hatalı hissedecek şekilde birini manipüle etmek/yönlendirmek”. Birisinin kendi kararından şüphe etmesini teşvik etmek ve bunun yerine manipülatörün tavsiyesine güvenmeyi içeren “gaz ışığı” anlamındadır. Suçluluk hissi, manipülatörün yapmasını istediği şeyi yapmama konusunda birisini aşırı derecede suçlu hissettirir. Mahalle baskısı, manipülatörün istediği şeyi yapma konusunda ilgili kişiyi çok hassas hale getirir.

Manipülasyon Örnekleri

Reklamlar, izleyicileri doğru olmayan inançları şekillendirmeye teşvik edecek şekilde manipüle eder. Örneğin Marlboro Adamı’nın çok sağlıklı ve dinç gözükmesi ya da hamburgerlerin çok sağlıklı olduğunun öne sürülmesi gibi.

Kimlik avı (phishing), internet veya telefon dolandırıcılığı ve diğer aldatmacalar kurbanlarını açgözlülük, korku ya da sempati gibi duygularla oynamak suretiyle manipüle ederler.

Dinlere bakacak olursak, manipülasyon bir şeytan icadıdır da diyebiliriz. Adem ile Havva’yı elma ile kandıran ve cenneten kovulmalarına sebep olan durum çok zekice tasarlanmış bir manipülasyondan ibarettir.

Othello’yu okuduysanız bilirsiniz. Iago, Desdemona’nın sadakati konusunda şüphe uyandırarak Othello’yu manipüle eder. Onun kıskançlık ve güvensizlik gibi zaafiyetlerini kullanarak karısı Desdemona’yı öldürmesine yol açar.

Bütün bu manipülasyon örnekleri ahlaksızlık duygusunu paylaşıyor. Peki ortak yönleri nedir?

Manipülasyon ve Zarar

Belki de manipülasyon yanlıştır, çünkü manipüle edilen kişiye zarar verir. Elbette, manipülasyon genellikle zarar verir. Başarılı olursa, manipülatif sigara reklamları hastalığa ve ölüme katkıda bulunur; manipulatif phishing ve diğer aldatmacalar kimlik hırsızlığı ve diğer dolandırıcılık biçimlerini kolaylaştırır; manipülatif sosyal taktikler küfürlü veya sağlıksız ilişkileri destekleyebilir; politik manipülasyon bölünmeyi körükleyebilir ve demokrasiyi zayıflatabilir. Ancak manipülasyon her zaman zararlı değildir.

Ayşe’nin kendisini sürekli istismar eden, ancak kendisine sadık eski eşini bıraktığını varsayalım. Ancak ufak bir yalnız hissetme durumunda ona geri dönme eğiliminde olsun. Şimdi Ayşe’nin arkadaşlarının Iago’nun Othello’da kullandığı teknikleri kullandığını hayal edin. Eski eşinin sadece istismarcı değil aynı zamanda sadakatsiz biri olduğu konusunda Ayşe’yi (yanlış bir şekilde) manipüle ediyorlar. Eğer bu manipülasyon Ayşe’nin uzlaşmasını engelliyorsa, arkadaşlarının onu manipüle etmemiş olmasından daha iyi olabilir. Yine de, birçok kişi için hala ahlaki açıdan tehlikeli görünebilir. Sezgisel olarak, arkadaşlarının Ayşe’nin geri dönmesini engellemeye yardım etmek için manipülasyon yapmayan araçları kullanmaları ahlaki açıdan daha iyi olurdu. Manipüle edilen kişiye zarar vermekten ziyade, manipülasyon hakkında ahlaki olarak şüphelenilen bir şey kalır. Dolayısıyla, “zarar” manipülasyonun yanlış olmasının nedeni olamaz.

Manipülasyon ve Ahlak

Belki de manipülasyon yanlıştır, çünkü doğal olarak ahlaksız yolları olan teknikleri içerir. Bu düşünce, Immanuel Kant‘ın ahlakın birbirimizi sadece nesnelerden ziyade rasyonel varlıklar olarak ele almamızı gerektirdiği fikrinden esinlenenler için özellikle çekici olabilir. Belki de diğer rasyonel varlıkların davranışlarını etkilemenin tek yolu rasyonel iknadır ve bu nedenle rasyonel iknadan başka herhangi bir etki biçimi ahlaki açıdan uygunsuzdur.

Örneğin, Iago’nun manipülasyonunun çoğu Othello’nun duygularına hitap etmeyi içerir. Fakat duygusal temyizler her zaman manipülatif değildir. Ahlaki ikna, genellikle empatiye hitap eder, ya da sizin yaptığınızı başkaları size yaparsa nasıl hissettireceğini hissettirmeye çalışır. Benzer şekilde, bir kimsenin gerçekten tehlikeli olan bir şeyden korkması, gerçekten ahlaksız olan bir şey hakkında suçluluk hissetmesi veya kişinin gerçek yeteneklerine makul bir güven duygusu hissetmesi, manipülasyona benzemiyor. Rasyonel olmayan her etki biçimi manipülatif olacak diye bir şey yoktur.

Manipülasyon ve Etki

O zaman, bir etkinin manipülatif olup olmadığı, nasıl kullanıldığına bağlıdır. Iago’nun eylemleri manipülatif ve yanlıştır, çünkü Othello’yu yanlış şeyleri düşünmek ve hissetmek için tasarlanmıştır. Iago, Othello’nun kıskanmak için bir sebebi olmadığını biliyor, ama Othello’yu yine de kıskanç hissettiriyor. Bu, Iago’nun, Iago’nun yanlış olduğunu düşündüğü inançları şekillendirmek için Othello’yu kandırıp gerekli düzenlemeleri yaparken de uyguladığı aldatmacanın duygusal analoğudur.

Kendini hatalı hissedecek şekilde birini manipüle etmek, manipülatörün, sağlam bir yargıya kavuşmak için ne algıladığını güvensiz hale getirmesiyle oluşur. Aksine, öfkeli olduğu bir anda arkadaşınızın kararının gerçekten geçici olarak yanlış olduğunu biliyorsanız, bu öfkeli arkadaşınıza karar vermekten kaçınması için tavsiyede bulunmanız manipülatif olmaz.

Bir dolandırıcı, varolmayan Nijeryalı bir prens için sizi empatiye ittiğinde, manipülatif davranmış olur, çünkü var olmayan biri için empati hissetmenin bir hata olacağını bilir. Yine de, haksızlığa ve sefalete uğrayan gerçek insanlar için empati için samimi bir itiraz, manipülasyondan ziyade ahlaki iknadır. Sizi aldatan bir eş, ondan şüphelendiğiniz için sizi suçlu hissettirmeye çalıştığında manipülatif davranmış olur.

Son Söz

Bir etkiyi manipülatif ve aynı zamanda yanlış yapan şey aynı şeydir: manipülatörün, kendisinin uygun olmayan bir inanç, duygu ya da başka bir zihinsel durum olarak gördüğü şeyi başkasının da benimsemesini sağlama girişiminde bulunmasıdır. Bu şekilde, manipülasyon yalan söylemeye benzer.

Bir ifadeyi yalan yapan ve ahlaki açıdan yanlış yapan şey aynı şeydir; konuşmacının, kendisinin yanlış bir inanç olarak gördüğü şeyi karşıdakinin de benimsemesi sağlamaya çalışması. Her iki durumda da amaç, başka bir kişinin bir tür hata yapmasını sağlamaktır. Yalancı, yanlış bir inancı size benimsetmeye çalışır. Manipülatör de bunu yapar, ama aynı zamanda uygunsuz bir duyguyu hissetmeye, yanlış şeylere çok fazla önem atfetmeye (örneğin bir başkasının ne düşündüğü) ya da şüphe etmemeniz gereken bir şeyden şüphe etmenize yol açar. Manipülasyon ve manipulatif olmayan etki arasındaki ayrım, etkileyicinin, karşıdakinin düşündüğü, hissettiği, kuşku duyduğu veya dikkat ettiği şeylerde bir tür hata yapmasına çalışıp çalışmadığına bağlıdır.

İnsanlar saf rasyonel iknanın haricinde bir şekilde birbirlerini etkilemeye çalışırlar. Bazen, bu etkiler, diğer insanların karar verme durumlarını, ona doğru şeylere inanma, şüphe etme, hissetme ya da dikkat etme konusunda liderlik ederken; bazen, karar vermeyi, yanlış şeylere inanma, yanlış şeylere şüphe etme, hissetme ya da bunlara dikkat etme konusunda yönlendirerek bozarlar. Ancak manipülasyon, bir kişinin doğru karar verme kabiliyetini engellemek için bu tür etkilerin kasten kullanılmasıyla ilgilidir – manipülasyonun asıl ahlaksızlığı da budur.

Manipülasyon bir çeşit etkidir. Fakat gördüğümüz gibi, manipüle etmek için kullanılabilecek etki türleri de manipulatif olmayacak şekilde kullanılabilir. Manipülasyonu belirlemede önemli olan, ne tür bir etkinin kullanıldığının değil, etkinin diğer kişiyi bir karar vermek için daha iyi veya daha kötü bir duruma sokması için kullanılıp kullanılmadığıdır. Dolayısıyla, manipülasyonu tanımak için, etki biçimine değil, onu kullanan kişinin niyeti üzerine bakmalıyız. Çünkü, başka bir kişinin karar verme durumunu bozmak ve değiştirmek manipülasyonun esasıdır.

Kaynak

IMF ile Dünya Bankası Arasındaki Fark

Küreselleşme, üç kilit kuruluş tarafından kolaylaştırılan bir süreçtir. Bu kuruluşlar Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası‘nı içermektedir. Çoğu kez, üye ülkeleri, işlevleri, hedefleri ve yapısıyla ilgili olarak Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’nu (IMF) karıştırabiliriz. IMF ile Dünya Bankası arasındaki fark nedir, ne değildir bu yazıda öğrenmiş olacağız.

Bu iki örgüt farklı olmakla birlikte, en büyük fark, Dünya Bankası’nın bir kalkınma örgütü olarak kurulmuş olması ve IMF’nin kooperatif bir kuruluş olarak kurulmasıdır.

Bunu daha da açıklamak için; Dünya Bankası, dünya çapında gelişmekte olan ülkelere maddi yardım sağlarken, Uluslararası Para Fonu (IMF) yoksulluğu azaltmak, istihdam oranını yüksekseltmek, finansal istikrarı teşvik etmek ve uluslararası ticareti teşvik etmeyi kolaylaştırmaktadır.

Uluslararası Para Fonu (IMF) nedir?

Uluslararası Para Fonu (IMF), 1994 yılında kurulan ve Washington, D.C., ABD’de bulunan bir Bretton Woods Enstitüsüdür. Ancak faaliyetlerine 1947‘de başlamıştır. İlk aşamalarında 31 üye ülkesi varken, sonralarda bu sayı 188 ülkeye kadar yükselmiştir. Uluslararası Para Fonu (IMF) üniter bir örgüttür ve Birleşmiş Milletler (UN) ile bağlantılıdır. Üye ülkeleri, imtiyazlı ve imtiyazsız kaynaklara erişim hakkına sahiptir.

IMF’nin ana işlevi, Uluslararası Para Sistemine eleştirel olarak bakmaktır. 2012 yılında faaliyet alanı genişletilerek, makro iktisadın yanı sıra finans ile ilgili tüm konuların denetlenmesi sağlanmıştır. Bu, sistemin ekonominin sürdürülebilir büyümesini sağladığını, yoksulluğu azalttığını, finansal istikrarı sağladığını ve uluslararası ticareti teşvik ettiğini garanti eder.

Her üye milletin kendi borç alma hakları olduğu gibi, taban olarak alınan kota ile belirlenen oy verme gücü de vardır. Her üye ülke, gelirinin ve uluslararası ticaretine göre sabit bir kota ile fona katkıda bulunur.

Dünya Bankası nedir?

Dünya Bankası, gelişmekte olan ülkelere yoksulluğu ortadan kaldırmalarına yardımcı olmak için kredi sağlamak için çalışan küresel bir kuruluştur. Tıpkı IMF gibi, 1994 yılında Washington D.C.’de düzenlenen Bretton Woods konferansında kuruldu.

Bu finans kurumu tek bir kurum olarak başladı ancak şu anda beş kuruluştan oluşan bir gruptan oluşuyor; Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD), Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi (ICSID), Uluslararası Finans İşbirliği (IFC), Uluslararası Kalkınma Birliği (IDA) ve Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı (MIGA).

Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD) ve Uluslararası Kalkınma Derneği (IDA), Dünya Bankası’nın iki ana öğesidir. Dünya Bankası Grubunun bir parçasıdır ve aynı zamanda Birleşmiş Milletler Kalkınma Grubu üyesidir.

Halihazırda, Uluslararası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası (IBRD) üyesi ülkeler, 188 ülke ve Uluslararası Kalkınma Derneği (IDA) üyesi 172 ülkedir.

Dünya Bankası’nın kurulmasının ardındaki neden, İkinci Dünya Savaşı nedeniyle kriz yaşayan ekonomilere yardım etmekti, ancak daha sonra az gelişmiş ülkelere yoksulluğun ortadan kaldırılmasına ve geliştirilmesine yardımcı olmayı amaçladı.

IMF ile Dünya Bankası Arasındaki Fark

  • Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, 1994 yılında ABD’de kurulan Bretton Woods organizasyonlarıdır.
  • Bu iki Uluslararası Örgütün ortak pek çok yönü var ve onlar da birkaç farklılığa sahipler.
  • İkisi de ekonomik sistemi ve Uluslararası Para Sistemi’ni destekler.
  • Neredeyse dünyadaki bütün ülkeler bu iki örgütün üyesidir.
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler Örgütü’ne (UNO) bağlıdır.

IMF ile Dünya Bankası arasındaki fark özetle bu şekilde. Sizin de ekleyecekleriniz varsa yorum yazınız.

Reform ile Devrim Arasındaki Fark

Reform ve devrim kavramları, sosyal değişim ve yenilikçilik fikrini beraberinde getirir. İki süreç arasındaki temel fark, hedeflere ulaşma şeklinde yatmaktadır. Bu yazıda reform ile devrim arasındaki fark nedir, ne değildir onu inceleyeceğiz.

Reformlar genellikle mevcut yapıdaki (genellikle hükümet yapısı) değişiklikler anlamına gelirken, devrim genellikle tam bir bozulmayı ve statükonun radikal değişimini gerektirmektedir. Reform ve devrim grupların politik ve sosyal koşullarını değiştirmeyi (genellikle iyileştirmeyi) amaçlamaktadır.

Örneğin, 18. yüzyılda ve Avrupa’nın birçok kesimindeki sanayileşme döneminde, işçi koşullarını ve işçi haklarını iyileştirmek için reformlar yapıldı, ancak bu değişiklikler Avrupa ülkelerinin politik yapısını tamamen değiştirmedi. Diğer taraftan, 1789’un ünlü Fransız devrimi gibi devrimler, genellikle ülkelerin güç yapısında köklü değişikliklere yol açar. Buna ek olarak, reformlar genellikle barışçıl yollarla değişim sağladığı için olumlu bir çağrışım gösterirken, devrimler genellikle belirli bir derecede şiddet gerektirir.

Reform nedir?

Reform” terimi, mevcut düzeni devirmeksizin politikayı, sosyal grupları ve statükoyu geliştirerek politik ve sosyal değişimlere ulaşmak isteyen kitleler tarafından sıklıkla kullanılır. Reformlar, hedeflerine ulaşmak için farklı yaklaşımlar kullanabilir, ancak genellikle mevcut yasaların, politikaların, uygulamaların ve kurumların değiştirilmesini, bu tür değişikliklerin barışçıl ve yapıcı tartışmalar ve çatışmalarla gerçekleştirilmesini öngörür. Umut verici reformlar ve değişiklikler, mutsuz kitlelerin şikayetlerini ele alarak daha fazla oy almak isteyen birçok politikacının temel stratejisidir.

  1. yüzyıl, tüm Avrupa’da reformların ve toplumsal değişimlerin kilit yüzyılıydı. Günümüzde hükümetler ve kurumlar sosyal değişimlere ve yeniliklere uyum sağlamaya çalıştıkça, tüm dünyada reformlar devam etmektedir. Her yeni hükümet -dünyanın her yerinde- kendi perspektiflerini ve ideallerini desteklemek için genellikle mevcut politikaları geliştirmeye çalışır. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde, seçim kampanyasının tamamında ve son Başkanlık seçimlerini kazandıktan sonra, Donald Trump, diğerlerinin yanı sıra, mevcut sağlık sistemi ve göçmenlik yasalarında reform yapma vaadi verdi ve böylece mevcut politikalardan mutsuzluk duyan vatandaşların desteğini aldı. Aynı şekilde, İtalya’da ve birçok Avrupa ülkesinde, popülist ve sağ kanat hükümetleri, mevcut göç politikalarını düzeltmek ve Avrupa Birliği içindeki bireysel ülkelerin rolünü güçlendirmek için büyük bir destek görmektedir.

Devrim nedir?

Devrim, statükoyu ve özellikle hükümeti zorla devirmekle sonuçlanan bir direniş eylemidir. Eleştirmenler, gerekli reformlardaki gecikmelerin devrimlere yol açabileceğini, yani hükümetlerin gerekli değişiklikleri zamanında yapamadığı durumlarda, gerginliklerin şiddetli devrimlere dönüşebileceğini savunuyor. Örneğin, 1780’lerde bir dizi sebep Fransız devrimine yol açtı. Fransız devrimi öncesinde şiddetli protestoların ortaya çıkmasına yol açan bazı temel hususlar şunlardı:

  • Sosyal ve ekonomik eşitsizlik;
  • Kral Louis XVI’nın ekonomik ve politik kötü yönetimi;
  • Artan ulusal borç;
  • Çevresel sebeplerden kaynaklanan tarımsal başarısızlık;
  • Yeni politik ve sosyal fikirlerin ortaya çıkışı.

Bu, devrimlerin, şiddetli protestolarla patlayan ve mevcut düzeni devirmekle sonuçlanan bir araya getirilen birkaç faktörden kaynaklandığı anlamına gelir.

Reform ile Devrim Arasındaki Fark

Reform ile devrim arasındaki fark özetlenecek olursa;

  • Bütün ülkeler ve hemen hemen bütün hükümetler, ilerlemeye uyum sağlamak için bir değişim ve iyileştirme sürecine girmeye mahkumdur. Tarih boyunca çeşitli sosyal gruplar, haklar ve daha iyi şartlar için savaştılar, politik değişim için bastırdılar ve reformlar gerçekleşmediğinde şiddetli yollara başvurdular.
  • Reform kavramı, ilerlemeyi ve sosyal, politik ve ekonomik değişimi sağlamak için var olan bir varlığın (genellikle bir hükümet, bir yasa veya politika) değiştirilmesini ima eder. Reformlar genellikle barışçıl ve aşamalıdır ve meydana getirdikleri değişiklikler genellikle tersine çevrilebilir.
  • Hükümetler, popüler talebi karşılamak ve adalet ve eşitliği sağlamak için gerekli reformları yürürlüğe koymadıklarında, gerginlikler, başarısız bir reformun şiddetli bir devrime dönüşebileceği noktaya kadar oldukça hızlı bir şekilde inşa edilebilir ve tırmanabilir.
  • Statüko dayanılmaz hale geldiğinde, bir devrim kaçınılmaz hale gelir ve insanlar hedeflerine ulaşmak için şiddetli yollara başvururlar. Devrimde, radikal ve genellikle geri dönülemez bir değişim elde etmek için büyük çapta tedbirler alınır.
  • Buna ek olarak, bir devrim sırasında, ülkeler, müttefiklerine ve ortaklarına karşı görev ve sorumluluklarına göz yumar ve genellikle uluslararası düzenlemelere uymayı bırakır.
  • Devrim tamamlandığında, yeni atanan hükümet, bazı anlaşmaları ve sözleşmeleri yeniden müzakere ederek, yabancı ülkelerle ilişkilere yeniden başlar.
  • Tersine, bir reform döneminde, hükümetler, mevcut koşulları iyileştirmek için anlaşmaları (ya da antlaşmanın bazı bölümlerini) yeniden müzakere ederek uluslararası sahnedeki rollerini gözden geçirebilirler. Ancak, değiştirilen politikalar uluslararası düzeyde mevcut düzenlemelere ve ittifaklara karşı çıkmadıkça veya bunlara karşı olmadıkça, ülkenin uluslararası sahnedeki rolü bozulmaz.
  • Bu nedenle, bir reform hem yerel hem de uluslararası düzeyde mevcut düzenin değiştirilmesine yol açarken, bir devrim mevcut hükümeti devirmekle -çoğu zaman şiddetle- ve mevcut uluslararası dengenin değiştirilmesiyle sonuçlanır.

Ayrıca bakınız; darbe ile devrim arasındaki fark.

Reform ile devrim arasındaki fark özetle bu şekilde. Sizin de eklemek istedikleriniz varsa yorum yazınız.

Sosyopat ile Psikopat Arasındaki Fark

Sosyopatlara genellikle psikopat denir ve bunun tersi olarak psikopatlara da sosyopat denir ancak psikopat ile sosyopat arasında farklılıklar vardır. Örneğin, psikopatlar yasa ve kanunlarla yakalanabilirken, sosyopatların topluma uyum sağlama olasılıklarının daha yüksek olduğu görülmektedir. Sosyopatlar ve psikopatlar benzer bazı özellikleri paylaşırken, sosyopati (antisosyal kişilik bozukluğu) genellikle psikopattan daha az ciddi olarak kabul edilir.

Sosyopat Nedir?

Bir sosyopat aslında antisosyal kişilik bozukluğu olan bir kişidir. Antisosyal kişilik bozukluğu, Zihinsel Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabında (zihinsel hastalıklar için tanı ölçütlerini içeren kitap), bir B kümesi kişilik bozukluğu (dramatik veya duygusal olanlar) olarak tanımlanmaktadır.

Sosyopatlık 18 ya da daha yüksek yaşlarda teşhis edilebilmesine rağmen, tanısının koyulabilmesi için 15 yaşından önce aşağıdaki durumların bulunması gerekir:

  • Tekrarlanan yasa ihlalleri
  • Sık yalan söyleme ve aldatma
  • Fiziksel agresiflik
  • Kendisinin veya başkalarının güvenliği için dikkatsiz ihmallerde bulunma
  • İş ve aile ortamlarında sürekli sorumsuzluk
  • Pişmanlık duymama

Psikopat Nedir?

Psikopatlık, daha fazla semptomları olan daha ciddi bir sosyopatlık şekli olarak düşünülebilir. Bu nedenle, tüm psikopatlar sosyopattır, ancak sosyopatlar mutlaka psikopat değildir.

Psikopati Çalışması Topluluğu’na göre, bir psikopatta aşağıdaki özellikler bulunur:

  • Suçluluk/pişmanlık duymama
  • Empati eksikliği
  • Derin duygusal bağların eksikliği
  • Narsizm/kendini beğenme
  • Sahtekârlık
  • Hilekarlık, manipülasyon
  • Pervasızca risk alma

Sosyopat ile Psikopat Arasındaki Fark

Her birinin özellikleri benzer görünse de, sosyopatlarda daha az şiddetli empati ve suçluluk duygusu eksikliği olduğu düşünülmektedir. Psikopatların aksine, sosyopatların bazı derin bağlar (muhtemelen ailesel bağlar) oluşturabildiği düşünülmektedir. Dahası, bir sosyopat, bir yabancıyı incitmekle ilgili bir suçluluk hissetmezken, bir bağ paylaştıkları birine zarar vermekte suçluluk ve pişmanlık duyuyor olabilirler. Ek olarak, sosyopatlardaki antisosyal davranışların bir kısmının zamanla azaldığı gözlemlenebilirken, bu durum psikopatlarda görülmez. Psikopatlar sonuçların hiçbir kaygısını taşımamaktadırlar; bir sosyopat da antisosyal davranışı azaltarak zamanla sonuçlardan kaçınmayı öğrenebilir.

Psikopat, sakin ve etkileyicidir. Başkalarını karizma ve sindirme ile yönetir ve manipüle eder ve topluma “normal” olarak sunmak için duyguları etkili bir şekilde taklit edebilir. Psikopat, ceza fikri ve davranışlarıyla organize olur ve en çok tehdit edici veya dehşet verici durumlar içinde bile olsa, duygusal veya otonomik uyarılmadan az ya da hiç duygusal olmayan duygusal ve fiziksel kontrol sağlayabilir. Psikopat, yaptıklarının yanlış olduğunun az ya da çok farkındadır, ancak umursamaz.

Tersine, sosyopat kendi davranışlarında daha az organizedir. Gergin olabilir, kolayca sinirlenebilir ve öfkesini belli edebilir. Bir sosyopatın, sonuçları düşünmeden kendiliğinden uygunsuz yollarla hareket etme olasılığı daha yüksektir. Psikopatla kıyaslandığında, sosyopat, işledikleri suçlarla toplum içinde kolay hareket edemezler ve çoğu zaman “normal mizaçlara” sahip oldukları için toplumda kendilerini belli ederler.

Hem psikopatlar hem de sosyopatlar korkunç suçlar işleyebilirler, ancak bir sosyopatın, kendileriyle bir bağı olan kimselere karşı suç işlemesi daha az olasıdır.

Sosyopat ile psikopat arasındaki fark özetle bu şekilde. Sizin de eklemek istedikleriniz varsa yorum bırakınız.

Baskı Grupları ile Çıkar Grupları Arasındaki Fark

Çıkar grupları

Çıkar grupları, özel çıkarları teşvik etmek için oluşturulan büyük organizasyon kategorileridir. Çıkar grupları teknik olarak baskı gruplarını içerir ve genel halk, genellikle baskı/çıkar gruplarının lobi sektörüne aşinadır. Bununla birlikte, çıkar grupları, zorlayıcı politikaların dışında çıkarlarla ilgilenen kuruluşlar olarak baskı gruplarından ayrılabilir.

Baskı grupları

Baskı grupları, çıkar grupları içinde belirli bir sektördür. Bu kuruluşlar, politikaları ve politika yapıcıları etkilemek için ısrarcı ve zorlayıcı teknikler kullanmaktadır. Baskı grupları daima doğası gereği politiktir ve genellikle bir şeyi savunan veya lobiciliğini yapan şirketler veya kuruluşlardır.

Baskı Grupları ile Çıkar Grupları Arasındaki Fark

Baskı grupları ile çıkar grupları arasındaki fark özetlenecek olursa aşağıdaki 3 temel başlıkta özetlenebilir.

Amaç Farklılığı

  • Çıkar grupları, bir tür ortak çıkara sahip kişiler tarafından oluşturulan gruplardır. Bu ortak çıkar, spordan politikaya kadar her şey olabilir. Çoğu insan siyasi lobicilik örgütleri olarak çıkar gruplarına aşinadır, ancak politika ile ilgili olmak zorunda değildir.
  • Baskı grupları da çıkar gruplarıdır, fakat bunlar politika veya politik meseleleri ele almak için özel olarak oluşturulmuştur. Çıkar gruplarının sadece kendi gruplarına veya daha geniş bir topluluğa olan çıkarlarını teşvik etmek isteyebilecekleri durumlarda, baskı grupları, politika yapıcılar veya devlet kurumları üzerinde baskı grubunun çıkarları doğrultusunda politikaları benimsemeye yönelik “baskı” oluşturmak için oluşturulmuştur.

Organizasyon Farklılığı

  • Çıkar grupları farklı düzeylere ve organizasyon türlerine sahiptir. Bununla birlikte, çıkar gruplarının genellikle bir tür resmi örgütlenmeleri vardır: bir hiyerarşi veya en azından belirlenmiş roller bulunur. Çıkar grupları genellikle kâr amacı gütmeyen kuruluşlar olduğundan, yasalar tarafından istenen bazı resmi yapıları vardır.
  • Baskı grupları resmi ve sıkı bir şekilde düzenlenmiştir. Genellikle şirketler olarak çalışırlar veya sivil toplum kuruluşu olarak yapılandırılırlar. Temelde lobicilik yapan şirketler oldukları için, baskı grupları genellikle sağlam bir şirket hiyerarşisine sahiptir.

Taktik Farklılığı

  • Çıkar grubu geniş bir kategori olduğu için, çıkar grupları fikirlerini geliştirmek için çok çeşitli taktikleri kullanabilirler. En yaygın olarak, baskı taktiğine göre daha az güçlü ve manipülatif olan retorik ya da duygusal ikna edici teknikleri kullanırlar. Çıkar grupları, bir pazarlık çipi olarak parayı kullanabilirler, ancak açıkça politik bir durumda değillerdir.
  • Baskı grupları, baskı taktikleri kullanırlar. Baskı taktikleri genellikle satışta uygulanır ve bir teklifi kabul ettirmek için ısrarcı ve zorlayıcı baskıya başvurur. Bir bütün olarak iş dünyasında, baskı taktikleri, şantaj ve rüşvet gibi yasa dışı tekniklerin dahil edilmesi gibi kötü bir şöhrete sahiptir. Bununla birlikte, baskı gruplarının faaliyetleri sıkı bir şekilde izlendiğinden, yasa dışı baskı taktiklerine başvurmamaları gerekir. Bunun yerine, sürekli iletişim, bilgi toplama, toplantı, reklam, tanıtım, fon toplama ve bağış etkinliklerinde sürekli konuşarak baskı taktiklerini kullanabilirler. Baskı grupları, bir politika yapıcıyı grubun konumunu kabul etmeye ikna edene ya da zorlayana kadar politika yapıcılara ya da şirketlere sürekli olarak temas eder.

Düzenleme Farklılığı

  • Çıkar grupları, ABD’de, politika ve lobicilikle ilgisi olmayan çıkar gruplarının federal hükumet tarafından özel olarak regülasyona tabii tutulmasına gerek yoktur. Taraflara veya politika yapıcılara bağış yapmayan ve lobi faaliyetlerine katılmayan büyük bir futbol çıkar grubu, devlete kayıt yaptırmak zorunda değildir. Bununla birlikte, lobicilik yapan ve fon sağlayan çıkar grupları yasalara tabii tutulur.
  • Baskı grupları, doğalarından ötürü baskı grupları yasal düzenlemeye tabiidir. Baskı grupları politikayı etkilemeye çalıştıklarından, politika yapıcılarla faaliyetleri ve iletişimleri kesinlikle regüle edilir. Bir politika yapıcı ile bir lobicinin eşi arasındaki ilişkilerin kısıtlanmasının yanı sıra politika yapıcılara (diğer faaliyetlerin yanı sıra) seyahat veya yiyecek için hediye alma ve ödeme konusunda katı sınırlamalar getirilmesini yasaklayan düzenlemeler vardır. Baskı gruplarının mali durumu da hükumet tarafından izlenir. Baskı grupları, politika ile ilgili olan parasal faaliyetlerinin çoğunu açıklamak zorundadır ve bazen adaylara ne kadar bağış yapacakları sınırlıdır.

Baskı grupları ile çıkar grupları arasındaki fark özetle bu şekilde. Yorumlarınız varsa ekleyebilirsiniz.

Birleşmiş Milletler ile NATO Arasındaki Fark

Birleşmiş Milletler ile NATO arasındaki fark: BM, uluslararası barışın korunması ve uluslararası hukuk ve işbirliği oluşturulmasına yardımcı olmak için kurulan uluslararası bir organizasyondur. NATO, Sovyet ve komünist iktidara karşı farklı ülkeler tarafından oluşturulan askeri ve siyasi bir ittifaktır.

BM ya da İngilizce ifadeyle United Nations (UN) Birleşmiş Milletler’i, NATO (North Atlantic Treaty Organization) ise Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nü temsil ediyor. Her iki organizasyon birbirinden tamamen farklıdır. Her ikisi de barış ve refah, uluslararası hukuk ve güvenlik ile dünya barışının sağlanmasını amaçlar. Her iki kuruluş da amaçlarını gerçekleştirmek için çok çalışır.

Birleşmiş Milletler

Birleşmiş Milletler (BM), uluslararası işbirliğini teşvik etmek amacıyla kurulan uluslararası bir hükümet kuruluşudur. 1945 yılında kuruldu ve 51 üyesi vardı; bu sayı sonra 198 üyeye çıktı.

Wikipedia’ya göre, Birleşmiş Milletler merkezi, New York kentindeki uluslararası topraklarda, diğer merkezleri ise Cenevre, Nairobi ve Viyana‘da bulunuyor. Üye devletlerin değerlendirmeleri ve gönüllü katkısı ile finanse edilir. Amacı, uluslararası barış ve güvenliğin sürdürülmesi, insan haklarının geliştirilmesi, toplumsal ve ekonomik kalkınmanın teşvik edilmesi, çevrenin korunması ve kıtlık, doğal felaket ve silahlı çatışma durumlarında insani yardım sağlanmasıdır.

BM’nin öncelikli görevi barış gücüdür. Sistemi beş ana bölümden oluşmaktadır:

  • Genel Kurul (General Assembly) – ana müzakere meclisi.
  • Güvenlik Konseyi (Security Council) – barış ve güvenlik için belirli kararları vermek için.
  • Ekonomik ve Sosyal Konsey (Economic and Social Council) – uluslararası ekonomik ve sosyal işbirliğini ve gelişmeyi desteklemek için.
  • Sekretarya – BM tarafından ihtiyaç duyulan çalışmalar, bilgi ve olanakları sağlamak için.
  • Uluslararası Adalet Divanı – birincil yargı organı.

Bu organizasyon 2001 yılında Nobel Barış Ödülü‘nü kazandı. Bir dizi yetkili ve diğer kurumlara da bu onur verildi.

NATO

NATO terimi Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü‘nü ifade eder. Kuzey Atlantik Antlaşması’na dayalı uluslararası bir hükümet askeri ittifakıdır. Bu antlaşma 4 Nisan 1949‘da imzalandı ve Atlantik İttifakı olarak da biliniyor.

NATO’nun 28 üye ülkesi vardır. Ana merkezleri Belçika’nın Brüksel kentinde; Arnavutluk ve Hırvatistan‘da da ofisleri vardır. Bu örgüt, toplu savunma sistemi oluşturmaktadır ve üye devletleri, herhangi bir dış partinin saldırısına tepki olarak karşılıklı savunma yapmayı kabul etmektedir.

İki ABD üst düzey komuta kademesinin yönetimi altında inşa edilmiş entegre bir askeri yapıdır. Karargahtaki personel üye ülkelerin ulusal delegasyonlarından, askeri irtibat bürolarından ve sivil görevlilerden ve ortak ülkelerin diplomatlarından ve ayrıca üye devletlerin silahlı kuvvetlerinden sorumlu üyelerden oluşan Uluslararası Personel ve Uluslararası Askeri Şefliği’dir. Birincil komiteleri şunlardır:

  • Güvenlik Sivil Boyutu Komitesi
  • Savunma ve Güvenlik Komitesi
  • Ekonomi ve Güvenlik Komitesi
  • Siyasi Komite
  • Bilim ve Teknoloji Komisyonu

NATO savaş savunma kuruluşudur. Kolektif savunma ilkesine bağlıdır. Bir veya birkaç üyeye yönelik bir saldırının herkese karşı bir saldırı olduğuna inanmaktadır. NATO’daki ülkeler, kendilerini savunma ve barışın sağlanması için güven ve çatışmayı önleme ve ülkelerin güvenliğini sağlamak için siyasi ve askeri ittifak içindedir. Üyelerinin güvenliğini korur. Küreselleşme çağında, transatlantik barış, askeri güçlerin ötesinde, uygulanabilir ve dünya çapında uygulanan bir çabadır.

Birleşmiş Milletler ile NATO Arasındaki Fark

Birleşmiş Milletler ile NATO arasındaki fark özetlenecek olursa;

BM NATO
Açılımı Birleşmiş Milletler anlamına gelir. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü demektir.
Kuruluşu Ekim 1945 Nisan 1949
Amacı Uluslararası barışı sağlamak. Sovyet ve komünist iktidara karşı mücadele etmek.
Karakteristiği Meclis ekonomideki sorunları, uluslararası ilişkileri çözmekte, kriz zamanlarında liderlere tavsiyelerde bulunabilmektedir. Atlantik’te barışı ve düzeni sağlamak için örgütlenen daha küçük bir grup ulus.
Merkezi New York, ABD Brüksel, Belçika
Üye Sayısı 198 ülke 28 ülke

Yeni Başlayanlar için: Alt-right

Alt-right (alternative right) ya da Türkçe ifadeyle alternatif sağ, beyaz ırk milliyetçiliği uğruna ana akım muhafazakarlığı reddeden aşırı sağcı ideolojilere sahip genel olarak tanımlanmış bir gruptur.

Beyaz üstüncülük (white supremacy) uzmanı Richard Spencer, beyaz ulusçuluğa (white nationalism) odaklanan bir harekete atıfta bulunarak 2010’da bu terimi ortaya attı ve Associated Press’e göre açık ırkçılığı, beyaz üstünlüğü, neo-faşizmi ve neo-Nazizmi gizlemek için bu terimi kullandı. Alt-right terimi, 2016 Birleşik Devletler başkanlık seçimleri sırasında ve sonrasında önemli medya tartışmalarına neden oldu.

Alt-right lideri kabul edilen Richard Spencer.
Alt-right lideri kabul edilen Richard Spencer.

Alt-right nedir?

Alt-right çoğunlukla, Neo-Nazizm, nativizm (yerlilerin hak ve çıkarlarını koruma siyaseti) ve İslamofobi, antifeminizm, kadın düşmanlığı ve homofobi, sağ siyaset popülizmi ve neo-reaksiyoner (yeni-tepkicilik) hareketler ile örtüşen, tecrit edici, korumacı, antisemit ve beyaz üstünlükçü olarak tanımlanmaktadır. Konsept, ayrıca Amerikan milliyetçileri ve monarşistler, erkek hakları savunucuları ve Donald Trump’ın 2016 başkanlık kampanyası gibi çeşitli gruplarla ilişkilendirildi.

Alt-right’ın kökleri, anonim kullanıcıların ideolojiyi ifade etmek için İnternet memeleri oluşturdukları ve kullandığı 4chan ve 8chan gibi internet sitelerinde bulunabilir. İnsanların bu tür sitelerde yazdıklarının ne kadarının ciddi olduğunu ve insanları kışkırtmak için yazıldığını, ne kadarının tasarlandığını söylemek zordur. Alt-right üyeleri, Alternatif Sağ Blog, Twitter, Breitbart ve Reddit gibi web sitelerini kendi mesajlarını iletmek için kullanırlar. Alt-sağ yayınlar genellikle Donald Trump ve Mike Pence’in politikalarını destekler ve göçmenlik, çok kültürlülük ve politik doğruluk konularına karşı olur.

Alt-sağın, Trump Yönetimi ile yakın ilişkileri olması ve siyaset desteğini kazanan Sailer Stratejisi gibi stratejiler ile birlikte Birleşik Devletler’deki muhafazakâr düşünce üzerinde önemli bir etkisi oldu. 2016 seçimlerinde Trump’ın kazanmasının önemli bir nedeni olarak gösteriliyor. Trump yönetimi, eski Beyaz Saray Baş Stratejisti Steve Bannon gibi alt-sağ ile ilişkili birkaç figürü içeriyor. Bannon, 2016’da Breitbart’ı ideolojiyi teşvik etme amacı ile “alternatif sağa yönelik bir platform” olarak kurdu.

Etimoloji

Kasım 2008’de paleo-muhafazakar filozof Paul Gottfried, H. L. Mencken Kulübü’ne “alternatif sağ” diye adlandırdığı şey hakkında hitap etti. Bu, muhafazakar Taki dergisinde “Alternatif Sağın Düşüşü ve Yükselişi” başlığı ile Aralık ayında yayınlandı ve bu, alt-right teriminin Slate’e göre mevcut bağlamında ilk kullanımıydı. 2009’da Patrick J. Ford ve Jack Hunter tarafından Taki dergisinde yayınlanan iki yazı daha alternatif sağ üzerinde durdu. 2016’dan bu yana, bu terim, Ulusal Politika Enstitüsü başkanı ve Alternatif Sağın kurucusu Richard B. Spencer‘e yaygın olarak atfedildi.

Düşünce Sistemi

Associated Press alt-sağ hakkında şunları yazdı:

Alt-sağ veya alternatif sağ şu anda bazı beyaz üstüncüler ve beyaz milliyetçiler tarafından kendilerine ve onların ABD’de beyaz ırkın korunmasına vurgu yapan ideolojilerine atıfta bulunan bir isimdir. Buna ek olarak, sınırlı hükümet, düşük vergiler ve katı yasalar gibi geleneksel muhafazakar konumdadır. Hareket, ırkçılık, beyaz milliyetçilik ve popülizmden oluşan bir karışım olarak nitelendirildi … “çok kültürlülüğü” ve beyaz olmayanlara, kadınlara, yahudilere, müslümanlara, eşcinsellere, göçmenlere ve diğer azınlıklara daha fazla hak verilmesini eleştirir. Üyeleri, inanç, cinsiyet, etnik köken veya ırka bağlı olmaksızın herkesin kanunlar çerçevesinde eşit olması gerektiğini dikte eden Amerikan demokratik idealini reddeder.”

Columbia Journalism Review’daki makaleye göre, resmi bir organizasyonları yok ve alt-sağın bir hareket olarak kabul edilip edilemeyeceği belli değil: “Anonim çevrimiçi toplulukların bulanık doğası nedeniyle, kimse alt-sağcıların kim olduklarını ve neyin onları motive ettiği konusunda pek emin değil.” belirtildi. Kendi savunucularının çoğu sıklıkla şaka veya iddialı bir yanıt alabilmek için insanları kışkırtmaya çalıştıklarını iddia ediyor.

Beyaz milliyetçilikle bağı

Beyaz üstüncülük (white supremacist) uzmanı Richard Spencer, beyaz ulusçuluğa odaklanan bir harekete referans alarak 2010’da bu ifadeyi kullandı ve bazı medya yayınları tarafından açık ırkçılığı, beyaz üstünlüğü ve neo-Nazizmi örtmek için bu ifadeyi kullanmakla itham edildi. Spencer alt-sağı “beyaz Amerikalılar ve tüm dünyadaki Avrupalılar için kimlik politikası” olarak tanımladı.

Beyaz milliyetçilik etiketi Allum Bokhari ve Milo Yiannopoulos gibi bazı siyasi yorumcular tarafından tartışılırken, neo-Nazi web sitesi The Daily Stormer’dan Andrew Anglin ve Fash the Nation’dan Marcus Halberstram gibi figürler, bu terimi hareketlerinin temel felsefesi olarak benimsedi.

Alt-right temsilcilerinden Milo Yiannopoulos.
Alt-right temsilcilerinden Milo Yiannopoulos.

Hareketi “saldırganlık uğruna saldırganlık” olarak niteleyen Washington Post gazetesine verdiği bir demeçte, Anglin; “Hayır değil, amacımız beyaz uluslardan beyaz olmayanları etnik açıdan temizlemek ve otoriter bir hükümet kurmak” diyor. İnsanlar ayrıca Yahudilerin imha edilmesi gerektiğine inanıyorlar” diye ekliyor.

Anti-feminizm

Alt-sağ sıklıkla “kadın düşmanı” olarak tanımlanır ve “kadın karşıtı” görüşe destek olur. Alt-sağda feminizm ve kesişimselliğe (kadınların sosyal konumlarının cinsiyetleri dışında sınıf ve etnik kökenleri tarafından da etkilendiğini savunan görüş) karşıtlık çok yaygındır. Alt-sağa hakim ideoloji, erkek hakları hareketi ile önemli bir kesişime sahiptir.

Tarihçesi

Ekonomist Jeffrey Tucker’e göre, alt-right “Friedrich Hegel’den Thomas Carlyle’e, Oswald Spengler’den Madison Grant’a Othmar Spann’a, Giovanni Gentile’den Trump’ın konuşmalarına kadar uzun ve kasvetli bir düşünce geleneğini” devralır. Alt-sağ yanlıları “elitlerin yönettiği ve kölelerin itaat ettiği çağı altın çağ olarak görür” ve “kimlik her şeydir ve kimlik kaybı, insanın kendisine karşı işleyebileceği en büyük suçtur” derler.

Breitbart yazarları Allum Bokhari ve Milo Yiannopoulos, Mart 2016’da CNN’in manifesto olarak nitelendirdiği alt-sağla ilgili bir yazı yayınladılar. Bu yazıda, alt-sağın, Avrupa’nın çeşitli New Right (Yeni Sağ) hareketlerinin yanısıra, Amerika Birleşik Devletleri’nin Eski Sağ hareketlerinden türetildiği ve hareketin Oswald Spengler, Henry Louis Mencken, Julius Evola gibi düşünürlerin yanısıra modern dönem düşünürlerden Paleo-muhafazakar Patrick J. Buchanan ve Samuel T Francis’in etkisinde kaldığı belirtildi.

The New Republic’in baş yazarı Jeet Heer, alt-sağın, özellikle göçü sınırlayan ve açıkça milliyetçi bir dış politikayı destekleyen konumuyla ilgili olarak, paleo-muhafazakarlık ile arasında ideolojik bir köken olduğunu söyler.

The Guardian’ın yaptığı bir analizde, alt-sağın atası olarak Yeni Sağ’ın etno-ulusçuluğu tanımlanır. Washington Post’ta yazan Matthew Sheffield, alt-sağın anarko-kapitalist ve paleo-liberteryen teorisyen Murray Rothbard‘ın özellikle ırk ve demokrasi üzerine kuramsallaştırdığı ve 2008’de Ron Paul’un da desteklediği teorilerin etkisinde kaldığını söyledi.

Alt-sağ ideolojinin önde gelen teşvikçileri arasında Vox Day, Steve Sailer, Richard Spencer ve Brittany Pettibone vardır.

Donald Trump Seçim Kampanyası

Alt-sağ terimi 2016 ABD başkanlık seçimlerinde, özellikle Trump’ın Breitbart News başkanı Steven Bannon’ı Ağustos’daki Trump kampanyasının CEO’luğuna atamasının ardından önemli medya dikkati ve tartışmalara neden oldu. Steve Bannon, Breitbart Haber’den “alt-sağ için bir platform” olarak bahsetti. Alt-sağ Donald Trump’ın 2016 başkanlık kampanyasını desteklemek için şiddetle çalıştı. Kampanya sırasında Hillary Clinton alt-sağı “ırkçı düşünceler … anti-Müslüman, göçmen karşıtı, kadın karşıtı fikirler” olarak değerlendirdi ve Trump’ı alt-sağı “ana akım”a sokmakla suçladı.

Seçim sonrasında, özellikle Richard Spencer’ın ev sahipliği yaptığı Beyaz Saray yakınlarındaki bir seçim sonrası kutlama toplantısında, medyada dikkat arttı. Spencer, bir toplantı sırasında çeşitli Nazi propaganda ifadeleri kullandı ve toplantıyı “Hail Trump, yaşasın milletimiz, yaşasın zafer” sözleriyle kapadı. Buna karşılık, Spencer destekçileri Nazi selamı verdi ve Nuremberg mitinglerinde kullanılan Sieg Heil sloganına benzer bir slogan attılar. Spencer, Nazi selamının “ironi ve coşkunluk” ruhuyla verildiğini savundu. Associated Press, “şu anda bazı beyaz üstüncüler ve beyaz milliyetçiler tarafından benimsenen” “alt-sağ” etiketini, “öncelikli olarak taraftarlarının gerçek inançlarını daha az izleyici kitlesi için daha az açık ve daha kabul edilebilir kılmak için bir halkla ilişkiler aracı olarak kullanıyorlar” dedi. AP, daha önce bu tür inançları “ırkçı, neo-Nazi veya beyaz üstüncü” olarak nitelendirdiğini söyledi.

Tepkiler

Bazı muhafazakârlar alt-right hareketini memnuniyetle karşılasa da, anaakım sağ ve sol, özellikle ana akım liberalizm ve muhafazakârlık konusundaki düşmanlıklarına bakıldığında alt-right’ı ırkçı veya nefret sahibi olarak eleştirdiler.

The Federalist web sitesinde, muhafazakar siyaset bilimci Nathanael Blake, ırktan ziyade, Hıristiyanlık ve Greko-Romen felsefesinin Batı uygarlığının temellerini oluşturduğunu ve alt-sağın aslında Batılı uygarlığa savunmaktan ziyade saldırdığını belirtti.

National Review’a yazan David A. French, alt-right destekçilerini “wannabe faşistler” olarak tanımladı ve siyasete girmelerinden endişe duyduğunu belirtti.

The Weekly Standard’a yazan Benjamin Welton, alt-sağı “oldukça heterojen bir güç” olarak ve “solun ahlak bilincine kafa çeviren, ırkçı, homofobik ve seksist olarak adlandırılmayı onur kabul eden” bir oluşum olarak tanımladı.

New Yorker için yazan Benjamin Wallace-Wells, alt-right hareketini “aşırı sağa gevşek bağlarla bağlı” olarak nitelendirdi. Amerikan siyasetinde geleneksel sağcılardan farklılıklarının, maddeden çok bir stil meselesi olduğunu söyledi.

Alabama Üniversitesi’nden Profesör George Hawley, alt-sağın ilerlemeciliğe ana akım muhafazakâr hareketten daha büyük bir tehdit oluşturabileceğini öne sürdü.

2017’de Reddit, anti-doxxing politikasını ihlal ettiği için r/altright grubunu yasakladı.

Komünizm ile Totalitarizm Arasındaki Fark

Komünizm ve totaliterlik, siyasi ve ekonomik ideolojiler noktasında ayrı durmaktadır. Bazı insanlar komünizmi totaliterliğe bağlayabilirler, ancak gerçek şu ki, ikisi de her açıdan farklıdır.

Totalitarizm, toplam denetim anlamına gelen bir terimdir. Fakat komünizmde toplam denetim yoktur. Toplum komünizmde son derece güçlü olsa da, totalitarizmde güçlü olan devlettir.

Totalitarizmde devlet her şeyi kontrol eder ve bir kişinin düşünce ve fikirlerinin herhangi bir değeri yoktur. Öte yandan komünizm, vatansız ya da sınıfsız bir topluma inanan siyasi bir ideolojidir.

Bakınız: Totaliter ve Otoriter Rejim Arasındaki Fark

Totalitarizm, otoriterlik veya monarşizm olarak da adlandırılabilir. Bireylerin karar vermede payları yoktur. Komünizm toplumu bir bütün olarak düşünür ve tüm önemli kararları alan topluluktur.

Totalitarizmde, bireylerin çok fazla özgürlüğü yoktur ve devlete bağlıdırlar. Öte yandan, toplumun komünizmde özgür bir eli vardır. Halklar totaliter bir hükümetin elinde korkuyla yaşar.

Totaliter hükümetler genelde sağ ideoloji olduğu halde, komünist hükümetler sol ideolojidedir.

Komünizm, her şeyin ortak mülkiyetine inanmaktadır. Öte yandan, totalitarizm, devlet mülkiyetine inanılan bir sistemdir. Komünistler için, toplum veya halk, kaynakların veya üretim araçlarının tek sahibidir. Fakat totalitarizmde, tüm kaynakları idare eden devlettir.

Totalitarizm, devletin siyasi ve ekonomik tüm alanda her şeyi kontrol ettiği bir sistemdir. Dahası, toplumun inançlarını ve değerlerini kontrol eder ve bireylerin özel hayatlarını da engeller. Komünizmde böyle bir kontrole rastlanmaz.

Komünizm ile Totalitarizm Arasındaki Fark

Komünizm ile totalitarizm arasındaki fark özetlenecek olursa;

  • Totalitarizmde devlet her şeyi kontrol eder ve bir kişinin düşünce ve fikirlerinin hiçbir değeri yoktur. Öte yandan komünizm, vatansız ya da sınıfsız bir topluma inanan siyasi bir ideolojidir.
  • Totalitarizm toplam kontrol anlamındadır. Fakat komünizmde toplam denetim yoktur.
  • Topluluk komünizmde çok güçlüdür. Totalitarizmde güçlü olan devlettir.
  • Totalitarizmde, bireylerin karar vermede payları yoktur. Komünizmde, tüm önemli kararları alan topluluktur.
  • Komünizmde her şeyin ortak mülkiyetine inanılmaktadır. Öte yandan, totalitarizm, devlet mülkiyetine inanılan bir sistemdir.
  • Komünizmde, toplum kaynakların veya üretim araçlarının tek sahibidir. Fakat totalitarizmde, tüm kaynakları idare eden devlettir.

İş Ahlakı ile Sosyal Sorumluluk Arasındaki Fark

İşletmeler, sahipleri ve hissedarları için azami kâr elde etmeyi amaçlamaktadır. Bununla birlikte, bu maksimum kârlılık elde etmek için ne gerekiyorsa yapabilecekleri anlamına gelmez. İstenilen kârı elde etmek için çarpık şeyleri yapamazlar. Burada iş ahlakı (iş etiği) ve sosyal sorumluluk resmin içine giriyor. Bu iki terim pek çok defa karıştırılır. Sosyal sorumluluğu anlamak kolaydır, ancak “etik” kelimesi çok karışıklığa neden olur. Topluluğa fayda sağlamak için bir şirket politikası izlenmelidir. Bu, kurumsal sosyal sorumluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte, bir kişi iş ahlakı hakkında konuşurken çok farklı bir şey olur, çünkü ahlak vicdan üzerine kuruludur.

Bakınız: Etik ile Ahlak Arasındaki Fark

Sosyal sorumluluk ve iş ahlakı arasında önemli bir fark vardır; ve ikisini birbirinden ayırmanın en iyi yolu her ikisini de tanımlamaktır.

İş Ahlakı

İş ahlakını tanımlamadan önce, önce ahlakın anlamını bilmek en iyisi olacaktır. Etik ahlaki karakter anlamına gelir ve Yunanca ethos sözcüğünden gelir. Etik davranış, iyilik ve doğruluğa ilişkin bir yöndür. Etik iyi ve kötü, doğru ve yanlış üzerinde durmaktadır. Ahlakı iş hayatında kullanmak demek, şirketin hissedarları, menfaat sahipleri ve hatta toplumu da içeren herkesin yararına olabilmesi için doğru davranışın izlemesi anlamına gelir. Kâr sağlama, iş dünyasındaki en önemli şey olsa da, bir işletmenin tek endişesi para kazanmak ise o işletme kapitalizmin en kötü yüzüdür. İşletmelerin tüm topluma veya insanlığa fayda sağlayacak iyi iş ahlakına sahip olmaları gerekir. İş ahlakının temel amacı budur. İş faaliyetleri halka zarar vermemelidir. Bunun yerine, onlara fayda sağlamalıdır. İyi iş ahlakına sahip olmayan işletmeler kanunen cezalandırılırlar, ancak bu yaptırımlar, diğer işletmelerin yapabilecek ve yapmış olduğu ahlak dışı şeylerle karşılaştırıldığında hiçbir şey değildir.

Sosyal Sorumluluk

Hiç kimse bir ada değildir” demek insanoğlunun toplumsal varlıklar olduğu anlamına gelir. İnsanların göstermesi gereken davranış topluluk ya da toplumun kabul edilebilir normlarına uygun olmalıdır. Bu senaryoyu iş hayatına örneklersek, işletmeler, toplumsal veya toplumsal normlara uygun faaliyetler gerçekleştirerek sosyal yükümlülüklerini yerine getirmelidir. İşletmeler şirket için daha fazla kâr elde etmeyle ilgiliyse bile, topluluğuna karşı sosyal bir sorumluluğa sahip olmalıdır. Bu, toplumsal sorumluluğun asıl anlamıdır. İşletmenin etkilediği insanlara karşı zorunluluğu ya da yükümlülüğü daha fazladır. Bunun en önemli örneklerinden biri de, örneğin hava kirliliği yaratan bir iş aktivitesinin azaltılması ya da tamamen yok edilmesidir.

İş Ahlakı ile Sosyal Sorumluluk Arasındaki Fark

İş ahlakı ile sosyal sorumluluk arasındaki fark özetlenecek olursa;

  • Toplum için iyi ancak işletmeler için iyi olmayan şeyler vardır ve toplumsal sorumluluğun kendisini gösterdiği yer burasıdır. Bir de işletmeler için iyi ancak toplum için iyi olmayan işler vardır ve iş ahlakı da bu noktada gelir.
  • Toplumsal sorumluluk topluma karşı bir politika ya da yükümlülüktür, iş ahlakı ise vicdan üzerine kuruludur.
  • İşletme kâr odaklıdır ancak sosyal sorumluluk sahibidir. İş ahlakı toplum için olumlu bir gelişme yaparken, yine de toplum için faydalı faaliyetler icra etmekle yükümlüdür.
  • Sosyal sorumluluk olmazsa, toplum fayda görmeyecektir. İş ahlakının olmaması ise kapitalizmin en kötü halidir.

İş ahlakı ile sosyal sorumluluk arasındaki fark özetle bu şekilde. Sizin de eklemek istedikleriniz varsa yorum yazınız.

Çin ile Batı Kültürü Arasındaki Fark

Çin ile Batı kültürleri arasındaki en büyük fark, Çin’in oryantal (Doğulu) bir ülke olması ve geleneksel kültürünün Batı mirasından tamamen farklı olmasıdır. Çin kültürü 5000 yılı aşkın süredir vardır ve Çin halkı kendi kültürlerini, müzik aletlerini, resim tekniklerini, geleneksel Çin tıbbını ve pişirme yöntemlerini geliştirmiştir. Batı kültürüne kıyasla tamamen farklı ve benzersizdir. Çinliler sağlıklı beslenmeye inanırlar ve sağlık için bütünsel bir yaklaşım sergilerler. Batı kültürü daha gelişmiş ve macera ve keşfi sever. Çinliler, doğru kararları alarak bireysel kazanç yerine toplumsal kazanç üzerine yoğunlaşır ve aşırılıktan kaçınmak için orta bir yol benimsemeye inanırlar.

Bakınız: Kültür ile Medeniyet Arasındaki Fark

Batılılar, Çin kültürünün kendi değerlerine, geçmişine ve inanç sistemine sahip olması nedeniyle Çin kültürünü karmaşık ve anlaşılması güç bulur. Çinliler, bir yabancıyla asla ilgilenmeyen Batılılara kıyasla, yabancılara çok samimi ve yardımseverdirler. Batı kültürünün zengin ve lüks bir yaşam tarzı vardır, ancak Çinliler çoğunlukla mütevazi bir yaşam biçimine sahiptir, örneğin, ortalama olarak Çinlilerin 4 metrekareden daha fazla yaşam alanı olmayabilir. Çinliler insanlara seslenirken titr ifadelerini saygı gereği kullanırlar ve açıktan sevgi göstermeyi önlemek için kesinlikle kendilerine özgü ahlaki değerler taşırlar. Batı kültürü ise insanların kendilerini özgürce ifade etme özgürlüğüne sahiptir. Batı kültürüne kıyasla, Çin kültürü, Batı’daki muadillerinden daha fazla ilişkilere değer verdiğinden, çok farklıdır.

Hayat Felsefesi

Doğu ve batı hayatının temel felsefeleri arasında büyük fark vardır. Batılılar, başarı ve mutluluk gibi amaçlarını gerçekleştirmek için kendilerini adamış olmaya inanırlar, oysa Çinliler davranış ahlakına sahiptir ve iç dünyalarına ve bengi dönüşe (eternal recurrence) ilişkin algılamalara bağımlıdırlar. Batı yaklaşımı insanın kendisinin dışında arayış yapmasını ister, oysa Çinliler sistematik bir yaklaşım benimser ve kendi içlerinde arama yapmayı benimserler.

Batı toplumunda gerçek mutluluk materyalist bir yaklaşıma dayanırr; oysa Çin, gerçek mutluluğun iç müdahale ile elde edileceğine inanır, çünkü gerçek, ebedi saadet ve mutluluk için anahtardır. Batı toplumu bireyciliğe inanırken, Çin kültürü kollektivizme ve diğerleriyle temel bağlantılara inanır. Bir Batılı, hayata yönelik daha misyoner ve manevi bir yaklaşımı olan Çinlilere kıyasla pragmatik, materyalistik ve duygusal yaklaşımlarla boğulmuş durumdadır. Batılılar analiz eder, Çinliler meditasyon uygular. Çinliler erdemlere ve Batılılara değer ahlakına inanırlar.

Çin ile Batı Kültürü Arasındaki Fark

Çin ile Batı kültürü arasındaki fark özetlenecek olursa;

  • Batılılar bireyciliğe inanır, Çinliler kollektivizme inanırlar.
  • Batı kültürünün sevgiyi özgürce ifade etme özgürlüğü vardır, oysa Çin kültürü püritendir.
  • Batı ve Çin felsefeleri benzersizdir ve birbirlerinden tamamen farklıdır.
  • Çinliler ilişkilere inanırlar ve meditasyon yoluyla iç mutluluk ve mutluluk arayışındadırlar.
  • Batı kültürü, materyalist bir yaklaşıma inanır ve pragmatik ve duygusal bir tavır sergiler.