Fermi Paradoksu

0
550

Fermi paradoksu evrendeki varlığımızla ilgili soruları araştıran ve neden dış dünyalı canlılar tarafından halen tespit edilmediğimizi sorgulayan bir paradokstur. Fermi paradoksunu anlayabilmek için uzayı, evreni, yıldızları ve galaksileri çok iyi anlamak gerekir. Gelin hep birlikte bakalım.

Çok mutlu hissettmemizi sağlayan yıldızlı bir gecede kafamızı kaldırıp yukarıya baktığımızda şunu görürüz:

gokyuzu_yıldızlar

Bu epik güzellik karşısında bazıları geleneksel takılır, bazısı bu muazzam tablo karşısında vurulur, bazısı ise evrenin bu muhteşem büyüklüğü karşısında hayran hayran gökyüzünü izler. Bazısı bu manzara karşısında varoluşunu sorgular. Neticede herkes birşeyler hisseder.

Fermi paradoksu’na adını veren fizikçi Enrico Fermi de birşeyler hissetmişti ve hissettikleri kafasında şu soruyu meydana getirmişti: “Herkes nerede?“.

Çok yıldızlı bir gökyüzü çok geniş ve muazzam gözükür. Fakat aslında gördüğümüz yerel galaktik komşularımızdır. En açık gecelerde 2500’e kadar yıldızı gözlerimizle görebiliriz (galaksimizde yüz milyonlarca yıldız vardır) ve bu gördüğümüz yıldızlar bizden 1000 ışık yılından daha az uzaklıkta bir mesafededir. Dolayısıyla aslında baktığımız manzara şudur:

samanyolu2

 

Yıldız ve galaksileri incelediğimiz zaman veya üzerinde düşündüğümüz zaman pek çoğumuzun aklına şu soru gelir, “Başka yıldızlarda akıllı canlılar var mı?”. Bu soruya cevap verebilmek için biraz rakamlara bakalım önce;

100 ile 400 milyar arasında yıldız barındıran bir galaksimiz ve en az bu kadar sayıda galaksi barındıran gözlemlenebilir bir evrenimiz var. Dolayısıyla Samanyolu Galaksisi’ndeki her bir yıldız için apayrı bir galaksi var oralarda bir yerde. Bu da şu demek; yeryüzündeki tüm kumsallardaki her kum tanesi için 10.000 yıldız var yukarıda.

Bilim dünyası bu yıldızların yüzde kaçının güneşimiz gibi (aynı boyut, sıcaklık ve ışık) olduğu noktasında tam bir fikir birliğine varmış değil. Güneşimize benzer yıldızların olma ihtimali %5 ile %20 arasında değişiyor. En düşük yüzdeyi (%5) ve en az yıldız sayısını baz alırsak (1022) bu bize 500 kentilyon veya diğer bir deyişle 500 milyar milyar güneş benzeri yıldız sayısı verir. Yani en ufak değerleri alıyor olsak bile elde ettiğimiz rakam devasa. Güneş benzeri yıldızların sayısı 500 kentilyon. Bunu bir kenara bırakalım.

Peki bu güneş benzeri yıldızların yüzde kaçının yörüngesinde dünyamıza benzer bir gezegen olabilir? Dünyamıza benzer derken boyut, sıcaklık gibi yaşamın oluşmasını sağlayacak unsurları kastediyoruz. Bazı bilim adamları bu oranın %50 olduğunu söylüyor bazıları ise %22. Biz yine en düşük oranı alalım: %22. Yani bu şu demek; 500 kentilyon güneş benzeri yıldız var ve dünyamıza benzer yaşanabilir başka bir gezegenin bu yıldızların yörüngesinde olma ihtimali %1 ise toplam 100 kentilyon (milyar milyar) dünya benzeri gezegen var!

Şimdi, bundan sonrasında biraz spekülatif olacağız. Elimizdeki verilerden yola çıkarak çıkarımlarda bulunacağız. Elimizde evrende toplam 100 milyar milyar dünya benzeri gezegen olduğu bilgisi var. Şunu bir hayal edelim; bu gezegenlerin %1’inde yaşam meydana gelsin. Ve bu %1 gezegenlerde yaşam dünyamızdaki insanlar gibi akıllı bir seviyeye gelmiş olsun. Yani bu %1 gezegende akıllı canlılar olsun. Bu şu demek; gözlemlenebilir evrende 10 katrilyon akıllı medeniyet bulunmakta.

Şimdi galaksimize geri dönelim ve en düşük rakamları ve ihtimalleri baz alarak bir hesap daha yapalım. Samanyolu galaksisinde 100 milyar yıldız olduğunu düşünürsek; galaksimizde 1 milyar dünya benzeri gezegen ve 100.000 akıllı medeniyet olduğu sonucuna varırız. Bakın başka galaksilerde değil, kendi galaksimizde 1 milyar dünya benzeri gezegen ve 100.000 akıllı medeniyet var.

SETI (Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması) diğer akıllı yaşam birimlerinden gelen sinyalleri dinlemek ve araştırmak için kurulmuş bir organizasyon. Bu sinyalleri dinleyebilmek için geliştirdikleri muazzam güçlü anten ve uyduları var. Eğer galaksimizde 100.000 akıllı medeniyet var ise ve bu medeniyetlerden sadece bir kısmı bile başkalarıyla iletişime geçmek için sinyal gönderdiyse, SETI’nin bu güçlü uydularının bu sinyalleri yakalaması gerekmez mi?

Fakat yakalanmış herhangi bir sinyal yok. Sıfır.

Peki o zaman soru şu;

Herkes nerede?

İş bu noktada biraz daha ilginç bir hal alıyor. Güneşimiz evrenin yaşam döngüsü içerisinde aslında oldukça genç sayılır. Güneşimizden ve dünyamızdan çok çok daha eski ve yaşlı güneş ve gezegenler var. Bu da şu demek; bu daha yaşlı dünya benzeri gezegenlerde medeniyet ve teknoloji bizimkinden çok çok daha ileri bir seviyede. Örnek olarak gelin 4.54 milyar yaşındaki dünyamızla 8 milyar yaşındaki X gezegenini karşılaştıralım.

fermi_paradoksu

Eğer X gezegeninin dünya gibi benzer bir yaşam hikayesi var ise, gelin oradaki medeniyetin bugün nerede olacağına bir bakalım.

fermi_paradoksu2

Bizden 1000 yıl ilerde bir medeniyetin teknolojisi ve bilgisi bile bizi şok etmeye yeter iken bizden 1 milyon yıl ilerde bir medeniyetin teknolojisi ve bilgisini tahmin bile edemeyiz. Ve bu örnekte X gezegeni bizden tam 3.4 milyar yıl ilerde. Milyon değil dikkat edin milyar…

Kardaşev skalası denilen bir şey var. Rus astronom Nikolai Kardashev’in galaktik uygarlıklar için oluşturduğu teorik sınıflandırma. Bu sınıflandırmaya göre galaktik akıllı medeniyetler kullandıkları enerji miktarına göre üç ana kategoriye ayrılır;

Tip 1 Medeniyet: Bu kategorideki medeniyetler enerjilerinin tamamını kendi gezegenleri üzerinde kullanır. Biz bu gruba girmiyoruz. Carl Sagan bunu hesaplamak için bir formül geliştirdi ve formüle göre biz 0.7 Tip medeniyet grubuna giriyoruz.

Tip 2 Medeniyet: Bu kategorideki medeniyleter bütün enerjilerini misafiri oldukları yıldızda kullanırlar. Bizim sınırlı ve güçsüz Tip 1 beyinlerimiz bunu algılamakta ve hayal etmekte zorlanır fakat Dyson Küresi gibi şeylerde şansımızı deniyoruz.

Dyson Küresi

Tip 3 Medeniyet: Diğer iki tip medeniyeti yok edecek güçte, tüm Samanyolu Galaksisi’nin gücüne erişebilecek kapasitede.

Eğer bu derece ileri bir seviyenin yakalanmasının mümkün olmadığını düşüyorsanız yukarıda örneğini verdiğimiz X gezegenini ve 3.4 milyar yıllık gelişim seviyesini düşünün. Eğer X gezegenindeki bize benzer bir medeniyet vardıysa ve bu medeniyet Tip 3 seviyesine kadar ilerlediyse, doğal olarak bu medeniyetin yıldızlar arası seyahatte çoktan uzman olduklarını ve hatta bütün bir galaksiyi kolonize edecek güce sahip olduklarını düşünebiliriz.

Bir hipoteze göre galaktik kolonizasyon şöyle gerçekleşecek; diğer gezegenlere seyahat edebilen makineler geliştirilecek, bu makineler vardıkları gezegende 500 yıla yakın bir zaman harcayarak oradaki materyalleri kullanarak kendi benzerlerini oluşturacak ve bu benzerlerini başka gezegenlere gönderecek ve bu şekilde devam edecek. Işık hızında değil de normal hızda seyahat edilse bile bütün bir galaksinin kolonizasyonu için 3.75 milyon yıl gerekli ki bu süre milyarlarca yıla kıyasla bir göz kırpması hızında gerçekleşir:

One hypothesis as to how galactic colonization could happen is by creating machinery that can travel to other planets, spend 500 years or so self-replicating using the raw materials on their new planet, and then send two replicas off to do the same thing. Even without traveling anywhere near the speed of light, this process would colonize the whole galaxy in 3.75 million years, a relative blink of an eye when talking in the scale of billions of years:

galaksi_kolonizasyonu

Speküle etmeye devam edelim, eğer akıllı medeniyetlerin sadece %1’i bile bütün galaksiyi kolonize edecek Tip 3 türü medeniyet seviyesine ulaşmayı başarabilirse, yukarıdaki hesaplamalarımıza göre sadece kendi galaksimiz içerisinde en az 1000 adet Tip 3 türü medeniyet olması gerekir. Ve bu şekilde muazzam güçte bir medeniyetin varlığı galaksi içerisinde kendisini muhakkak hissettirirdi. Fakat gelin görün ki; hiçbir şey görmüyoruz, hiçbir şey duymuyoruz ve hiç kimse tarafından ziyaret edilmiyoruz. O zaman akıllaran gelen soru şu:

Peki o zaman herkes nerede?

Fermi Paradoksu

Fermi paradoksuna hoş geldiniz.

Fermi paradoksuna verebileceğimiz bir cevabımız yok, sadece “muhtemel açıklamalarımız” var. Ve bu muhtemel açıklamaları 10 farklı bilim adamına sorarsanız, hepsinden 10 farklı cevap almanız da muhtemeldir. Eskiden nasıl insanlar dünyanın düz mü yuvarlak mı olduğu, güneş ışıklarının Zeus tarafından gönderildiği gibi konularda tartışırlardı, şimdi biz de Fermi paradoksunun soruları ile kafa yoruyoruz.

Şimdi Fermi paradoksuna cevap bulmaya çalışan açıklamaları geniş kategorilerde inceleyelim. Bu açıklamalar Tip 2 ve Tip 3 türü medeniyetlerin olmadığını varsayanlar ile bu medeniyetlerin var olduğunu varsayanlar ve bizim onları görmüyor ya da duymuyor oluşumuzu başka sebeplere bağlayanlar:

Grup 1 Açıklaması: Evrende Tip 2 ve Tip 3 türü ileri seviye medeniyetlerin var olduğuna dair herhangi bir iz ya da işaret yok çünkü bu şekilde ileri seviye medeniyetler yok.

Grup 1’in açıklamasını kabul edenler “Evrende çok ileri seviyede medeniyetler var fakat onlardan hiçbiri bizimle iletişime geçmedi çünkü __________” şeklindeki teorileri reddederler. Grup 1’deki insanlar  “yüz binlerce ya da milyonlarca ileri medeniyet olmalı ve bunlardan en az 1 tanesi bu kurala uymamalı” şeklindeki matematiksel hesaplamalara bakarlar.

Bu nedenle, Grup 1 açıklamalarına göre evrende hiçbir ileri seviye medeniyet olmaması lazım. Matematiksel hesaplamalar ise sadece bizim galaksimizde binlerce olduğunu gösterdiğine göre başka bazı ne olduğunu bilmediğimiz şeyler var.

İşte bu ne olduğunu bilmediğimiz şeyin adı The Great Filter yani Büyük Filtre.

Büyük Filtre teorisi şunu der; yaşam öncesi evre ile Tip 3 medeniyetleri arasında bir yerde duvar gibi bir şey var ve bu duvara yaşam gelip toslamakta ve ilerleyememekte. Bu duvarın olduğu noktada öyle bir uzun evrimsel gelişim evresi var ki, yaşam bu evreden öteye geçemiyor ve ilerleyemiyor. İşte bu evrenin adı Büyük Filtre.

büyük filtre

Eğer bu teori doğru ise, bu noktada sormamız gereken soru şu: zaman çizelgesi içerisinde Büyük Filtre tam olarak nerede meydana gelmekte?

İnsanlığın kaderi noktasından baktığımızda aslında bu soru çok önem arz ediyor. Büyük Filtre’nin nerede meydana geldiğine bağlı olarak, üç ihtimalimiz var: Çok nadir bir türüz, filtreyi geçen ilk türüz veya filtreyi aşamıyoruz ve yandık.. Şimdi bu 3 ihtimali inceleyelim.

1. Nadir bir türüz (Büyük Filtre gerimizde kaldı)

İlk ihtimal olarak umut edelim ki Büyük Filtre gerimizde kaldı ve biz bir şekilde onu aşmayı başardık ki bu da bizim yaşam seviyemizin oldukça nadir olduğunu gösterir. Aşağıdaki diagram sadece iki türün filtreyi aştığını gösteriyor ve bunlardan biri de biziz.

büyük filtre3

Bu senaryo neden herhangi bir Tip 3 medeniyetinin var olmadığını da açıklıyor.. fakat aynı zamanda bizim bu aşamaya kadar gelebilmiş nadir bir tür olduğumuzu da söylüyor. Yani umut var demektir. Bu teori bizim özel bir tür olduğumuzu da söylüyor. Çünkü bir şekilde filtreyi geride bırakmışız. Fakat bilim adamlarının “Gözlem seçimi etkisi” dedikleri bir şey var. Bu etkiye göre kendisinin nadir ve özel olduğunu varsayan türlerin ya gerçekten nadir ve özel ya da oldukça yaygın olduğu söylenebilir. Bu da bizim özel olma durumumuzun en düşük ihtimal olduğunu gösterir.

Ve eğer özel bir tür isek, tam olarak ne zaman özel bir tür olduk? Örneğin; herkesin sıkışıp kaldığı fakat bizim aşmayı başardığımız büyük filtre adımında mı?

Bir ihtimal: Büyük Filtre en başlangıçta olmuş olabilir ve yaşamın başlamasını engellemiş olabilir. Bu ihtimal bir aday. Çünkü dünyanın oluşması milyarlarca yıl aldı ve bu oluşma olayını laboratuvarlarda gerçekleştirmeyi denedik fakat başarısız olduk. Eğer bu nokta Büyük Filtre dediğimiz nokta ise o zaman evrende bizden başka canlıların olmamasının yanında hiç bir yaşamın da olmadığını söyleyebiliriz.

Diğer ihtimal: Büyük Filtre basit prokaryot hücreden kompleks ökaryot hücreye zıplama evresi olabilir. Prokaryotlar oluştuktan sonra neredeyse 2 milyar yıl hiç değişmeden ve evrim geçirmeden o şekilde kaldı. Daha sonra büyük bir evrimsel sıçrayış ile kompleks hale geldi ve çekirdeğe sahip oldular. Eğer Büyük Filtre bu aşama ise evren basit prokaryot hücrelerle kaynıyor ve bundan başka da bir şey yok.

Bu ihtimallerin dışında başka ihtimaller de var. Örneğin şu anki akli durumumuza erişimimiz ve beynimizi kullanmaya başlamamız en son geçirdiğimiz evrimsel sıçrayış noktası ve Büyük Filtre olmaya aday. Yarı-akıllı yaşamdan (şempanze) akıllı yaşama (insan) sıçrayış çok büyük mucizevi bir sıçrayış olarak görülmese de, Steven Pinker evrimin salt ileriye gidiş olmadığını ve bir adaptasyon ve hayatta kalma süreci olduğunu belirtir.

Pek çok evrimsel sıçrayış Büyük Filtre olmaya aday değildir. Büyük Filtre olmaya aday olayların milyarda bir tip olması ve tamamen manyak ve deli bir olayın vuku bulması ve yine deli bir istisnanın vuku bulması gerekir. Bu nedenle tek hücreden çok hücreye geçiş büyük filtreye aday değildir çünkü en az 46 defa gerçekleşmiş ve sadece bizim gezegenimizde meydana gelmiştir. Aynı sebepten ötürü, Mars yüzeyinde fosilize olmuş ökaryot bir hücre bulursak, yukarıda bahsettiğimiz “basit hücreden kompleks hücreye geçiş” sıçrayışı için Büyük Filtre olmaya aday olmazdı. Çünkü hem dünyada hem Mars’da meydana geldiği için ve milyarda bir meydana gelen deli manyak bir olay olmadığı için bu kategoriye girmiyor.

Eğer özel ve nadir bir tür isek, tesadüfi bir biyolojik olaydan dolayı olmuş olabilir. Bu durumu inceleyen Rare Earth Hypothesis adı verilen Nadir Dünya Hipotezi diye bir hipotez var. Bu hipotez dünya benzeri şartlara sahip olabilecek gezegenlerin çok az olduğu düşüncesini öne sürer.

2. Filtreyi geçen ilk türüz.

büyük filtre4

Grup 1’daki bilim adamları; eğer Büyük Filtre gerimizde kalmadıysa evrendeki koşullar Büyük Patlama’dan sonra ilk kez akıllı yaşamın gelişmesine izin verecek noktaya ulaştı demektir şeklinde düşünür. Bu durumda biz ve diğer pek çok tür süper-zeka ileri bir yaşama doğru yol alıyor olabiliriz ve bu sıçrayış henüz gerçekleşmedi. İlk süper-akıllı medeniyet olma noktasında doğru zamanda doğru yerde olmuş olabiliriz.

Bu teorinin gerçekleşmesine izin verecek fenomenlerden birisi de uzak galaksilerdeki devasa patlamalardan meydana gelen gama ışınlarının yaygınlığıdır. Nasıl milyonlarca yıl önce meteorlar ve yanardağlar dünya üzerinde yaşamı yok edip yeni bir yaşamın başlamasına sebep oldularsa, aynı şekilde gama ışınları da tekrar yaşamı yok edip yeni bir yaşamı başlatabilir.

3. Filtreyi aşamıyoruz ve yandık..

büyük filtre5

Grup 1’deki düşünürler eğer nadir veya erken bir tür isek Büyük Filtre gelecekte bir yerde bizi bekliyor şeklinde görüş belirtir. Bu şu demek, bulunduğumuz noktada yaşam evrim geçiriyor fakat bir şey bu yaşamın daha ileri gitmesini ve yüksek seviye bir medeniyete ulaşmasını engelliyor.

Gelecekteki muhtemel Büyük Filtre’lerden biri gama ışın yanması olabilir ve dünya üzerindeki yaşamın aniden son bulması göz açıp kapayıncaya kadar meydana gelebilir. Başka bir ihtimal ise bütün ileri seviye akıllı medeniyetlerin belirli bir teknolojik seviyeyi geçtikten sonra kendilerini yok etmeleri de olabilir.

Oxford Üniversitesi felsefecilerinden Nick Bostrom yukarıda sıraladığımız bütün bu ihtimallerin hiçbirinin bizim için iyi olmadığını söyler. Mars yüzeyinde basit bir yaşamın keşfi bile bizim açımızdan çok büyük bir gelişme olur çünkü böylelikle geride bıraktığımız potansiyel Büyük Filtre’lerden birkaçını elemiş oluruz. “Ve eğer Mars yüzerinde yaşama ait bir iz bulabilirsek bu insanlığın görmüş olacağı en kötü haber olur” der Bostrom, çünkü o zaman anlarız ki Büyük Filtre kesinlikle bizim önümüzde bir yerlerde ve aşılamadığından türlerin bir nevi kıyameti hükmünde. Bostrom Fermi paradoksu için ise “Geceleri gökyüzünün sessizliği altındır” der.

Grup 2 Açıklaması: Evrende Tip 2 ve Tip 3 türü ileri seviye medeniyetler var ve onları henüz duymamış ve görmemiş olmamızın mantıklı nedenleri de var.

Grup 2’deki düşünürler insan türünün nadir, özel ve ilk olduğuna dair tüm teorileri çöpe atar ve tam tersine Sıradanlık İlkesi‘ni savunurlar. Sıradanlık İlkesi şunu der; biz özel değiliz, sıradanız, milyarlarca yıldız içerisinde dünya gibi bir yaşamın oluşması gayet sıradan bir olaydır. Galaksimiz, evrenimiz, güneş sistemimiz, gezegenimiz ve ulaşmış olduğumuz medeniyet seviyesinin özel ve nadir olma gibi bir durumu aksi ispat edilinceye kadar yoktur. İleri seviye medeniyetlerin varlığını kabul ederler ve bunu aşağıdaki muhtemel açıklamalarla yaparlar;

İhtimal 1) Süper zeki üstün medeniyetler dünyamızı çoktan ziyaret etmiş olabilirler, fakat muhtemelen o zaman henüz biz yoktuk ya da onları kavrayacak akıl seviyesine ulaşmamıştık. İnsanlık dünya üzerinde yaklaşık 50.000 yıldır var. Dünyanın yaşının 4.5 milyar olduğunu düşündüğümüzde 50 bin yıl neredeyse saniye gibi gelir. İleri seviye yıldızlar arası medeniyetler bizi 50 bin yıldan önceki bir zaman diliminde ziyaret etmiş olabilirler.

İhtimal 2) Galaksimiz zaten çoktan kolonize edildi fakat biz galaksinin çok ıssız ve tenha bir köşesinde yaşamaktayız. Bu da bir ihtimal. Belki de süper üstün medeniyetler galaksiyi çoktan kolonize ettik fakat bizler çok ıssız ve tenha ve ücra bir köşede yaşıyor olabiliriz. Nasıl ki Doğu’da kışın aşırı kardan dolayı yollar kapanır ve dış dünya ile iletişim yaz mevsimine kadar kesilir. Belki bizim dünyamız da galaksinin çok ücra ve uzak bir köyüdür.

İhtimal 3) Bir bölgeyi fiziksel olarak kolonize etmek ileri seviye medeniyetler için belki de çok çağ dışı ve saçma bir konseptir. Belki de Tip 2 kategorisindeki bir medeniyet için galaksinin diğer bölgelerindeki gezegenleri kolonize etmenin bir anlamı ve getirisi yoktur. Kendi enerjileri kendilerine yetiyordur. Başka gezegenlerdeki canlılarla iletişime geçmeye ihtiyaç duymuyorlardır.

Hatta biraz daha ileri gidip şunu söyleyebiliriz; çok ileri seviye medeniyetler belki de tüm fiziksel dünyayı çok ilkel bir yer olarak görüyorlardır, çok uzun zaman önce kendi biyolojilerini keşfetmiş ve beyinlerini sanal bir gerçekliğe yüklemişlerdir. Sanal bir dünyada yaşadıklarından fiziksel dünya onlara çok ilkel geliyor olabilir. Biyolojinin, ölümün, isteklerin, arzuların, hastalıkların ve ihtiyaçların olduğu fiziksel bir dünya onlara çok ilkel geliyor olabilir. Bu tür bir ortamda yaşayan canlılarla iletişime geçmeyi gereksiz buluyor olabilirler.

İhtimal 4) Evrende çok korkunç, yırtıcı medeniyetler var ve ileri seviye akıllı yaşama ulaşmış medeniyetler bu türden korkunç medeniyetlere yerlerini belli etmemek için sinyal göndermiyor ve kimseyle iletişime geçmiyor. Bu ihtimal de korkutucu bir ihtimal ve belki de SETI uydularının herhangi bir sinyal almamasının sebebi budur. Belki bizler de çok acemi bebek statüsündeki bir medeniyetiz ve çok naif bir şekilde içerisinde korkunç medeniyetlerin olduğu evrene sinyaller gönderip yerimizi belli ediyoruz. Hatta bununla ilgili süregelen tartışmalar da vardır. SETI kullanıp başka gezegenlerle iletişime geçmeli miyiz yoksa geçmemeli miyiz şeklinde. Stephen Hawking “uzaylılar bizi ziyaret ederse sonuç Kolombo’nun Amerika’yı keşfettiğinde yerlilere yaptıkları gibi sonuçlar doğurabilir” der. Carl Sagan ise ileri seviye medeniyetlerin iyi ve yardımsever olacaklarını, kötü ve korkunç olmayacaklarını öne sürer fakat buna rağmen yabancı ve belirsiz galaksideki acemi bebeğin yani bizlerin uzun bir zaman sadece dinlemesi gerektiğini ve bu bilinmez ormana doğru sinyaller göndererek bağırmaması gerektiğini söyler.

İhtimal 5) Evrende süper predator yani süper yırtıcı konumunda tek bir medeniyet var ve bu medeniyet diğerlerinin gelişimini engelliyor. Bu ihtimal doğruysa yandık. Kısıtlı kaynaklardan dolayı bir tür süper ileri bir seviyeye ulaştı fakat adeta bir virüs gibi diğer türleri engelliyor ya da yok ediyor. Bu yüzden ilk olarak hedefe varan kazanıyor. Tek kazanan var. Diğerlerinin şansı yok. Bizimle iletişime geçmemelerinin sebebi bu olabilir zira sadece bir tane tür ileri seviyeye ulaştı ve tek başına orada takılıyor.

İhtimal 6) Bizimle iletişime geçmeye çalışan çok fazla medeniyet var ve bize sürekli sinyaller gönderiyorlar fakat bizim teknolojimiz çok ilkel olduğundan onların sinyallerini alamıyoruz ya da yanlış yerleri dinliyoruz. Örneğin modern bir binaya girdiğinizi düşünün. Bu binadan binlerce ofis çalışanı var ve birbirleriyle email aracılığıyla mesajlaşıyorlar. Fakat biz bu binaya girince walkie-talkie kullanarak onlarla iletişime geçmeye çalışıyoruz. Hiçbiri walkie-talkie kullanmadığı için kimseyle iletişime geçemiyoruz.

İhtimal 7) Diğer uzay dışı canlılardan sinyaller alıyoruz fakat hükümetler bunu gizliyor. Bu komplo teorilerini sevenler için ideal. Düşük de olsa böyle bir ihtimal var olduğundan listeye almamız gerekli.

İhtimal 8) Dünya dışı ileri seviye medeniyetler bizim farkımızdalar ve bizi gözlüyorlar. (Hayvanat Bahçesi Teorisi) Bu teoriye göre dünya dışı varlıklar var ve bizi biliyorlar ve hatta bizi hayvanat bahçesini seyrediyor gibi seyrediyorlar. “Bak ama dokunma” kuralı ile bizi izliyorlar. Onları göremiyoruz ama onlar bizden haberdar. Çünkü bizden daha akıllı bir varlık bizi gözlemek isterse bizden habersiz bunu yapmanın da bir yolunu bulacaktır. Belki de onların seviyesine gelinceye kadar düşük seviyedeki varlıklara kendilerini göstermiyorlardır.

İhtimal 9) Dünya dışı ileri medeniyetler içimizde yaşıyorlar fakat biz çok ilkel olduğumuzdan onları göremiyoruz. Bu durum şöyle özetlenir; diyelim ki 100 katlı bir gökdelenin hemen dibinde bir karınca kolonisi yaşıyor. Bu karınca kolonisinin hemen yanı başında bir otoyol geçiyor. Karıncalar bu otoyolun ne olduğunu bilebilir mi? Yanıbaşlarındaki gökdelende ne olup bittiğini idrak edebilirler mi?

Dünya dışı varlıklar bizimle neden iletişime geçmiyor diye sormadan önce belki de şunu kendimize sormamız lazım; Peru’yu ziyarete gittiğinizde oradaki küçük bir karınca kolonisini de gidip ziyaret etme gereği duyuyor musunuz? Hayır. Neden? Çünkü karınca kolonisini ziyaret ederek elde edebileceğiniz hiç bir şey yok. Boşuna zaman kaybı olacaktır. Karınca kolonisi görmek isterseniz youtube açıp belgeselini de izleyebilirsiniz. Belki de bizim durumumuz da bu şekildedir. Koskoca kainattaki küçük bir karınca kolonisiyizdir.

İhtimal 10) Gerçekliğin ne olduğu hakkında tamamen yanılgılar içerisindeyiz. Gerçeklik ile ilgili düşüncelerimizde tamamen yanılıyor olabiliriz. Belki evren sadece bir hologramdır. Belki sadece bir simülasyondur. Belki de bizler buraya deney için yerleştirilmiş sanal varlıklarız.

Fermi paradoksu insanın düşünce sınırlarını zorlayan ilginç paradokslardan biridir. Pek çok bilim adamı bu paradoksa karşı anti-tezler de geliştirmiştir. Fermi paradoksu ile ilgili internet üzerinden çok çeşitli kaynaklara da ulaşabilir ve konu hakkında detaylı bilgi edinebilirsiniz.

Not: Fermi paradoksu ile ilgili bu yazı http://waitbutwhy.com/2014/05/fermi-paradox.html adresinden tercüme edilmiştir.

PAYLAŞ

Sizin de söyleyecekleriniz varsa lütfen yazın