İnsanlar Üzerinde Yapılmış 10 Korkunç Deney

0
968

Tarih boyunca insanlar üzerinde sistematik, bilimsel araştırmalara yönelik deneyler yapılagelmiştir. İnsanlar üzerinde yapılan deneylerde araştırma etikleri zaman içerisinde değişim göstermiştir. Geçmişte bu deneyler daha çok savaş esirleri ve köleler üzerinde gerçekleştirildi. Bazı durumlarda doktorlar başkalarının hayatını tehlikeye atmamak için deneyleri kendi üzerlerinde yaptı. Buna self-experiement yani kendi kendine deney deniyor. Bu yazıda insanlık tarihi boyunca insanlar üzerinden gerçekleştirilmiş en şeytani ve en korkunç 10 deneyi inceliyor olacağız. Yazının içeriği hassas okuyucular için depresif ve üzücü bilgiler içeriyor olabilir.

10. Stanford Hapishane Deneyi

https://www.youtube.com/watch?v=RpDVFp3FM_4

Stanford hapishane deneyinin amacı hapis yatmanın mahkumlar ve gardiyanlar üzerindeki psikolojik etkisini incelemekti. Deney 1971 yılında Stanford Üniversitesi’nde profesör Philip Zimbardo tarafından gerçekleştirildi. ABD Deniz Araştırmaları Kurumu ve ABD Deniz Kuvvetleri tarafından finanse edildi.

Stanford Psikoloji bölümü binasının altında bir hapishane ortamı oluşturuldu. Toplam 24 öğrenci seçildi ve bunların rastgele bir kısmına gardiyan, diğer bir kısmına ise mahkum rolü verildi. Deneye katılan öğrenciler profesörün beklentilerinin çok çok ötesinde bir adaptasyon gösterdi ve hatta gardiyanlar mahkumlara fiziksel şiddet bile uyguladı. Pek çok mahkum gardiyanların işkencesine rıza gösterdi ve diğer mahkumlara saldırmayı kabul etti. Deney profesör Zimbardo’yu bile etkiledi ve bazı şiddet uygulamalarına izin verdi. Deneyin başlamasından kısa süre sonra iki katılımcı travma geçirerek deneyden ayrıldı ve 6 gün sonra da deney sonlandırıldı. Deneyin bazı kısımları video ile kaydedildi ve kamuoyu ile paylaşıldı. Deney sonucunda gardiyan rolündeki katılımcıların üçte birinin gerçekten sadistik psikoloji içinde olduğu tespit edildi.

Profesör ve ekibinin amacı hapishanelerdeki bozuk ve şiddete meyilli ortamın mahkum ve gardiyanların kişiliklerinden kaynaklandığına dair hipotezi test etmekti. Katılımcılara 2 haftalık bir hapishane simülasyonu içerisinde olacakları söylendi. 75 gönüllü katılımcı arasından psikolojik olarak stabil ve sağlıklı gözüken 24 erkek seçildi. Katılımcıların çoğunluğu orta sınıftan idi. Suç geçmişi, psikolojik rahatsızlığı ve sağlık sorunları olanlar özellikle seçilmedi. Katılımcılar 2 haftalık deneye günde 15$ karşılığında katılmayı kabul ettiler.

Deney Stanford Psikoloji bölümünün alt katında gerçekleştirildi. 12 kişi gardiyan, 12 kişi de mahkum olarak belirlendi. Profesör ve ekibinden bir asistan hapishane müdürü görevindeydi. Profesörün amaçlarından biri de deneklerde duyarsızlaşma, kişiliğini kaybetme ve çözülmeyi tetiklemekti.

Deneyden bir gün önce gardiyan rolündeki deneklere bir eğitim verildi. Mahkumlara hiçbir durumda fiziksel şiddet uygulamamaları söylendi. Daha sonra yayınlanan görüntülerde profesörün gardiyanlara “Mahkumlar üzerinde korku yaratabilirsiniz. Herşeylerinin bizim elimizde olduğu duygusunu verebilirsiniz. Bizim tarafımızdan kontrol edildikleri duygusunu onlara aşılayabilirsiniz. Bütün bir gücün bizde olduğunu ve onların sıfır güce sahip olduğunu kendilerine belletebilirsiniz” şeklinde eğitim verdiği görülüyor.

Gardiyanlara denek mahkumlar üzerinde otorite kurabilmeleri için tahta birer cop, göz kontağını kesmek için siyah gözlük ve gardiyan kıyafeti verildi. Mahkumlara ise hapishane önlüğü ve ayaklarına kelepçe giydirildi. Gardiyanlara mahkumları isim yerine üzerlerinde yazan rakamlarla çağırmaları söylendi.

Deney gereği mahkumlar evlerinden tutuklanarak götürüldü. Tutuklama sırasında yerel polis şefi de yer aldı ve normal bir tutuklamada yapılan tüm prosedürler gerçekleştirildi. Hapishaneye her odada 3 mahkum kalacak şekilde yerleştirildiler. Mahkumlar bütün deney boyunca odalarında kalmak zorundaydılar. Gardiyanlar da vardiyalar halinde çalıştı.

İlk gün tamamen sorunsuz ve olaysız geçti.

İkinci gün mahkumlar hücre kapılarını yataklarıyla kapatıp dışarı çıkmayı reddettiler. Gardiyanlar ellerindeki yangın söndürücüler ile mahkumlara saldırdı. 3 gardiyan ile 9 mahkumu kontrol etmenin zor olduğunu anlayan gardiyanlardan biri mahkumları kontrol altına alabilmek için psikolojik taktik uygulamayı önerdi. Özel bir oda kurup isyana katılmayan mahkumlara burada özel ödüller verdiler. Bu ödüller arasında daha güzel ve lezzetli yiyecekler vardı. 36 saat sonra mahkumlardan biri delirmişcesine bağırmaya ve tuhaf hareketler sergilemeye başladı. Profesör bu katılımcının gerçekten psikolojik rahatsızlığı olduğu kanısına varınca onu deneyden çıkardı.

Gardiyanlar mahkumları kendilerine verilen rakamları tekrar etmeye zorladı. Böylelikle yeni kimliklerini kendilerine kabul ettirmeye çalıştılar. Emirleri yerine getirmeyen mahkumlara sürüncemeli ve uzun süren alıştırmalar yaptırılarak fiziksel şiddet uygulandı. Mahkumların sadece kendilerine verilen kutulara dışkılarını yapmalarına izin verildi. Battaniyeleri ve yatakları alınarak yerde yatmaya zorlandılar. Bazı mahkumlar çıplak durmaya zorlandı. Deney devam ettikçe bazı gardiyanlar aşırı şiddete meyyal duruma geldi ve deney sonucunda gardiyanların üçte birinin saf sadistik karaktere sahip olduğu ortaya çıktı. Halbuki bu göreve seçilenler psikolojik olarak en sağlıklı deneklerdi. Pek çok gardiyan deneyin 6 gün sonra sonlandırılmasına sinirlendi. Kendilerini o kadar kaptırmışlardı ki deneyin devam etmesini istiyorlardı.

Deneyi izleyen 50’den fazla gözlemci vardı. Bunların çoğunluğu üniversitenin araştırma görevlilerinden oluşuyordu. Bunlardan biri de profesörün daha sonra evleneceği bir öğrencisiydi. Bu öğrenci deneyin ahlaki ve etik kuralların dışına çıktığını ve bu yüzden sonlandırılması gerektiğine profesörü ikna edince 6ncı günün sonunda deney iptal edildi. Deneyi izleyen 50’den fazla gözlemci içinde sadece 1 kişi deneyin etik olmadığı fikrini ortaya atmıştı.

Deneyin sonuçları bilim dünyasında çok tartışıldı. Deneyden elde edilen veriler otoritenin gücü ve zihinsel uyumsuzluk teorisi gibi alanlarda kullanıldı. Deney sonucu insanların bulundukları ortama göre tepkiler verdiğini ve karakterlerini, davranışlarını değiştirdiği savını güçlendirdi.

2004 yılında Irak’taki Ebu Garip hapishanesinde işkence görüntüleri ve skandalı ortaya çıkınca profesör Zimbardo Irak’taki hapishanede yaşananlar ile kendi deneyinde yaşananlar arasındaki benzerliklerin çok fazla olduğu yönünde bir açıklama yaptı. Hatta daha sonra bu hapishanedeki gardiyanların yargılanma süreçlerini yakından takip etti ve uzman sıfatıyla duruşmalara katıldı. Sonrasında The Lucifer Effect: Understanding How Good People Turn Evil adlı bir kitap yazdı. Kitabında Stanford hapishane deneyi ile Ebu Garip hapishanesindeki işkencelerin arasındaki benzerlikleri inceledi.

9. Monster Study (Canavar Deneyi)

kekeme_deneyi

1939 yılında ABD’nin Iowa eyaletinde 22 yetim çocuk üzerinde kekemelikle ilgili bir deney yapıldı. Deneyi Iowa Üniversitesi’nden Dr. Wendell Johnson yaptı. Wendell, kendi öğrencilerinden birini deneyi yapmakla görevlendirdi ve kendisi de deneyi yakından takip etti. Deneyi yapanlar düzgün konuşmayla ilgili bir müddet eğitim verdikleri çocukları iki ayrı gruba ayırdılar ve ilk gruba olumlu bir geri bildirim verdiler. Çok düzgün konuştuklarını ve mükemmel bir iş çıkardıklarını söylediler. İkinci gruba ise tamamen negatif ve olumsuz görüşler bildirip çok kötü konuştuklarını ve hepsinin birer kekeme olduğunu ve yaşamları boyunca kekeme kalacaklarını söylediler. Negatif geri bildirim alan gruptaki normal çocukların çoğu hayatları boyunca psikolojik rahatsızlık ve konuşma bozukluğu yaşadı. Wendell’in akademik çevreden arkadaşları bu deneye Monster Study yani Canavar Deneyi adını verdiler çünkü Wendell’in sırf hipotezini test etmek için yetim çocukları kullandığını söylediler. O zamanlar Nazi’lerin insanlar üzerinde yaptığı deneylerden dolayı yargılanmaları devam ettiği için Dr. Wendell de bu deneyi korkup gizledi. Kendisinin de yargılanabileceğini düşündü ve deney sonuçları hiçbir zaman yayınlanmadı. Deneye ait tek bilgi Wendell’in öğrencisinin tuttuğu notlar oldu.

2001 yılında Iowa Üniversitesi deneyden ötürü resmi bir özür yayınladı.

8. Project 4.1 (Nükleer Serpinti Deneyi)

300px-Project_4.1_figures

1 Mart 1954’te ABD tarafından Marshall Adaları’nda yaşayan halk üzerinde bir nükleer serpinti deneyi yapıldı. Deneye Project 4.1 adı verildi. Deneyde ABD’nin Castle Bravo kod adı verdiği Hidrojen bombası Marshall Adaları yakınlarındaki bir mercan adasında patlatıldı. Patlama sonucu beklenmedik büyüklükte bir nükleer serpinti meydana geldi.

Deneyin ABD tarafından bilerek yapıldığı ve asıl amacın civarda yaşayan halk üzerine nükleer serpinti yaymak ve bunun sonuçlarını inceleyerek ilerde olası bir nükleer savaşta yaşanacaklar için tıbbi önlem almak olduğu ileri sürüldü.

Konuyla ilgili hazırlanan Project 4.1 raporuna göre deneyden sonra adalarda yaşayan hamile kadınların çocuk düşürme oranlarının ikiye katlandığı ve çocuklarda büyüme zorluğu yaşandığı gözlemlendi. Tiroid kanseri ve anormal doku büyümeleri de gözlemlenen vakalar dahilindeydi.

7. MKUltra Projesi (CIA Zihin Kontrolü)

mkultra_proje

MKUltra projesi CIA’in zihin kontrol programı olarak da bilinir. MKUltra CIA tarafından illegal bir şekilde insanlar üzerinde yapılan deneye verilen isim. Deneyin amacı işkence ve sorguda insanları etkisizleştirip zihinlerini kontrol etemkte kullanmak üzere ilaç ve prosedürler geliştirmekti. Program 1950’lerin başında başladı, 1953’te resmi olarak tasdik edildi, 1964’te kapsamı daraltıldı ve 1973 yılında tamamen sonlandırıldı.

Program pek çok illegal aktivitede bulundu. Pek çok ABD’li ve Kanadalı vatandaş üzerinde deneyler yapıldı. MKUltra projesiyle deneklerin zihin kontrolünü ele geçirebilmek, beyin fonksiyonlarını değiştirmek için pek çok farklı metodoloji kullanıldı. Bu metotlar arasında deneklere uyuşturucu ilaçlar vermek, hipnoz etmek, yalnız bırakmak, duyusal olarak yoksun bırakmak, sözlü ve cinsel tacizde bulunmak ve işkence de vardı.

Bu projenin kapsamı çok genişti. 44’ü kolej ve üniversite olmak üzere 80 enstitü, hastahane ve ilaç firmasının katılımı vardı. CIA paravan şirketler aracılığıyla bu kuruluşlarla birlikte çalıştı.

CIA’in bu deneylerde en çok kullandığı uyuşturucu maddesi LSD idi. LSD ile Rus ajanların istedikleri şekilde konuşturulup konuşturulamayacağını test etmek istiyorlardı. Bundan dolayı pek çok denek üzerinde LSD ile deney yapıldı. Bu deneklerin çoğu ruhsal hastalıkları olanlar, sokak kadınları, evsizler idi. Bu insanlar herhangi bir dava açamazlardı ve zaten kimse onlara inanmazdı.

1975 yılında ABD Kongresi tarafından bu konu gün yüzüne çıkarıldı ve davalar açıldı. Fakat 1973 yılında CIA direktörünün emriyle projeye ait tüm belge ve dosyalar yok edilmişti.

Kubrick’in A Clockwork Orange filminin bu projeyi anlattığı da iddia edilir.

6. Aversiyon Terapisi

aversiyon_terapisi

Aversiyon ya da diğer adıyla engelleme terapisi hastanın bir uyaran vasıtasıyla huzursuz ve rahatsız hissetmesine neden olan psikolojik bir tedavi yöntemidir. Bu uyaran vasıtasıyla hastanın yapmakta olduğu bir davranışı kötü hislerle eşleştirilerek o davranışı terk etmesi amaçlanır. Mesela sürekli tırnaklarını yiyen bir çocuğun parmaklarına kötü kokan birşey sürmek buna bir örnektir. Burada uyaran kötü kokudur. Çocuk her tırnağını yemek isteyişinde kötü kokuyu duyacak ve tırnak yemeyi bir süre sonra bırakacaktır.

Aversiyon terapisi eşcinselliği önlemek için bir tedavi olarak kullanıldı. Fakat 1994’te ABD sağlık örgütü bu terapinin işe yaramadığını ve verimsiz olduğunu duyurdu. 2006 itibariyle bu terapinin eşcinselliği giderme amaçlı tedavilerde kullanımı yasaklandı. Aversiyon terapisini kullanarak eşcinselliği iyileştirmeye çalışmak bazı ülkelerde yasaktır.

1996 ylında eşcinseller üzerinde denenen bu terapinin sürpriz bir şekilde %50’ye yakın iyi sonuç verdiği ve eşcinselleri iyileştirdiği yayınlandı. Fakat daha sonra eşcinselliği bu terapiyle bıraktığı söylenen hastaların zaten biseksüel oldukları ve raporun hatalı olduğu ortaya çıktı. Bu yöntemlerin birinde gönüllü homoseksüel deneklerin cinsel bölgelerine elektrodlar yerleştirilmiş ve homoseksüel porno filmi izletilmiştir. Film devam ederken vücütlarına kusturucu ilaçlar verilmştir. Daha sonra ilaçlar ve elektro şok kesilmiş ve heteroseksüel porno filmi gösterilmiştir. Süreç boyunca denek suistimal edilmemiştir.

5. Kuzey Kore İnsan Deneyi

kuzey_kore_insan_deneyi

Kuzey Kore’de insanlar üzerinde deneyler yapıldığına dair pek çok rapor ve makale yayınlandı. Bu raporlara göre Nazi ve Japon askerler gibi Kuzey Kore de esirler üzerinde insanlık suçu işleyerek bazı korkunç deneyler yaptı. Kuzey Kore hükümeti bu suçlamaları reddetti ve tüm savaş esirlerinin insanca muamele gördüğünü bildirdi. Fakat raporlar bunun tam tersini gösteriyordu. Mahkumların gaz odalarında tutulması, üzerlerinde ölümcül silahların test edilmesi ve anestezi olmaksızın ameliyat edilmeleri bu suçlamaların başında geliyor.

İşkencelerden ve deneyden kaçıp kurtulan kadın esirlerden birinin anlattığı hikaye ürkütücü. İddiasına göre seçilen 50 sağlıklı kadın esir zorla zehirli bitkileri yemek durumunda bırakıldılar. Bitkiyi yiyen 50 kadın yaklaşık 20 dakika sonra ağızlarından ve idrar yollarından kan gelerek öldü.

Kamplardan birinde tutulan esirlerden birinin anlattığına göre kamplar gaz odası şeklinde tasarlanmıştı. Aynı ailelerden olan kişiler üzerinde zehirli gaz ve bazı kan testleri yapılıyordu.

4. Sovyet Gizli Servisi Zehir Laboratuvarı

sovyet_zehir_laboratuvarı

Sovyet Gizli Servisi’nin kurmuş olduğu ve Laboratuvar 1, Laboratuvar 12 diye adlandırılan zehir laboratuvarları vardı. Bunlara Rusça “oda” anlamına gelen Kamera (Chamber) deniyordu.

İlk Sovyet zehir laboratuvarı 1921’de kuruldu. Gulag’lardan getirilen esirler üzerinden ölümcül zehirler test edildi. Bu zehirlerin başlıcaları hardal gazı, risin toksini, kürar ve digitoxin idi. Bu zehirler esirlere ilaç adı altında veriliyordu. Esirler üzerinde yapılan deneyler sonucunda C-2 adı verilen bir zehir üretildi. Deneyin görgü tanıklarının ifadelerine göre bu zehiri içen denek fiziksel değişim geçiriyor, boyu kısalıyor, hızlı bir şekilde zayıflıyor, sessiz ve sakin bir hale geliyor ve 15 dakika içinde ölüyordu. Rus profesörler bu laboratuvara farklı yaş ve fiziksel özellikte esir getirip zehirleri test ediyordu. Dönemin gizli servis elemanlarından ve sonra da Troçki’nin öldürülmesinde görev alan Pavel Sudoplatov bu zehirlerin sadece ve sadece insanlar üzerinde kullanılması şartıyla geliştirilmesine onay veriyordu.

3. Tuskegee Frengi Araştırmaları

Tuskegee Frengi Araştırmaları

1932 ve 1972 yılları arasında ABD’nin Alabama eyaletinde Tuskegee adı verilen bir kasabada ABD Sağlık Servisi tarafından frengiye deva bulmak için bir klinik kuruldu. Bu klinikte denek olarak siyahiler kullanıldı. Fakat bu insanlar frengi hastalığına tıbbi çözüm bulmak için denek olarak kullanıldıklarının farkında değillerdi. Kendilerine ABD hükümeti tarafından ücretsiz sağlık hizmeti verildiği söylenmişti. Alabama’dan 600’e yakın çiftçi denek olarak toplandı. Bunlardan yarısından fazlasının frengi hastalığı yoktu. Katılımcılara ücretsiz sağlık hizmeti, yemek ve sağlık sigortası verildi. Deneklere frengi oldukları veya frengi ile ilgili bir deneyin parçası oldukları hiç söylenmedi.

1947 yılında penisilin frengi için standart iyileştirici çözüm haline geldi. Deneye katılan frengi hastalarına penisilin verilerek bu hastalıkları giderilebilirdi. Fakat doktorlar hastalara penisilin vermedi ve deneye devam ettiler. Ayrıca deneklerin kendi çabalarıyla frengi için ilaç temin etmelerini de engellediler. Deneye katılanların çoğu frengiden öldü, bazılarının eşleri ve çocukları da bu hastalığa yakalandı.

Projenin gün yüzüne çıkmasıyla birlikte Tuskegee Frengi Araştırmaları ABD tarihinin en tartışılan araştırma programlarından biri oldu. Projenin yöneticileri ve doktorlar hakkında davalar açıldı.

2. Unit 731

Birim-731

Unit 731 ya da Türkçe adıyla 731. Birim insanlık tarihinin gördüğü en korkunç insan deneylerinin yapıldığı ünitelerden biridir. Japon İmparatorluk Kara Kuvvetleri tarafından İkinci Dünya Savaşı sırasında insanlar üzerinde deneyler yapmak üzere kuruldu. Japon askerler ve bilim adamları tarafından nn bilinen savaş ve insanlık suçlarının işlendiği yer olarak da bilinir.

Unit 731 savaş bitinceye kadar askeri doktor ve mikrobiyolojist Shirō Ishii tarafından yönetildi. Yapı 1934 ve 1939 yılları arasında inşaa edildi ve 1942 yılında Unit 732 adını aldı.

3000 ile 12000 arasında kadın, erkek ve çocuk Unit 731’e Japon askerleri tarafından deneylerde kullanılmak üzere getirildi. Bu da yılda yaklaşık 600 insan demek oluyor. Bu kamplarda denek olarak kullanılıp ölen insanların %70’i Çinli, %30’a yakını ise Rus’tu. Küçük bir kısmı da diğer Asya ülkelerinden bazı savaş esirleriydi. Unit 731 savaşın 1945’te biteceği ana kadar Japon hükümetinden çok büyük destek aldı.

Bu birimde test ve deneylere katılan pek çok araştırmacı ve bilimadamı savaştan sonra akademik, politik ve askeri hayatlarına devam etti. Bazıları savaş suçları mahkemesinde yargılandı. Bu bilimadamları ABD savaş suçları mahkemelerinde yargılanmadı zira ABD bu deneylerden elde edilen bilgileri bu bilimadamlarından almak istedi ve aldı. Dolayısıyla pek çoğu edindiği bilgiyi paylaşması karşılığında yargılanmayacağı noktasında güvence aldı.

Unit 731’de yapılan insanlık dışı deneyler arasında anestezi olmadan insanları ameliyat etmek, mikrop bulaştırmak, belsoğukluğu, frengi bulaştırmak ve neticelerini gözlemlemek, denekler üzerinde kimyasal silahlar test etmek gibi şeyler vardı.

Shirō Ishii savaşın bitmesiyle yakalanıp tutuklandı. Çıkarıldığı mahkemede bilgilerini paylaşması şartıyla kendisine ABD tarafından güvence verildi ve kendisi hiç yargılanmadı.

1. Nazi İnsan Deneyleri

nazi deneyleri

Nazilerin İkinci Dünya Savaşı süresince insanlar üzerinde yapmış oldukları deneyler insanlık tarihinin en korkunç deneylerinin en başında geliyor. Çoğunluğu yahudi ve çocuk olmak üzere binlerce insan üzerinde çeşitli tıbbi deneyler yapıldı. Bunlar arasında denekleri 5 saate yakın buzlu su içinde tutup dondurmak, deneklerin ciğerlerine doğrudan tüberküloz enjekte etmek, hardal gazı odalarında tutmak, Almanların daha hızlı çoğalabilmesi için ikiz doğumlarını araştırmak ve bu yüzden 200’den fazla ikizin deneyler sırasında kloroform ile doğrudan ölümüne sebep olmak, bir esirin vücudundan alınan parçaları başka bir esirin vücuduna eklemek, zehirlemek ve anestezi olmadan ameliyat etmek gibi korkunç deneyler vardı.

PAYLAŞ

Sizin de söyleyecekleriniz varsa lütfen yazın