İnanç ile Bilgi Arasındaki Farklar

Belki de öğrenciyken neden felsefe sınıfınızda sürekli önemsiz şeyleri ayırt etmeye çalıştığınızı merak etmişsinizdir. Bazen bir konu tartışılmaz olsa bile, felsefede bir sorun haline gelebilir. Belki de işler böyle işliyor. Felsefe ile ilişkilendirdiğinizde basit şeyler bile karmaşıklaşıyor. Dolayısıyla, bu makalede, felsefede sıkça kullanılan “inanç” ve “bilgi” terimlerini ayırt edeceğiz.

Her terimin anlamını derinlemesine incelemeksizin, “inanç”ı “birinin ilkeleri” olarak tanımlayabiliriz; “bilgi” bir dizi gerçek olarak tanımlanabilir. Bununla birlikte, beyninizi daha fazla sarsmaya kalkarsanız, bilginin haklı inançlardan kaynaklandığını çıkarabiliriz. Öyleyse “inanç” ile “bilgi” arasında nasıl bir ayrım yapabiliriz? Hadi bulalım.

İnanç ile Bilgi Arasındaki Farklar

Araştırmalarımıza göre, bilgiye olan öznel gereksinim bir inançtır. Bu, bir inancın taraflı ve kişisel bir yargı olduğu anlamına gelir. Bununla birlikte, ispat ya da kanıt ortaya koyduksa, bu inanç bilgi olarak düşünülebilir. Başka bir deyişle, bir inanç belirli bir bilgi olabilir. İnanç-Bilgi sürekliliğinde, değişen inanç seviyeleri vardır. Eğer “inanç” +100 gibi zirve bir seviyeye ulaştıysa, şimdi bazı bilgiler kabul edilir hale gelecektir. Değilse, sadece bir inanç olarak kalacaktır.

İnanç

Üç çeşit inanç var – belirsiz, iyi desteklenmiş ve makul bir şüphenin ötesinde. Somut, destekleyici ifadeler olmadığında bir inancın belirsiz olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin, “fındık yiyerek akıllı hale gelebilirsiniz”. Yalnız ifadeye bakarsak, bu sadece belirsiz bir inançtır – somut destekleyici açıklamalar yemenin fıstığın kişiyi akıllı hale getireceğini ispatlamasına yardımcı olamaz. İyi desteklenmiş bir inançta, belirli bir fikri ekarte edemezsiniz. Örneğin başarısız bir sonuç alınca testin zorluğuna inandınız. Başarısız sonuç elde ettiğiniz için testin zor olduğunu ön kabul edemeyiz. Makul bir şüphenin ötesine geçen inanca gelince, biz bunu kendimiz deneyimlemiyorsak bunun bir gerçek olduğunu söyleyemeyiz. Örneğin, “O kadın, Dünya Ticaret Merkezi’nin çöküşünü gördü”. Bu bir gerçek, ancak hala kesin değiliz.

Bilgi

Bilgi nedir? “Bilgi” “haklı, gerçek inanç” olarak tanımlanır. “Bilmek” için, duygularımıza, akıl, algı ve bilgilerimize sahibiz. Platon’un Bilgi Teorisi’ne göre, haklı bir hak ve inanç olduğu sürece bilgi olacaktır. Bu anlamda Platon’un Bilgi Teorisi ve İnanç-Bilgi Sürekliliği birbiriyle çakışıyor diyebiliriz. Gerçek; bilgi için nesnel bir gerekliliktir. Bununla birlikte, bir şeylerin doğru olduğuna inanıyor olmanız, inandığınız şeyin her zaman doğru olduğu anlamına gelmez.

Büyümeye devam ederken, her zaman ikinci el bilgilerle büyürüz. Bu ikinci el bilgi, kültürel geleneklerimizden türetilebilir. Kendi kültürümüzde bilmemiz ve öğrenmemiz gereken bazı şeyler vardır. İkinci el bilginin diğer kaynakları: okul, internet, uzman görüşleri ve haber medyasıdır. Bu kaynaklar çevremizde oldukları sürece, bilgimiz istiflenmeye ve artmaya devam edecektir.

İnanç ile Bilgi Arasındaki Farklar

İnanç ile bilgi arasındaki farklar özetlenecek olursa;

  • İnanç bilgi için subjektif bir gereksinimdir.
  • “Bilgi”, “haklı gerçek inanç” olarak tanımlanır.
  • Başka bir deyişle, bir inanç haklı bir gerçek olduğu sürece bir inanç olarak kabul edilebilir. Bu düşünce, İnanç-Bilgi Sürekliliği ve Platon’un Bilgi Kuramı tarafından desteklenmektedir.
  • Üç tür inanç vardır: muğlak inanış, iyi desteklenen inanç ve makul bir şüphenin ötesinde inanç.
  • Hakikat, inancın gerekçelendirilmesinde de önemli bir rol oynamaktadır. “Gerçek”, “bilgi için nesnel gereklilik” olarak tanımlanır.
  • Belirli bir inanç haklı olduğu sürece, bu bilgidir.

İnanç ile bilgi arasındaki farklar özetle bu şekilde. Sizin de eklemek istedikleriniz varsa yorum bırakabilirsiniz.

Komünizm ile Demokrasi Arasındaki Fark

Komünizm ve demokrasi, dünyada büyük etki yaratan iki farklı ideolojidir. Komünizm, sınıfsız, eşitlikçi ve vatansız bir toplumun kurulması anlamına gelen bir sosyo-ekonomik yapı olarak adlandırılabilir. Demokrasi ya doğrudan halk tarafından ya da seçilmiş temsilciler tarafından yürütülen bir yönetim sistemidir.

Komünizm, ortak mülkiyete dayalı, esasen eşitlik ve adalete dayalı bir siyasi ideolojidir. Komünizmde, iktidar, hareketin gidişatını belirleyen bir grup insana aittir. Halkın faaliyetlerine karar veren bu gruptur. Bu insan grupları başkalarının kamusal hayatına müdahale edebilir. Öte yandan, toplumda eşitlik anlamına da gelen demokrasi, bir grup seçilmiş kişi tarafından idare edilir. Demokrasi halkın egemenliğidir ve seçilmiş temsilciler toplumun isteklerini yerine getirmekle yükümlüdürler.

Komünizm ile Demokrasi Arasındaki Fark

Demokrasi ve komünizm arasında görülen büyük fark, ekonomik sistemler terimidir. Komünizmde, hükümet malların ve bütün kaynakların üretimi ve dağıtımı üzerinde tam kontrol sahibidir ve toplumda eşit olarak paylaşılmaktadır. Fakat demokraside bu yön yoktur.

Komünizmde, büyük kaynakları ve üretimi elinde bulunduran toplumdur. Bu, tek bir kişinin veya bir grubun diğerlerinden daha yüksek bir konuma yükselmesini veya zengin olmasını önlemeye yardımcı olur. Fakat demokraside, serbest girişimciliğe izin verilmektedir, bu demektir ki, insanlar ya da gruplar kendi işlerine sahip olabilirler. Bu, toplumda zengin ve fakir kişilere yol açabilir.

Demokrasiye gelince, onu tanımlayan belirli ilkeler yoktur. Ancak demokrasi eşitlik ve özgürlük ilkesine dayanır. Aynı zamanda tüm vatandaşların eşit haklara sahip olduğu ilkesine dayanır. Demokrasiyi tanımlayan bir ilke de, vatandaşların anayasa ile korunan belirli özgürlük ve özgürlüklere sahip olmalarıdır.

Komünizmde özel mülkiyete izin verilmemekle birlikte demokraside buna izin verilir.

Komünizm ile Demokrasi Arasındaki Fark

Komünizm ile Demokrasi Arasındaki Fark özetlenecek olursa;

  • Komünizm, sınıfsız, eşitlikçi ve vatansız bir toplumun kurulmasını amaçlayan bir sosyo-ekonomik sistemdir. Demokrasi ya doğrudan halk tarafından ya da seçilmiş temsilciler tarafından yürütülen bir yönetişim sistemidir.
  • Komünizmde, iktidar, eylemin gidişatını belirleyen bir grup insanın elindedir. Demokrasi halkın egemenliğidir ve seçilmiş temsilciler toplumun isteklerini yerine getirmekle yükümlüdürler.
  • Komünizmde özel mülkiyete izin verilmemekle birlikte demokraside buna izin verilmektedir.