İllüminati ve Masonluk Arasındaki Fark

Popüler tarih kitapları ve ansiklopediler genellikle illüminatinin kökeninin 1776 Bavaria’sına gittiğini yazar. Aslında illüminatinin kökeninin daha da geriye gittiği ve doğrudan masonluk ve eski Mısır kültleriyle bağlantılı olduğu ileri sürülür.

İllüminati ifadesi ilk kez 1492 yılında Menendez Pelayo tarafından kullanıldı ve İspanya’daki “Alumbrados” adı verilen grubu anlatıyordu. Alumbrados grubunun bilinmeyen yüksek bir güçten çok gizli bir bilgi aldığı ve bu bilgi ile üst insan seviyesine erişilebileceğine inanılır. Bu grup 1623 yılında dönemin katolik kilisesi tarafından şiddetle kınandı ve böylece kilise ile gizli topluluklar arasındaki ilk savaş başlamış oldu.

İllüminati ve Masonluk Arasındaki Fark
Eyes Wide Shut filminden ünlü sahne.

Aydınlanmışlar

Bazıları “Aydınlanmışlar” adında bir grubunun ilk kez 11. yüzyılda Floris’li Joachim tarafından bulunduğunu ve “fakirlik ve eşitlik” temalı Hıristiyan doktrinlerini öğreti olarak kabul ettiğini iddia eder. Bu şekilde illüminatinin aslında kökeninin hıristiyanlık olduğu ileri sürülür. Sonrasında ise bu grubun şiddete meylettiği ve zenginleri soyduğu ve hıristiyanlıktan koptuğu söylenir.

Bazıları da illüminatinin kökeninin İslam’ın bir kültü olan İsmaililik (İsmaililik ile ilgili daha detaylı bilgi için burayı ziyaret edebilirsiniz), Hassan Sabbah‘a ve dolayısıyla Haşhaşiler’e dayandığını söyler. 1090 yılında Hassan Sabbah tarafından kurulan bu grup haşhaş kullanarak aydınlanmanın yolunda engel teşkil ettiklerini düşündükleri insanları suikastler ile öldürme yoluna gitti.

Öldürme Haşhaşiler için mistik bir deneyim idi. Öldürerek sadece hedefleri önündeki bir engeli temizlediklerine değil aynı zamanda ruhsal olarak temizlendiklerine ve kurbanın ruh enerjisinin kendilerine geçtiğine inanırlardı. Aslında bu ritüelin daha sonra insan ve hayvan kurban ettiğine inanılan satanistlerin de ilham kaynağı olduğu söylenir.

İlkel kabilelerin aynı mistik deneyimi dans ve davullarla yaşadığına ve modern dünyada illüminati tarafından toplumlara dans ve şarkıların sunulduğuna inanılır.

İllüminati ve masonluk uzun yıllardan beri varolageldiğine inanılan gizli topluluklar olarak kabul edilirler. Üyeleri genellikle entelektüeller olur ve genelde toplum tarafından bilinmezler ve gizli kalırlar. Bilinen şey şu ki hem illüminati hem masonluk bilim ve politika alanında bazı ortak noktalara sahiptir.

Masonlar 16. yüzyılda kurulan bir kardeşlik derneğidir. Masonlar Büyük Loca’lara bağlıdır ve birbirlerinden bağımsızdırlar.

Hem illüminati hem masonluk serbest düşünürlerden, entelektüellerden oluşan gruplardır. Her iki grup da gizli birer topluluktur ve farklı hedef ve amaçları vardır. İllüminatinin daha çok sol tandanslı olduğuna ve Yeni Dünya düzeni kurma hedefleri olduğuna inanılır ve arka planda gizlice bunun için çalıştıklarına inanılır. Masonların ise onur ve centilmenliği kendi grup üyeleri arasında yaymak gibi bir hedefinin olduğuna inanılır. İllüminatinin gizli bir topluluk olduğu söylenir ve daha çok komplo teorilerine konu olur, masonluk ise bazı hayır işleri yapan resmi bir statüsü olan derneklerdir.

Sonuç olarak her iki grubun da gizli bir şeyler yaptığına inanılır ve bu gizlilik ve mistisizmden dolayı dünya geneli çok fazla ilgi görürler.

İnsanlar Üzerinde Yapılmış 10 Korkunç Deney

Tarih boyunca insanlar üzerinde sistematik, bilimsel araştırmalara yönelik deneyler yapılagelmiştir. İnsanlar üzerinde yapılan deneylerde araştırma etikleri zaman içerisinde değişim göstermiştir. Geçmişte bu deneyler daha çok savaş esirleri ve köleler üzerinde gerçekleştirildi. Bazı durumlarda doktorlar başkalarının hayatını tehlikeye atmamak için deneyleri kendi üzerlerinde yaptı. Buna self-experiement yani kendi kendine deney deniyor. Bu yazıda insanlık tarihi boyunca insanlar üzerinden gerçekleştirilmiş en şeytani ve en korkunç 10 deneyi inceliyor olacağız. Yazının içeriği hassas okuyucular için depresif ve üzücü bilgiler içeriyor olabilir.

10. Stanford Hapishane Deneyi

https://www.youtube.com/watch?v=RpDVFp3FM_4

Stanford hapishane deneyinin amacı hapis yatmanın mahkumlar ve gardiyanlar üzerindeki psikolojik etkisini incelemekti. Deney 1971 yılında Stanford Üniversitesi’nde profesör Philip Zimbardo tarafından gerçekleştirildi. ABD Deniz Araştırmaları Kurumu ve ABD Deniz Kuvvetleri tarafından finanse edildi.

Stanford Psikoloji bölümü binasının altında bir hapishane ortamı oluşturuldu. Toplam 24 öğrenci seçildi ve bunların rastgele bir kısmına gardiyan, diğer bir kısmına ise mahkum rolü verildi. Deneye katılan öğrenciler profesörün beklentilerinin çok çok ötesinde bir adaptasyon gösterdi ve hatta gardiyanlar mahkumlara fiziksel şiddet bile uyguladı. Pek çok mahkum gardiyanların işkencesine rıza gösterdi ve diğer mahkumlara saldırmayı kabul etti. Deney profesör Zimbardo’yu bile etkiledi ve bazı şiddet uygulamalarına izin verdi. Deneyin başlamasından kısa süre sonra iki katılımcı travma geçirerek deneyden ayrıldı ve 6 gün sonra da deney sonlandırıldı. Deneyin bazı kısımları video ile kaydedildi ve kamuoyu ile paylaşıldı. Deney sonucunda gardiyan rolündeki katılımcıların üçte birinin gerçekten sadistik psikoloji içinde olduğu tespit edildi.

Profesör ve ekibinin amacı hapishanelerdeki bozuk ve şiddete meyilli ortamın mahkum ve gardiyanların kişiliklerinden kaynaklandığına dair hipotezi test etmekti. Katılımcılara 2 haftalık bir hapishane simülasyonu içerisinde olacakları söylendi. 75 gönüllü katılımcı arasından psikolojik olarak stabil ve sağlıklı gözüken 24 erkek seçildi. Katılımcıların çoğunluğu orta sınıftan idi. Suç geçmişi, psikolojik rahatsızlığı ve sağlık sorunları olanlar özellikle seçilmedi. Katılımcılar 2 haftalık deneye günde 15$ karşılığında katılmayı kabul ettiler.

Deney Stanford Psikoloji bölümünün alt katında gerçekleştirildi. 12 kişi gardiyan, 12 kişi de mahkum olarak belirlendi. Profesör ve ekibinden bir asistan hapishane müdürü görevindeydi. Profesörün amaçlarından biri de deneklerde duyarsızlaşma, kişiliğini kaybetme ve çözülmeyi tetiklemekti.

Deneyden bir gün önce gardiyan rolündeki deneklere bir eğitim verildi. Mahkumlara hiçbir durumda fiziksel şiddet uygulamamaları söylendi. Daha sonra yayınlanan görüntülerde profesörün gardiyanlara “Mahkumlar üzerinde korku yaratabilirsiniz. Herşeylerinin bizim elimizde olduğu duygusunu verebilirsiniz. Bizim tarafımızdan kontrol edildikleri duygusunu onlara aşılayabilirsiniz. Bütün bir gücün bizde olduğunu ve onların sıfır güce sahip olduğunu kendilerine belletebilirsiniz” şeklinde eğitim verdiği görülüyor.

Gardiyanlara denek mahkumlar üzerinde otorite kurabilmeleri için tahta birer cop, göz kontağını kesmek için siyah gözlük ve gardiyan kıyafeti verildi. Mahkumlara ise hapishane önlüğü ve ayaklarına kelepçe giydirildi. Gardiyanlara mahkumları isim yerine üzerlerinde yazan rakamlarla çağırmaları söylendi.

Deney gereği mahkumlar evlerinden tutuklanarak götürüldü. Tutuklama sırasında yerel polis şefi de yer aldı ve normal bir tutuklamada yapılan tüm prosedürler gerçekleştirildi. Hapishaneye her odada 3 mahkum kalacak şekilde yerleştirildiler. Mahkumlar bütün deney boyunca odalarında kalmak zorundaydılar. Gardiyanlar da vardiyalar halinde çalıştı.

İlk gün tamamen sorunsuz ve olaysız geçti.

İkinci gün mahkumlar hücre kapılarını yataklarıyla kapatıp dışarı çıkmayı reddettiler. Gardiyanlar ellerindeki yangın söndürücüler ile mahkumlara saldırdı. 3 gardiyan ile 9 mahkumu kontrol etmenin zor olduğunu anlayan gardiyanlardan biri mahkumları kontrol altına alabilmek için psikolojik taktik uygulamayı önerdi. Özel bir oda kurup isyana katılmayan mahkumlara burada özel ödüller verdiler. Bu ödüller arasında daha güzel ve lezzetli yiyecekler vardı. 36 saat sonra mahkumlardan biri delirmişcesine bağırmaya ve tuhaf hareketler sergilemeye başladı. Profesör bu katılımcının gerçekten psikolojik rahatsızlığı olduğu kanısına varınca onu deneyden çıkardı.

Gardiyanlar mahkumları kendilerine verilen rakamları tekrar etmeye zorladı. Böylelikle yeni kimliklerini kendilerine kabul ettirmeye çalıştılar. Emirleri yerine getirmeyen mahkumlara sürüncemeli ve uzun süren alıştırmalar yaptırılarak fiziksel şiddet uygulandı. Mahkumların sadece kendilerine verilen kutulara dışkılarını yapmalarına izin verildi. Battaniyeleri ve yatakları alınarak yerde yatmaya zorlandılar. Bazı mahkumlar çıplak durmaya zorlandı. Deney devam ettikçe bazı gardiyanlar aşırı şiddete meyyal duruma geldi ve deney sonucunda gardiyanların üçte birinin saf sadistik karaktere sahip olduğu ortaya çıktı. Halbuki bu göreve seçilenler psikolojik olarak en sağlıklı deneklerdi. Pek çok gardiyan deneyin 6 gün sonra sonlandırılmasına sinirlendi. Kendilerini o kadar kaptırmışlardı ki deneyin devam etmesini istiyorlardı.

Deneyi izleyen 50’den fazla gözlemci vardı. Bunların çoğunluğu üniversitenin araştırma görevlilerinden oluşuyordu. Bunlardan biri de profesörün daha sonra evleneceği bir öğrencisiydi. Bu öğrenci deneyin ahlaki ve etik kuralların dışına çıktığını ve bu yüzden sonlandırılması gerektiğine profesörü ikna edince 6ncı günün sonunda deney iptal edildi. Deneyi izleyen 50’den fazla gözlemci içinde sadece 1 kişi deneyin etik olmadığı fikrini ortaya atmıştı.

Deneyin sonuçları bilim dünyasında çok tartışıldı. Deneyden elde edilen veriler otoritenin gücü ve zihinsel uyumsuzluk teorisi gibi alanlarda kullanıldı. Deney sonucu insanların bulundukları ortama göre tepkiler verdiğini ve karakterlerini, davranışlarını değiştirdiği savını güçlendirdi.

2004 yılında Irak’taki Ebu Garip hapishanesinde işkence görüntüleri ve skandalı ortaya çıkınca profesör Zimbardo Irak’taki hapishanede yaşananlar ile kendi deneyinde yaşananlar arasındaki benzerliklerin çok fazla olduğu yönünde bir açıklama yaptı. Hatta daha sonra bu hapishanedeki gardiyanların yargılanma süreçlerini yakından takip etti ve uzman sıfatıyla duruşmalara katıldı. Sonrasında The Lucifer Effect: Understanding How Good People Turn Evil adlı bir kitap yazdı. Kitabında Stanford hapishane deneyi ile Ebu Garip hapishanesindeki işkencelerin arasındaki benzerlikleri inceledi.

9. Monster Study (Canavar Deneyi)

kekeme_deneyi

1939 yılında ABD’nin Iowa eyaletinde 22 yetim çocuk üzerinde kekemelikle ilgili bir deney yapıldı. Deneyi Iowa Üniversitesi’nden Dr. Wendell Johnson yaptı. Wendell, kendi öğrencilerinden birini deneyi yapmakla görevlendirdi ve kendisi de deneyi yakından takip etti. Deneyi yapanlar düzgün konuşmayla ilgili bir müddet eğitim verdikleri çocukları iki ayrı gruba ayırdılar ve ilk gruba olumlu bir geri bildirim verdiler. Çok düzgün konuştuklarını ve mükemmel bir iş çıkardıklarını söylediler. İkinci gruba ise tamamen negatif ve olumsuz görüşler bildirip çok kötü konuştuklarını ve hepsinin birer kekeme olduğunu ve yaşamları boyunca kekeme kalacaklarını söylediler. Negatif geri bildirim alan gruptaki normal çocukların çoğu hayatları boyunca psikolojik rahatsızlık ve konuşma bozukluğu yaşadı. Wendell’in akademik çevreden arkadaşları bu deneye Monster Study yani Canavar Deneyi adını verdiler çünkü Wendell’in sırf hipotezini test etmek için yetim çocukları kullandığını söylediler. O zamanlar Nazi’lerin insanlar üzerinde yaptığı deneylerden dolayı yargılanmaları devam ettiği için Dr. Wendell de bu deneyi korkup gizledi. Kendisinin de yargılanabileceğini düşündü ve deney sonuçları hiçbir zaman yayınlanmadı. Deneye ait tek bilgi Wendell’in öğrencisinin tuttuğu notlar oldu.

2001 yılında Iowa Üniversitesi deneyden ötürü resmi bir özür yayınladı.

8. Project 4.1 (Nükleer Serpinti Deneyi)

300px-Project_4.1_figures

1 Mart 1954’te ABD tarafından Marshall Adaları’nda yaşayan halk üzerinde bir nükleer serpinti deneyi yapıldı. Deneye Project 4.1 adı verildi. Deneyde ABD’nin Castle Bravo kod adı verdiği Hidrojen bombası Marshall Adaları yakınlarındaki bir mercan adasında patlatıldı. Patlama sonucu beklenmedik büyüklükte bir nükleer serpinti meydana geldi.

Deneyin ABD tarafından bilerek yapıldığı ve asıl amacın civarda yaşayan halk üzerine nükleer serpinti yaymak ve bunun sonuçlarını inceleyerek ilerde olası bir nükleer savaşta yaşanacaklar için tıbbi önlem almak olduğu ileri sürüldü.

Konuyla ilgili hazırlanan Project 4.1 raporuna göre deneyden sonra adalarda yaşayan hamile kadınların çocuk düşürme oranlarının ikiye katlandığı ve çocuklarda büyüme zorluğu yaşandığı gözlemlendi. Tiroid kanseri ve anormal doku büyümeleri de gözlemlenen vakalar dahilindeydi.

7. MKUltra Projesi (CIA Zihin Kontrolü)

mkultra_proje

MKUltra projesi CIA’in zihin kontrol programı olarak da bilinir. MKUltra CIA tarafından illegal bir şekilde insanlar üzerinde yapılan deneye verilen isim. Deneyin amacı işkence ve sorguda insanları etkisizleştirip zihinlerini kontrol etemkte kullanmak üzere ilaç ve prosedürler geliştirmekti. Program 1950’lerin başında başladı, 1953’te resmi olarak tasdik edildi, 1964’te kapsamı daraltıldı ve 1973 yılında tamamen sonlandırıldı.

Program pek çok illegal aktivitede bulundu. Pek çok ABD’li ve Kanadalı vatandaş üzerinde deneyler yapıldı. MKUltra projesiyle deneklerin zihin kontrolünü ele geçirebilmek, beyin fonksiyonlarını değiştirmek için pek çok farklı metodoloji kullanıldı. Bu metotlar arasında deneklere uyuşturucu ilaçlar vermek, hipnoz etmek, yalnız bırakmak, duyusal olarak yoksun bırakmak, sözlü ve cinsel tacizde bulunmak ve işkence de vardı.

Bu projenin kapsamı çok genişti. 44’ü kolej ve üniversite olmak üzere 80 enstitü, hastahane ve ilaç firmasının katılımı vardı. CIA paravan şirketler aracılığıyla bu kuruluşlarla birlikte çalıştı.

CIA’in bu deneylerde en çok kullandığı uyuşturucu maddesi LSD idi. LSD ile Rus ajanların istedikleri şekilde konuşturulup konuşturulamayacağını test etmek istiyorlardı. Bundan dolayı pek çok denek üzerinde LSD ile deney yapıldı. Bu deneklerin çoğu ruhsal hastalıkları olanlar, sokak kadınları, evsizler idi. Bu insanlar herhangi bir dava açamazlardı ve zaten kimse onlara inanmazdı.

1975 yılında ABD Kongresi tarafından bu konu gün yüzüne çıkarıldı ve davalar açıldı. Fakat 1973 yılında CIA direktörünün emriyle projeye ait tüm belge ve dosyalar yok edilmişti.

Kubrick’in A Clockwork Orange filminin bu projeyi anlattığı da iddia edilir.

6. Aversiyon Terapisi

aversiyon_terapisi

Aversiyon ya da diğer adıyla engelleme terapisi hastanın bir uyaran vasıtasıyla huzursuz ve rahatsız hissetmesine neden olan psikolojik bir tedavi yöntemidir. Bu uyaran vasıtasıyla hastanın yapmakta olduğu bir davranışı kötü hislerle eşleştirilerek o davranışı terk etmesi amaçlanır. Mesela sürekli tırnaklarını yiyen bir çocuğun parmaklarına kötü kokan birşey sürmek buna bir örnektir. Burada uyaran kötü kokudur. Çocuk her tırnağını yemek isteyişinde kötü kokuyu duyacak ve tırnak yemeyi bir süre sonra bırakacaktır.

Aversiyon terapisi eşcinselliği önlemek için bir tedavi olarak kullanıldı. Fakat 1994’te ABD sağlık örgütü bu terapinin işe yaramadığını ve verimsiz olduğunu duyurdu. 2006 itibariyle bu terapinin eşcinselliği giderme amaçlı tedavilerde kullanımı yasaklandı. Aversiyon terapisini kullanarak eşcinselliği iyileştirmeye çalışmak bazı ülkelerde yasaktır.

1996 ylında eşcinseller üzerinde denenen bu terapinin sürpriz bir şekilde %50’ye yakın iyi sonuç verdiği ve eşcinselleri iyileştirdiği yayınlandı. Fakat daha sonra eşcinselliği bu terapiyle bıraktığı söylenen hastaların zaten biseksüel oldukları ve raporun hatalı olduğu ortaya çıktı. Bu yöntemlerin birinde gönüllü homoseksüel deneklerin cinsel bölgelerine elektrodlar yerleştirilmiş ve homoseksüel porno filmi izletilmiştir. Film devam ederken vücütlarına kusturucu ilaçlar verilmştir. Daha sonra ilaçlar ve elektro şok kesilmiş ve heteroseksüel porno filmi gösterilmiştir. Süreç boyunca denek suistimal edilmemiştir.

5. Kuzey Kore İnsan Deneyi

kuzey_kore_insan_deneyi

Kuzey Kore’de insanlar üzerinde deneyler yapıldığına dair pek çok rapor ve makale yayınlandı. Bu raporlara göre Nazi ve Japon askerler gibi Kuzey Kore de esirler üzerinde insanlık suçu işleyerek bazı korkunç deneyler yaptı. Kuzey Kore hükümeti bu suçlamaları reddetti ve tüm savaş esirlerinin insanca muamele gördüğünü bildirdi. Fakat raporlar bunun tam tersini gösteriyordu. Mahkumların gaz odalarında tutulması, üzerlerinde ölümcül silahların test edilmesi ve anestezi olmaksızın ameliyat edilmeleri bu suçlamaların başında geliyor.

İşkencelerden ve deneyden kaçıp kurtulan kadın esirlerden birinin anlattığı hikaye ürkütücü. İddiasına göre seçilen 50 sağlıklı kadın esir zorla zehirli bitkileri yemek durumunda bırakıldılar. Bitkiyi yiyen 50 kadın yaklaşık 20 dakika sonra ağızlarından ve idrar yollarından kan gelerek öldü.

Kamplardan birinde tutulan esirlerden birinin anlattığına göre kamplar gaz odası şeklinde tasarlanmıştı. Aynı ailelerden olan kişiler üzerinde zehirli gaz ve bazı kan testleri yapılıyordu.

4. Sovyet Gizli Servisi Zehir Laboratuvarı

sovyet_zehir_laboratuvarı

Sovyet Gizli Servisi’nin kurmuş olduğu ve Laboratuvar 1, Laboratuvar 12 diye adlandırılan zehir laboratuvarları vardı. Bunlara Rusça “oda” anlamına gelen Kamera (Chamber) deniyordu.

İlk Sovyet zehir laboratuvarı 1921’de kuruldu. Gulag’lardan getirilen esirler üzerinden ölümcül zehirler test edildi. Bu zehirlerin başlıcaları hardal gazı, risin toksini, kürar ve digitoxin idi. Bu zehirler esirlere ilaç adı altında veriliyordu. Esirler üzerinde yapılan deneyler sonucunda C-2 adı verilen bir zehir üretildi. Deneyin görgü tanıklarının ifadelerine göre bu zehiri içen denek fiziksel değişim geçiriyor, boyu kısalıyor, hızlı bir şekilde zayıflıyor, sessiz ve sakin bir hale geliyor ve 15 dakika içinde ölüyordu. Rus profesörler bu laboratuvara farklı yaş ve fiziksel özellikte esir getirip zehirleri test ediyordu. Dönemin gizli servis elemanlarından ve sonra da Troçki’nin öldürülmesinde görev alan Pavel Sudoplatov bu zehirlerin sadece ve sadece insanlar üzerinde kullanılması şartıyla geliştirilmesine onay veriyordu.

3. Tuskegee Frengi Araştırmaları

Tuskegee Frengi Araştırmaları

1932 ve 1972 yılları arasında ABD’nin Alabama eyaletinde Tuskegee adı verilen bir kasabada ABD Sağlık Servisi tarafından frengiye deva bulmak için bir klinik kuruldu. Bu klinikte denek olarak siyahiler kullanıldı. Fakat bu insanlar frengi hastalığına tıbbi çözüm bulmak için denek olarak kullanıldıklarının farkında değillerdi. Kendilerine ABD hükümeti tarafından ücretsiz sağlık hizmeti verildiği söylenmişti. Alabama’dan 600’e yakın çiftçi denek olarak toplandı. Bunlardan yarısından fazlasının frengi hastalığı yoktu. Katılımcılara ücretsiz sağlık hizmeti, yemek ve sağlık sigortası verildi. Deneklere frengi oldukları veya frengi ile ilgili bir deneyin parçası oldukları hiç söylenmedi.

1947 yılında penisilin frengi için standart iyileştirici çözüm haline geldi. Deneye katılan frengi hastalarına penisilin verilerek bu hastalıkları giderilebilirdi. Fakat doktorlar hastalara penisilin vermedi ve deneye devam ettiler. Ayrıca deneklerin kendi çabalarıyla frengi için ilaç temin etmelerini de engellediler. Deneye katılanların çoğu frengiden öldü, bazılarının eşleri ve çocukları da bu hastalığa yakalandı.

Projenin gün yüzüne çıkmasıyla birlikte Tuskegee Frengi Araştırmaları ABD tarihinin en tartışılan araştırma programlarından biri oldu. Projenin yöneticileri ve doktorlar hakkında davalar açıldı.

2. Unit 731

Birim-731

Unit 731 ya da Türkçe adıyla 731. Birim insanlık tarihinin gördüğü en korkunç insan deneylerinin yapıldığı ünitelerden biridir. Japon İmparatorluk Kara Kuvvetleri tarafından İkinci Dünya Savaşı sırasında insanlar üzerinde deneyler yapmak üzere kuruldu. Japon askerler ve bilim adamları tarafından nn bilinen savaş ve insanlık suçlarının işlendiği yer olarak da bilinir.

Unit 731 savaş bitinceye kadar askeri doktor ve mikrobiyolojist Shirō Ishii tarafından yönetildi. Yapı 1934 ve 1939 yılları arasında inşaa edildi ve 1942 yılında Unit 732 adını aldı.

3000 ile 12000 arasında kadın, erkek ve çocuk Unit 731’e Japon askerleri tarafından deneylerde kullanılmak üzere getirildi. Bu da yılda yaklaşık 600 insan demek oluyor. Bu kamplarda denek olarak kullanılıp ölen insanların %70’i Çinli, %30’a yakını ise Rus’tu. Küçük bir kısmı da diğer Asya ülkelerinden bazı savaş esirleriydi. Unit 731 savaşın 1945’te biteceği ana kadar Japon hükümetinden çok büyük destek aldı.

Bu birimde test ve deneylere katılan pek çok araştırmacı ve bilimadamı savaştan sonra akademik, politik ve askeri hayatlarına devam etti. Bazıları savaş suçları mahkemesinde yargılandı. Bu bilimadamları ABD savaş suçları mahkemelerinde yargılanmadı zira ABD bu deneylerden elde edilen bilgileri bu bilimadamlarından almak istedi ve aldı. Dolayısıyla pek çoğu edindiği bilgiyi paylaşması karşılığında yargılanmayacağı noktasında güvence aldı.

Unit 731’de yapılan insanlık dışı deneyler arasında anestezi olmadan insanları ameliyat etmek, mikrop bulaştırmak, belsoğukluğu, frengi bulaştırmak ve neticelerini gözlemlemek, denekler üzerinde kimyasal silahlar test etmek gibi şeyler vardı.

Shirō Ishii savaşın bitmesiyle yakalanıp tutuklandı. Çıkarıldığı mahkemede bilgilerini paylaşması şartıyla kendisine ABD tarafından güvence verildi ve kendisi hiç yargılanmadı.

1. Nazi İnsan Deneyleri

nazi deneyleri

Nazilerin İkinci Dünya Savaşı süresince insanlar üzerinde yapmış oldukları deneyler insanlık tarihinin en korkunç deneylerinin en başında geliyor. Çoğunluğu yahudi ve çocuk olmak üzere binlerce insan üzerinde çeşitli tıbbi deneyler yapıldı. Bunlar arasında denekleri 5 saate yakın buzlu su içinde tutup dondurmak, deneklerin ciğerlerine doğrudan tüberküloz enjekte etmek, hardal gazı odalarında tutmak, Almanların daha hızlı çoğalabilmesi için ikiz doğumlarını araştırmak ve bu yüzden 200’den fazla ikizin deneyler sırasında kloroform ile doğrudan ölümüne sebep olmak, bir esirin vücudundan alınan parçaları başka bir esirin vücuduna eklemek, zehirlemek ve anestezi olmadan ameliyat etmek gibi korkunç deneyler vardı.

Stanley Kubrick Hakkında 10 Komplo Teorisi

Hakkında belki de en fazla komplo teorisi üretilen yönetmenlerden biri Stanley Kubrick’dir. 1999 yılında Eyes Wide Shut (Gözleri Tamamen Kapalı) çekimlerinin sonuna doğru ölümü bu teorilerin sayısını daha da arttırdı. ABD’nin aya inişinin de gerçek olmadığını ve bunu Kubrick’in yönettiği kendisi hakkında ortaya atılan en büyük komplo teorilerinden biridir. Aşağıda Stanley Kubrick hakkında 10 adet çılgın diyebileceğimiz komplo teorisini listeledik.

10. Filmleriyle İnsanları NASA Seks Kültü’ne Karşı Uyarmaya Çalıştı

NASA seks kültü
NASA seks kültü

NASA seks kültü. Evet, yanlış okumadınız. Açıkçası ben de ilk okuduğumda “o ne be” dedim. NASA neden seks kültü kursun dedim. Fakat tabi teoriyi ortaya atanların da kendilerince güçlü savları var.

Saturn Death Cult diye bir kült duydunuz mu hiç? Türkçesi Satürn Ölüm Kültü demek. Hatta hakkında şöyle bir site var. Teori şu: Kubrick’in hayatı insanları bu külte karşı uyarmaya çalışmakla geçti. Bu kültün tek bir hedefi vardı: yıldızlararası evrimi sağlamak ve bunu pedofiliye varan sapıkça eylemlerle gerçekleştirmek. Transmutasyon ile insanlığı bir sonraki evrime hazırlamak.

Teoriye göre Kubrick ABD’nin fake aya iniş sahnelerini çektiği ve yönettiği sırada NASA’da Satürn’e tapan bir seks kültünün varlığından haberdar olur. Ve filmlerine gizli kodlar koyarak insanları bu külte karşı uyarmaya çalışır. 2001: A Space Odyssey aslında Satürn’e dair referanslar içeriyordu fakat Warner Bros bu referansları Jüpiter olarak değiştirdi. Eyes Wide Shut, şeytani bir seks kültüne işaret ediyordu. Yapay Zeka, 12 yaşında ve yaşlanmayan bir çocuğu köle olarak almak isteyen bir aileyi resmediyordu. Lolita çocuk evliliği ile ilgili mesajlar içeriyordu.

9. The Shining ABD Ekonomi Politikasını Hicveder

The Shining
The Shining

2012 yapımı Room 237 belgeseli ya da filmi baştan sonra The Shining’i inceler ve analiz eder. The Shining gerçekten benim de hayranı olduğum başyapıtlardan biridir. Hakkında inanılmaz sayıda komplo teorisi vardır. Fakat Room 237’de incelenmeyen ve çok ilginç bir teoriye değineceğiz.

Altın Standardı diye bir konsept var. Altın standardı ekonominin altın üzerinden dönmesi demek. Para birimi olarak altının kullanılması demek. 19ncu yüzyılın başlarından İkinci Dünya Savaşı’na kadar Avrupa ve Amerika’da kullanılan ekonomi standardı idi. Daha sonra piyasalarda tamamen banknot (kağıt para) kullanımına geçilmiştir. İşte Shining’in ABD’nin bu altın standartlarını terkedip ekonomik açıdan bir devrimine işaret ettiği iddia edilir. ABD’nin kısa süreli başkanlarından Woodrow Wilson‘ın altın standartlarını terketmesini gizli bir şekilde alaya aldığı söylenir. Filmde bazı sahneler “the Gold Room” yani “Altın Oda” denilen odada çekilmiştir. Bu sahnelerden birinde Jack Nicholson barmenden içki almak ister ama barmen parasının orada geçmediğini ve içeceklerin the house’tan yani şirketten olduğunu söyler. Woodrow Wilson’ı altın standartlarını terketmeye ikna eden kişi Colonel Edward Mandell House’tur. Peki Jack’in Woodrow Wilson’ı sembolize ettiğini nereden anlıyoruz? Filmde Jack’in berbat bir yazım kabiliyeti var ve New York Times 1913’te Wilson’ı yazım yeteneğinin kötülüğünden dolayı hicvetmişti.

SHININGNOTE

Fakat bu teoriyle ilgili asıl öldürücü vuruş son sahnede gelir: 4 Temmuz 1921 tarihli bir fotoğrafta Jack Nicholson etrafındaki insanlarla birlikte kameraya el sallar. 4 Temmuz 1921 Wilson’ın emekliliğie ayrılışından tam 2 ay sonrasında denk gelmektedir ve fotoğrafta Jack’in arkasında duran şahıs Wilson’ı andırmaktadır. Yani özetle The Shining ABD’nin ekonomi politikasının bir hicvidir.

8. 2001: Bir Uzay Destanı Uzaylıların Varlığını Gösterir

2001: A Space Odyssey
2001: A Space Odyssey

2001: A Space Odyssey ya da Türkçe adıyla 2001: Bir Uzay Destanı hakkında sayısız komplo teorisi vardır. Bunlara tek tek girmeyeceğiz. Zaten siz bunları Youtube’da, bloglarda okumuşsunuzdur. Burada sadece ilginç ve çılgın bir teoriye bakacağız.

Space Odyssey’de uzay yaratıkları ve uzaylılarla ilgili herhangi bir sahne yok. Fakat filmin asıl konusunun uzaylılar olduğuna dair bir teori var. Filmin sonundaki monolith sahnesi insanların uzaylılar tarafından alıkonulmasının bir metaforu aslında. O zamanlar devlet arşivlerinde gizli tutulduğu iddia edilen uzaylı belgelerini hatırlayınız. Bu belgeler günümüzde halen sır. Sahte aya iniş operasyonunu yönetirken bu belgeler eline geçen Kubrick daha sonra Uzay Destanı filminde bu sırları gizli bir şekilde ifşa etmiştir. Bütün bu teorinin çıkış noktası da böyle bir filmin zamanının çok ötesinde olmasındandır.

7. Son Filmi Şeytani Kültler Tarafından Editlendi

Eyes Wide Shut
Eyes Wide Shut

Kubrick 1999 yılında öldüğünde en son filminin montajını tamamlamamıştı. Eyes Wide Shut Kubrick’in ölümü ile birlikte büyük dikkat ve ilgi topladı. Warner Bros ile aynı ligdeki Yeni Dünya Düzeni sahipleri onun bu filmini editlemişlerdi.

Teoriye göre filmde işlenenler bu şeytani kültlerin gerçek yüzünü gösteriyordu fakat Warner Bros bu kısımları yayınlamadı. Gerçekleri gizlemek için filmin orijinal sahneleri sansürlendi.

Peki ne türden manyak bir kült böyle bir işe girişir? İşte bu sorunun cevabı da sonraki maddede.

6. Eyes Wide Shut Scientology Hakkındaydı

Scientology
Scientology

Scientology‘i kesin duymuşsunuzdur. Bir garip tarikat. Kurucusu Ron Hubbard bu oluşumu din olarak tanımlıyor. Hollywood’un en büyük ve en gizli kültü kabul ediliyor. Tom Cruise gibi ünlü üyeleri var. Evet Tom Cruise bu grubun üyesi ve Kubrick’in son filmi Gözleri Tamamen Kapalı (Eyes Wide Shut) filminde başrol oynuyor. Gözleri Tamamen Kapalı adından da anlaşılacağı üzere halkın ve toplumların önlerinde duran bazı gerçekleri göremediğini ima edercesine Gözleri Tamamen Kapalı der. Filmin tamamen Scientology hakkında olduğunu hatta Kubrick’in kızı Vivian’ın da 1998’de bu tarikata girdiğini ve bir daha ailesi ile görüşmediğini öne sürüyor teoriyi ortaya atanlar. Hatta filmde yaşananların Kubrick’in kızını kaybetmesini anlatan bir metafor olduğunu dile getiriyorlar. Nitekim filmde Tom Cruise bu kült sorguya alınıp tehdit ediliyor.

Fakat gerçek şu ki Kubrick’in kızı ailesini 1998’de terketmedi. Daha önceden zaten terketmişti. Fakat kimbilir belki Kubrick üzerindeki etkileri filme yansımıştır.

5. Dr. Strangelove Florür ile İlgili Bir Uyarı

Dr. Strangelove‘ı izlemişsinizdir. Henüz izlemediyseniz şiddetle tavsiye ederim. Gelmiş geçmiş en güzel kara mizahlardan biri.

Film boyunca bir karakter Peter Sellers’a florlama yani içme suyuna flor katmanın insanlığın karşı karşıya kaldığı en büyük komunist tuzak olduğunu anlatmaya çalışır. İşte bu teoriye göre Kubrick gerçekten de insanları florlamaya karşı uyarmaya çalışmıştır bu filmde. İyi de doğrudan uyarmak varken neden film çekip uyarma gereği duyarki insan diyebilirsiniz. Doğrudan uyardığınızda o anda belki bir etkisi olur toplum üzerinde ama sonra unutulur gider. Fakat film, kitap veya şarkı ile bu mesajları, uyarıları ölümsüzleştirebilirsiniz. Bakın filmin yapımının üzerinden kaç yıl geçmiş hala kendisi hakkında konuşuyoruz.

Filmde Kubrick açıktan florlama tehlikesini savunanlarla dalga geçmektedir. Teori derki Kubrick florlama tehlikesini alaya alıp, insanların bu konuyu ciddiye almamalarını ve dikkatleri başka yöne çekmektedir.

4. A Clockwork Orange MKUltra Projesi’ni İşler

A Clockwork Orange
A Clockwork Orange

Kubrick’in pek çok büyük filmi romanlardan esinlendikleri olmuştur. A Clockwork Orange da bunlardan biri. Fakat The Shining veya Barry Lyndon’ın aksine Kubrick, A Clockwork Orange’ı sahneye uyarlarken birkaç küçük değişiklik yapmıştır. Bunu yapması da komplo teorilerine yol açmıştır.

Öncelikle MKUltra Projesi‘nin ne olduğuna bakalım. Bu proje komplo teorisi değil, gerçek bir projedir. CIA tarafından 60’lı yıllarda insanlar üzerinde deneylerin yapıldığı, zihin kontrolü için başlatılan bir programdı. A Clockwork Orange’ın referans aldığı Otomatik Portakal romanının yazarı Anthony Burgess İngiliz istihbaratı için çalışıyordu. Teoriye göre Burgess MKUltra projesinin korkunç deneylerine tanıklık etti ve bildiklerini kitabın içine gizli mesajlarla dokuyarak bu romanı yazdı. Ki romanı 3 haftada yazdığı söylenir. Sonrasında Kubrick de bu romanı sinemaya uyarladı.

Peki kitabın içine yerleştirilen ipuçları nelerdi? Bunlardan en önemlisi müzik ve uyuşturucularla elebaşı olan Alex’in davranışlarının değiştirilmesiydi. Alex’e uygulanan bir zihin kontrolüydü. Ve filmde çok sık kullanılan “bliss” yani “saadet, mutluluk, huzur” kelimesi. Bunun da CIA’nın zihin kontrolü deneyleri yaptığı Fort Bliss‘e işaret ettiği ileri sürülür.

3. The Shining’de Maya Kıyameti Anlatılır

21 Aralık 2012’de Maya takvimine göre kıyametin kopacağı söyleniyordu. Hatta bu tarihte pek çok insan kimi merak, kimi korkuyla olacakları bekledi ve hiçbir şey olmadı.

Fakat bu teoriye göre gerçek kıyamet tarihi The Shining içine gizlenmişti. 70’li yıllarda Maya takvimine göre kıyametin 24.12.2011’de kopacağı tahmin ediliyordu. Bu tarih daha sonra 21 Aralık 2012 olarak revize edildi. Bu kısmı belirtmek gerekiyor çünkü filmde çok fazla 12, 21, 24 ve 42 sayılarına referans olduğu ileri sürülür. Bu referanlardan 12 ile ilgili olanlarışağıda bulabilirsiniz.

12:

  • 237 nolu odanın rakamları toplamı 12.
  • Filmin sonundaki “Midnight, The Stars and You” şarkısı. (Midnight = 12)
  • Filmde sadece iki yerde saat gözükür. Biri 4’ü, diğeri ise 8’i gösterir. 8+4 = 12.
  • Jack’in arabasını dışarıdan 12 kez görüyoruz.
  • Jack banyo odasına baltasıyla 12 kez vuruyor
  • Danny yatak odası sahnesinde “Dad” dediğinde piano 12 F ile çalmaya başlıyor.
  • Jack elindeki topu The Colorado Lounge duvarına 12 kez fırlatıyor.
  • Dick Hallorann orman bekçisini her aradığında 12 adım atıyor. Jack tarafından balta ile öldürüldüğünde ise 120 adım.
  • Jack’in yansımasını aynada gördükten filmin sonuna kadar 12 gün geçiyor.
  • Danny ve Wendy labirentin içinde 12 köşe dönüyor.
  • Dick Hallorann depoda toplam 12 hindi, 24 domuz eti, 30 adet 12lb’lik şeker çuvalı ve 12 kavanoz pekmez olduğunu söyler.
  • Filmde toplam 5 eyalet, 7 şehir ismi geçer.
  • Jack’in daktilosu ile yazı yazdığı Colorado Lounge’da toplam 12 halı var.
  • Wendy ve Jack’in yatak odalarının kapısında arkalı önlü toplam 12 pencere var.
  • Jack filmin sonunda Danny’e 12 kez sesleniyor.
  • Dany aynada Tony ile konuşurken parmağını 12 kez kaldırıyor. 6 kez aynada, 6 kez yansıması.

Örneğin Danny’nin 42 defa Red Rum demesi de bu referanslardan biri.

İşte bu 12 ve 42 referanslarıyla Kubrick’in Maya Takvimine göre kıyamete işaret ettiği söylenir fakat kıyametin kopmaması teoriyi sanırım çürütmüş oldu.

2. Kubrick İllüminati Üyesiydi

Eyes Wide Shut ya da Türkçe adıyla Gözleri Tamamen Kapalı hakkında pek çok komplo teorisi üretilmiştir. Hakkında bu kadar komplo teorisi üretilmesi de aslında anlaşılabilir birşey çünkü filmin sonunda Kubrick ölüyor, film şeytani kültleri işliyor ve filmde Scientology üyesi Tom Cruise oynuyordu. Pek çok kişi Kubrick’in bu filmle şeytani bir kült olan İllüminati‘yi hedef aldığını söyler. Fakat ya tam tersi geçerli ise? Ya Kubrick bir İllüminati üyesi ve bu film de bir İllüminati propagandası ise?

İşte bu teori Kubrick’in aslında İllüminati üyesi olduğunu söyler ve Eyes Wide Shut’ın ABD’nin psikolojik operasyonlarından biri olduğunu iddia eder. Bu linkte ABD’nin psikolojik operasyonlarıyla ilgili uzun bir ingilizce yazı bulabilirsiniz. Birgün fırsat olursa onu da inceleriz. Teoriye göre Kubrick İllüminati’yi filmde çok sevimli göstermiş ve insanların korkularının önüne geçmiştir. Filmde bu örgüt üyelerinin orgy yaptıkları bir parti gösterilir. Aslında gerçekte varolan ve pedofiliye giren iğrenç törenlerini bunun gibi sevimli bir partiyle örtmüşlerdir der teori. Hatta Eyes Wide Shut’ın özellikle sıkıcı ve uzun yapıldığını ve bunu insanları hipnotize edip olanı kabullendirmek için yapıldığı ileri sürülür.

1. Kubrick’i Gizli Bir Örgüt Öldürdü

Stanley Kubrick Hakkında 10 Komplo Teorisi

Kubrick’in Eyes Wide Shut’ı tamamlayamadan ölmesi elbette akıllara tek soru işaretini getirdi: acaba hikayesini anlattığı İllüminati, Scientology vb bir örgüt tarafından mı öldürüldü?

7 Mart 1999’da yani filmin 2001’de yayınlanmasından tam 666 gün önce Kubrick’in ölümü ya da öldürülmesi aslında bu gizli örgütün bir intikamı ve bir mesajıydı.

Kubrick’in ölümü CIA, Bush, İllüminati, Scientology ve hatta ünlü Amerikalı müzik yapımcısı Sonny Bono ile de ilişkilendirilmiştir. Doğrusunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz ama belki de Kubrick sadece obeziteden ve yaşlılıktan öldü. Ama bu gerçeği kabul etmek sanırım diğerlerine göre biraz daha zor.

Yüzüklerin Efendisi Komplo Teorileri

Yüzüklerin Efendisi içerisinde binlerce mitolojik öğe ve referans barındıran 60’lı yılların hikaye serisi idi. Peter Jackson tarafından sinemaya uyarlanmasının ardından popüler kültürde büyük yer edindi. İnanılmaz detaylandırılmış bu fantezi dünya kurgusu, inanılmaz büyük bir hayran kitlesi ve inanılmaz mitolojik referanslar içerden hikaye elbette inanılmaz komplo teorilerine sahip. Tabii ki bu teorilerin pek çoğu doğrulanmamış, teori olmaktan öteye gidememiş bazılar ise absürditenin sınırlarından dolaşan teoriler. Gelin şimdi sırayla bu teorilere bakalım.

Yüzüklerin Efendisi Komplo Teorileri

10. Tom Bombadil ve Cadı Kral aynı kişiler

Yüzüklerin Efendisi Komplo Teorileri

Tom Bombadil Orta Dünya’nın kurgusal ve bir o kadar da gizemli karakterlerinden biri. Yüzüklerin Efendisi serisinin ilk filmi olan Yüzüklerin Kardeşliği’nde ilk kez gözükür. Yaşlı Orman’da kaybolan Frodo ve arkadaşlarına yardım eder ve yol gösterir. Onları ağaçların hışmından kurtarır. Genelde işleri gırgıra alan bir yapısı vardır. Bu nedenle Orta Dünya’nın ciddi toplantılarına davet edilmez. Pek çok insan kendisinin gelenek ve törelerden uzak bir karakter olduğunu söylese de kimse onun şeytani kötülükte biri olduğunu iddia edemez. Hobbitleri Old Man Willow entinden korumuş ve evine almıştır. Yine hobbitleri Barrow Wight’lardan da korumuştur. Genelde mavi parlak ceketiyle ormanda anlamsız maniler söyleyerek koşar durur. Görünüşte ormanda kendi halinde yaşayan ve şarkı söyleyen pasifist bir karakteri andırır ama bir teoriye göre hiç de öyle değildir.

Teoriye göre Tom Bombadil ve ve Angmar’ın Cadı Kralı aynı kişilerdir. Teoriyi ortaya atanlar her iki karakterin de hiç bir zaman aynı karede görünmediği gibi zayıf bir savla ortaya çıktı. Zayıf diyorum çünkü aynı karede gözükmeyen pek çok karakter vardı hikayede. Fakat sonraki aşamalarda öne sürdükleri ilginç ve güçlü savlarla teorileri oldukça güçlü bir hal aldı. Romanda Bombadil yüzüğü kısa bir süreliğine takıyor fakat üzerinde yüzüğün herhangi bir etkisi olmuyor. Frodo yüzüğü taktığı zaman ise Bombadil Frodo’yu görebiliyordu. Teoriyi öne sürenler bu özelliğin Cadı Kral’ın yüzüğü giyenleri görebilme yeteneğiyle aynı olduğunu söylüyor. Elrond konseyinin de yüzüğü Bombadil’e vermek istememe sebebi onun bu sorumluluğu taşıyamayacağı ve yüzüğü kaybedeceği yönündeydi. Tom Bombadil’in aynı zamanda Cadı Kral kimliği ile Barrow yaratıklarını oraya kendisinin yerleştirdiği ve sonra Hobbitlere yardım amacıyla oradan yine kendisinin kaldırdığı iddia edilir. Teoride tek açıklanmayan nokta ise Cadı Kral’ın neden vaktini böylesine iyi bir karakter olarak geçirme istemesidir.

9. Yüzük Büyük Günah’ı Sembolize Ediyor

yuzuklerin-efendisi-yuzuk-670

Tolkien koyu bir katolik idi. Dolayısıyla bazı katoliklerin onun eserlerini kendi inançları doğrultusunda yorumlamamaları anormal olurdu. Tolkien defalarca eserlerinin herhangi bir alegori, kinaye ve yönlendirme içermediğini ifade etmiş olsa bile pek çok katolik bunun tersini düşünür ve Tolkien’in eserlerinde dinin büyük etkilerinin görüldüğünü iddia eder. Buna göre yüzük Adem ve Havva’nın cennetten kovulmasına ve insanlığın düşüşüne sebep olan Büyük Günah’ı temsil eder. Frodo ise Hazreti İsa’dır. Elf’lerin yediği Lembas adı verilen ekmeğin de hıristiyanlığın sembolü olan ekmek olduğunu ve Tolkien tarafından bilinçaltı neticesinde seçildiğini ileri sürerler. Ekmek ve şaraptan oluşan Efkaristiya adlı kilise ayinini refere ederler. Teoriye göre Sauron da Orta Dünya’nın şeytanıdır.

8. II Dünya Savaşı Alegorisi

hiresimagesfromworldwarii2528142529

Tolkien her ne kadar eserlerinin herhangi bir gönderme içermediğini sert bir dille ifade etmiş olsa da okurlar her zaman bu tür göndermeleri ve alegorileri speküle etmiştir. Pek çok insan Yüzüklerin Efendisi serisinin Tolkien’in kendisinin de bizzat asker olarak katıldığı Birinci Dünya Savaşı’nın bir alegorisi olduğunu iddia etse de o bu iddiaları reddeder. Yine pek çok insan Tolkien’ın seriyi İkinci Dünya Savaşı için de doğrudan bir alegori olarak yazdığını iddia eder. Bu iddialara göre Hitler Sauron’dur ve Naziler Orc’lardır ve Saruman Joseph Stalin’e karşılık gelmektedir. Seride Gandalf’ı canlandıran Ian McKellan kendisinin de İkinci Dünya Savaşı boyunca sığınaklarda yaşadığını ve Tolkien’in böylesine travmatik bir savaştan etkilenmemesinin mümkün olmadığını söyler. Bilinçaltı olsun olması, Tolkien hiçbir zaman bu iddiaları kabul etmemiştir. Fakat şu da bir gerçek ki bir yazarın yazdıkları her zaman bilinçaltından bazı izler taşır.

7. Kartallar

tobycarr

Yüzüklerin Efendisi serisi ile ilgili en büyük eleştirilerden biri de kartalların neden doğrudan yüzüğü alıp Mordor’a götürmediğidir. Öyle olsaydı tabii hikayenin bir anlamı kalmazdı. Zaten romanda kartalların bağımsız kuşlar olduğu ve herkes tarafından sürülemediği ve sürücülerini kendilerinin seçtiği ve böyle olsa bile yüzüğü Mordor’a götürmeyi isteyip istemeyeceklerinin kesin olmadığı belirtilir. Ayrıca Sauron’un gözü bütün bir gökyüzünü radar gibi tarıyor ve kartalların bu radardan kurtulması imkansız gözüküyordu. Ork’ların oklarına hedef olma ve Nazgul’lara yem olma ihtimali de vardı. İşte internette dolaşan yaygın teoriye göre Gandalf her zaman kartalları kullanarak yüzüğü Mordor’a götürmeyi istemiş ama her defasından engellenmiştir. Planına göre kartalları en güvenli yoldan Mordor yakınlarına getirecek ve sonrasında oradan onlarla birlikte uçacaktı. Bu teoriyi destekleyen bir diğer nokta da Gandalf’ın Balrog ile savaşında düşeceği zaman “Fly, you fools! (Uçun, aptallar!)” demesidir. Burada Gandalf’ın yüzük kardeşliğine kartalları kullanmalarını söylediği iddia edilir. Bu teorinin çakıldığı nokta ise Gandalf dışında guptakilerden kimsenin kartallarla nasıl iletişime geçileceğini bilmemesidir.

6. İllüminati

İllüminati ve Masonluk Arasındaki Fark

Tolkien’in koyu bir katolik olması ve eserlerindeki alegorileri reddetmesine rağmen yine de inancının hikayelerinde etkisini gözlemlemek mümkün. Bazıları hatta onun İllüminati üyesi olduğunu ve İllüminati için çalıştığını iddia eder. Bu iddiayı öne sürenler Tolkien’ın İllüminati tarafından kullanılan bir kukla mı yoksa gönüllü mü olduğu noktasında emin değillerdir.

Teorisyenler İllüminati’nin modus operandi yani çalışma şeklinin vermek istedikleri mesajı başka insanlar üzerinden onları programlayarak verdiğini söyler. Teoriye göre yüzükler bu programın kontrol noktası şeklinde çalışır. Tolkien’in eserindeki yüzükler de işte bu İllüminati’nin karanlık lordları tarafından kitaba bilerek ve bir amaç için yerleştirilmiştir. Tolkien’in romanda kanbağını sık kullanması da İllüminati için önemlidir.

5. Gandalf = Iluvatar

Gandalf_the_White_returns

Tolkien’in kurgusal evreninde herşeye gücü yeten tek bir yaratıcı vardır o da Eru Ilúvatar’dır. İşte bu teori Gandalf’ın aslında Eru Ilúvatar olduğunu iddia eder. Mitolojiye göre Iluvatar evreni ve içindekileri yarattı fakat çok geçmeden işler ters gitmeye başladı. Tek bir yaratıcı tarafından önceden koyulan kurallarla yönetilmeyi herkes kabullenemedi. Iluvatar’ın ilk yarattıkları Ainur adında bir nevi meleklerdi. Türkçe’deki Aynur ismi belki buradan geliyordur. Bu meleklerden biri Melkor idi, daha sonra şeytan oldu ve Morgoth olarak adlandırıldı. Melkor Sauron’u kandırıp kendi emelleri için kullandı. İslamda ilk yaratılanlardan şeytanın isyan etmesi ve Adem ile Havva’yı kandırması gibi.

Morgoth yokedildikten sonra Sauron kötülük işlemeye devam etti. Onunla mücadele etmek de Gandalf’a düştü. Teoriye göre Gandalf Balrog ile savaşırken elinde Aron’un ateşini tuttuğunu söyler. Bu da Iluvatar’ın canlıları yaratırken kullandığı ateştir. Bu ateşi sadece Iluvatar kullanabildiğinden ve sadece onda bulunduğundan teoriyi öne sürenler bu nedenle Iluvatar’ın Gandalf ile aynı kişi olduğunu söyler. Bu şekilde Tanrı doğrudan olaylara müdahale etmemiş ve Gandalf kılığıyla savaşmıştır denir. Gandalf hep ortaklarının başı dara girdiğinden ortaya çıkar ve fiziksel olarak savaşmaz, sözleriyle herkesi etkiler ve yönlendirir.

4. Radagast Göründüğünden Farklı Biri Olabilir

Radagast-bird

Kahverengi Radagast ekranlarda ilk gözüktüğünde serinin hayranları arasında çok farklı tartışmalar oldu. Kitapta kendisinden çok az bahsedilen bu karakterin filmde canlandırılmayacağı düşünülüyordu. Peter Jackson’ın Radagast’ı çok absürt ve alakasız bir şekilde karakterize ettiği de söylendi. Teorilere göre kendisinden kitapta çok az bahsedilmesinin aslında karakterinin büyüklüğü ile ters bir orantısı vardı. Radagast kendisinden çok az bahsedilmesine rağmen Saruman ve Gandalf ile aynı sınıftandır. En büyük özellikleri arasında ağaçlarla ve hayvanlarla yani doğayla konuşabilmesi gösterilir. Radagast hayvanları casus olarak bilgi toplama amaçlı kullanır. Hatta kartallarla iletişime geçip onları Gandalf’a yardıma gönderenin de kendisi olduğu söylenir.

Radagast’ın yaşadığı ormanı hiç terketmediği ve oradan hiç çıkmadığı bilinir. Fakat The Two Towers’ta Aragorn Fangorn yakınlarında bir büyücü gördüğünü söyler. Gruptakiler bunun Saruman olabileceğini söyler fakat Aragorn bunu kabul etmez. Saruman’ın kafasında kukuleta var fakat benim gördüğüm büyücünün kafasında şapka vardı der. Gandalf’a sorduklarında o da kendisi olmadığını söyler. Bu durumda son ihtimal şapkalı büyücünün Radagast olduğu ve grubu yakından takip ettiğidir.

3. Dumbledore ve Grindelwal Mavi İstari’ler

310993_121176884650130_120725101361975_85832_1441609629_n

Gandalf, Saruman, ve Radagast haricinde isimsiz mavi elbiseli 2 büyücü daha vardır Tolkien evreninde. Bu iki büyücü de diğer üç büyücü ile birlikte eş zamanlı Orta Dünya’ya inmiştir. Diğer üç büyücü Sauron ile mücadele etmek için gönderilmişken bu iki mavi büyücü doğuya gönderilmiş ve bir daha kendilerinden haber alınamamıştır. Görevlerini tamamlayıp tamamlamadıkları, ölüp ölmedikleri veya kendilerini yaratana Iluvatar’a isyan edip etmedikleri hakkında hiç bir bilgimiz yok. Bu iki büyücü hakkında hiç bir şey bilinmiyor olması çeşitli spekülasyonlara ve teorilere yol açmıştır. Bunlardan en ilginci bu iki büyücünün Harry Potter evrenindeki Dumbledore ve Grindelwald olduğudur.

Teoriye göre Grindelwald’ın kullandığı Nurmengard hapishanesi Nuremberg ve Isengard kelimelerinin birleşimidir ve yine teoriye göre Dumbledore ve Grindelwald Iluvatar ve Valar’ın emirlerine uymayarak insanları kötülükten korumak için ne yapılması gerekiyorsa yapma yoluna girmişlerdir. Teoriye göre Dumbledore Grindelwald’ı yendikten sonra ve insanları Voldemort ve diğer geleek tehlikelere karşı hazır hale getirdikten sonra kendisi de ölmeye hazır hale geldi ve mezardan geriye dönmedi.

2. Yüzüklerin Efendisi büyücülüğü teşvik ediyor

Sonradan hıristiyan olan eski bir büyücüye göre Yüzüklerin Efendisi büyü ve cadı ökültünü tüm ABD’ye ve dünyaya yayarak ve hoş göstererek Şeytan’ın ordularına öncülük ediyor. Tolkien devrinde böyle bir kitabın yayınlanması bu külte önayak oldu ve ruhsal devrimi gerçekleştirdi. Tolkien’in seriyi sadece geceyarısı yazdığını ve 13 yıla yaydığını iddia ederler ki bu rakamın cadı ve büyücülükte bir anlamı olduğunu belirtirler.

1. Cadı Kral’ın Ölümü

eowyn

The Return of the King’in sonunda Eowyn ve Merry Witch-king of Angmar ile savaşır. Merry cadı kralı bıçaklar ve Eowyn de onu öldürür. Ölmeden önce cadı kral “No men can kill me (hiçbir insan/erkek beni öldüremez)” der. Bunun üzerine Eowyn maskesini çıkarır ve kendisinin erkek değil kadın olduğunu dolayısıyla onu öldürebileceğini söyler. Bazıları cadı kralı öldürenin Eowyn değil Merry olduğunu söyler.

Bazıları “No men can kill me” sözünün tüm insanlığı kastettiğini söyler. Dolayısıyla insan ırkından olmayan birinin onu öldürebileceği anlamına gelir bu. Bazıları da Merry’nin bıçağının Westernesse insanları tarafından bu tür yaratıkları öldürmek için yapıldığını iddia eder. Fakat Merry sadece bir kez bıçaklar cadı kralı ve asıl öldürücü vuruşu Eowyn yapar.