Türk Ordusunun Sekülerliğinin Kısa Bir Özeti

0
197

Türk ordusunun sekülerliği ile ilgili konuşacağız. Toplanın, uzun bir yazı olacak.

Osmanlı İmparatorluğu uzun yüzyıllar boyunca bölgesinde inanılmaz güçlü idi ve bir zaman geldi gücü tükendi. İmparatorluk zamanla Avrupalılara karşı savaşlar kaybetmeye başladı ve kısa bir süre sonra da toprak kaybetmeye. O zaman pek çok insan bu gerilemenin neden yaşandığını anlamaya ve imparatorluğun nasıl düzlüğe çıkacağını çözmeye çalıştı. 18. yüzyılda Osmanlı diplomatları ve aristokrat sınıfı aydınlanmanın ve bilimsel devrimin sonuçlarını incelemeye başladı. Özellikle yazılı basın ve iyi eğitimli yüksek sınıfın faydaları incelendi.

Fakat herhangi bir aksiyon alınmadı. 19. yüzyılda imparatorluk daha fazla toprak kaybetmeye başladı. Durum artık utanç verici bir hal almıştı. Genç sultan II. Mahmud bu duruma “artık yeter” dedi. Sanayileşme Avrupa’yı çok ileriye götürmüştü. Osmanlı ise çok geri kalmıştı. Hatta Osmanlı içinde modernizmi ve sanayileşmeyi isteyenler gericiler ve din adamları tarafından susturuluyordu. Sultan II. Mahmud bu gidişatı değiştirmeye karar verdi. Birşeyler yapılmalıydı.

Sultan II. Mahmud

Sultan II. Mahmud önce yeniçerileri ortadan kaldırdı. Yeniçeriler islama devşirilmiş hıristiyan çocuklardı ve sultana hizmet etmek için Jedi-Ninja tarzı savaşçılar olmak üzere eğitilmişlerdi fakat zamanla başına buyruk bir topluluk haline gelmişlerdi. Daha da ileriye giderek “sultan getiren ve sultan götüren” bir grup haline gelmişlerdi. Beğenmedikleri sultanı öldürebiliyorlardı. Sultan Mahmud’un babası ve amcası reform yapmaya kalkıştıkları için yeniçeriler tarafından görevden alınıp öldürülmüşlerdi. Sultan Sipahiler diye bilinen elit süvari birliğine yeniçeri kışlalarına saldırma emri verdi. Sipahiler yeniçerileri yok ettikten sonra sultan kurduğu modern ordu ile de Sipahileri yok etti. İngiliz tarihçiler bu olaya “The Auspicious Incident” adını verdiler yani tarihte bilinen adıyla Vaka-i Hayriye.

Aşağıda II. Mahmud’un tanzimattan önce Osmanlı kıyafetleriyle ve tanzimattan sonra Batı kıyafetleriyle olan fotoğrafları İmparatorluktaki değişimi gösterir.

II. Mahmut - Tanzimattan önce ve sonra
II. Mahmut – Tanzimattan önce ve sonra

Tanzimat Fermanı

Çok fazla muhafazakar karşı duruşlar olmasına rağmen Sultan bu köklü ve radikal değişiklikleri hayata geçirdi ve 1839 yılında Tanzimat Fermanı‘nı ilan etti. Bu kısım çok önemli. Tanzimat kelime anlamı itibariyle “yeniden düzenlemek” demektir. Yeniden organize olmak demektir. Bu fermanla erkeklerin giydiği türban kaldırıldı yerine fes getirildi. Askerler, bürokratlar, varlıklı ve önemli insanlar batı kıyafetleri giymeye başladı. Sultan tüm dinlerin ve etnisitelerin kanunlar önünde eşit olduğunu duyurdu. İmparatorluk modernize olmak için hızlı ve yoğun bir tempoya girdi. Ordu Almanya modelini örnek alarak profesyonel bir şekil almaya başladı. Yüzlerce memur ve bürokrat Avrupa’ya eğitime gönderildi. Kitaplar tercüme edilmeye başlandı. Eğitim zorunlu hale getirildi. Hatta ulusal marş bile Batılı bir tarzda yeniden bestelendi. Callisto Guatelli tarafından bestelenen Osmaniye Marşı imparatorluğun yeni ulusal marşı oldu. Bu enfes marşı aşağıda dinleyebilirsiniz.

Mehter marşı yerine yine batılı tarzda bestelenen Mecidiye Marşı getirildi. Şunun güzelliğine bakar mısınız;

Pek çok insan bu değişimden hiç ama hiç hoşlanmadı. İmparatorluğun dini halen resmi olarak İslam olsa da, pek çok kişi önceki döneme ait önceliklerini kaybetti. Tanzimat’tan önce bir hıristiyan sadece bir müslümanın yapacağı şahitlik ile bir suçtan dolayı tutuklanabilirken bir müslüman ancak 3 hıristiyanın yapacağı şahitlikle tutuklanabilirdi. Bu ve bunun gibi pek çok küçük şey değişti. Ayrıca şimdi sadece müslümanlar değil tüm diğer din mensupları da orduda görev alabilir hale geldi. Gayrı-müslimlerden alınan vergiler kaldırıldı.

Aşağıda Tanzimat Fermanı’nı ve onunla birlikte gelen değişimi kutlayan bir kartpostal var.

Istiklal-1895

Tanzimat devam etti. Değişim ve yenilikler devam etti. Fakat II. Abdülhamit döneminde hem Abdülhamit hem de diğerleri imparatorluğun seçici modernizme tabi tutulması gerektiğine inandı. Bu şu demekti; batının bilimi alınırken otoriter sultan/halife yapısı devam edecekti. Bu dönemde pek çok şey olduğu gibi tutuldu ve değiştirilmedi.

Yine de, ordu savaşlar kaybetmeye devam etti. Özellikle Rusya’ya karşı. Genç subaylar artık bu gidişe bir dur demenin vakti geldiğini düşündü ve bir devrim planladılar. 1876 yılında genç subaylar, pek çok liberal politikacı ve vezir tüm dinlere ve etnik kökenlere eşit davranan ve Orta Doğu’da sekülerizmin ilk adımı olarak görülen yeni bir anayasa yazdı. Bu aynı zamanda Orta Doğu’daki ilk anayasa idi. Balkanlar kaynıyordu ve genç reformistler çok kültürlü ve toleranslı yeni bir Osmanlı kimliği yaratmaya çalıştı. Bu anayasaya Kanun-i Esasi adı verildi.

Kanun-i Esasi

Bu kanunun hürriyetleri genişleten bazı önemli maddelerini aşağıda bulabilirsiniz. Tamamı için bu linke bakabilirsiniz.

Madde 9 – Osmanlıların kâffesi hürriyeti şahsiyelerine malik ve aherin hukuku hürriyetine tecavüz etmemekle mükelleftir.

Madde 10 – Hürriyeti şahsiye her türlü taarruzdan masundur. Hiç kimse kanunun tayin ettiği sebeb ve suretten maada bir bahane ile mücazat olunamaz.

Madde 11 – Devleti Osmaniyenin dini İslâmdır. Bu esası vikaye ile beraber asayişi halkı ve adabı umumiyeyi ihlâl etmemek şartile memaliki Osmaniyede maruf olan bilcümle edyanın serbestii icrası ve cemaatı muhtelifiye verilmiş olan imtiyazatı mezhebiyenin kemakân cereyanı Devletin tahtı himayesindedir.

Madde 12 – Matbuat kanun dairesinde serbesttir.

Madde 13 – Tebaai Osmaniye nizam ve kanun dairesinde ticaret ve sanat ve felahet için her nevi şirketler teşkiline mezundur.

Madde 14 – Tebaai Osmaniyeden bir veya bir kaç kişinin gerek şahıslarına ve gerek umuma müteallik olan kavanin ve nizamata muhalif gördükleri bir maddeden dolayı işin merciine arzuhal verdikleri gibi Meclisi Umumiye dahi müddei sıfatile imzalı arzuhal vermeğe ve memurinin ef’alinden iştikâye selâhiyetleri vardır.

Madde 15 – Emri tedris serbesttir. Muayyen olan kanuna tebaiyet şartile her Osmanlı umumi ve hususi tedrise mezundur.

Madde 16 – Bilcümle mektepler Devletin tahtı nezaretindedir. Tebaai Osmaniye’nin terbiyesi bir sıyakı ittihat ve intizam üzere olmak için iktiza eden esbaba teşebbüs olunacak ve mileli muhtelifenin umuru itikadiyelerine müteallik olan usulü talimiyeye halel getirilmiyecektir.

Madde 17 – Osmanlıların kâffesi huzuru kanunda ve ahvali diniye ve mezhebiyeden maada memleketin hukuk ve vezaifinde mütevasidir.

Madde 18 – Tebaai Osmaniyenin hidematı Devlette istihdam olunmak için devletin lisanı resmisi olan Türkçeyi bilmeleri şarttır.

Madde 19 – Devlet memuriyetinde umum tebaa ehliyet ve kabiliyetlerine göre münasip olan memuriyetlere kabul olunurlar.

Madde 20 – Tekâlifi mukarrere nizamatı mahsusatına tevfikat kâffei tebaa beyninde herkesin kudreti nisbetinde tarh ve tevzi olunur.

Madde 21 – Herkes usulen mutasarrıf olduğu mal ve mülkten emindir. Menafii umumiye için lüzumu sabit olmadıkça ve kanunu mucibince değer bahası peşin verilmedikçe kimsenin tasarrufunda olan mülk alınamaz.

Madde 22 – Memaliki Osmaniyede herkesin mesken ve menzili taarruzdan masundur. Kanunun tâyin eylediği ahvalden maada bir sebeble Hükûmet tarafından cebren hiç kimsenin mesken ve menziline girilemez.

Madde 23 – Yapılacak usulü muhakeme hükmünce hiç kimse kanunen mensup olduğu mahkemeden başka bir mahkemeye gitmeye icbar olunamaz.

Madde 24 – Müsadere ve angarya ve cerime memnudur. Fakat muharebe esnasında usulen tâyin olunacak tekâlif ve ahval bundan müstesnadır.

Madde 25 – Bir kanuna müstenit olmadıkça vergi ve rüsumat nâmı ile ve nâmı aherle hiç kimseden bir akçe alınamaz.

Madde 26 – İşkence ve sair her nevi eziyet katiyen ve külliyen memnudur.

Sultan Abdülhamit

Amma velakin işler yolunda gitmedi. Çünkü hem yeni anayasa tam mükemmel değildi hem de gericiler ve değişim karşıtları karşı bir darbe ile II. Abdülhamit’i tekrar tahta çıkardılar. Sultan intikam hırsı ile geri döndü. Herhangi bir yenilik ya da değişim talebinde bulunanlar güvensiz addedildi ve hapse atıldı ya da sürgüne gönderildi. Sultan Abdülhamit çok iyi işleyen bir gizli istihbarat servisi kurdu. Parlamenter monarşi kaldırıldı yerine seçilmiş birkaç vezir ve sultan tarafından yönetilen mutlak monarşi getirildi. Entelektüeller sürgüne gönderildi ya da öldürüldü. Bu entelektüellerin kitaplarını okuyarak yetişen yeni nesil sultanın aslında pek akıl ve mantıkla hareket etmediğini kavradı.

İmparatorluk bir kazan gibi kaynıyordu ve gerilim bir türlü azalmıyordu.

1876 ile 1908 yılları arasında imparatorluk daha fazla toprak ve güç kaybetti. Balkanlar hala kaynıyordu ve Avrupalılar Mısır da dahil olmak üzere Kuzey Afrika’yı ele geçirmişti. İmparatorluk halen çok gerideydi ve endüstriyelleşmemişti.

Jön Türkler

1908 yılında, ordudaki genç subaylar bir darbe gerçekleştirdi. Bunlara Jön Türkler (Genç Türkler) adı verildi. Sultan hepsini öldürmek istedi fakat halk İstanbul sokaklarını doldurunca sultan fazla direnemedi. Jön Türkler yönetimi ele geçirdi. İmparatorluğun hızlı ve büyük bir modernizasyona ihtiyacı olduğunun farkına vardılar. Modernizasyon sürecinde imparatorluğu koruyacak ve destek olacak Avrupalı güçlü bir ülke arayışına girdiler. Herkesin kapısını çaldılar. Rusya, Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık. Almanya dışında hepsi “hayır” dedi. Almanya da aslında tam evet dememişti, “belki” demişti. Böylece imparatorluk Almanya’nın yardımıyla modernize olmaya başladı. Bağdat ile Berlin arasında bir demiryolu inşaa edildi. Alman mühendisler İstanbul’daki ilk modern köprüleri inşaa ettiler. 2 yıl içinde kurdukları telgraf ağıyla Fransa ile rekabet edecek düzeye gelindi. Herşey çok güzel gözüküyordu. Hatta Rusya bile Osmanlı’ya saldırmayı bırakmıştı.

Ta ki 1. Dünya Savaşı’na kadar.. Savaştan bir ay öce Osmanlı Almanya’ya 2 gelişmiş savaş gemisi yapımı için para öder ve bir anlaşma imzalar. Bu gemiler İngiltere’de yapılacaktır. Bu konuya birazdan geleceğiz.

Jön Türkler pek çok farklı gruptan oluşan bir koalisyon idi. Cemal, Enver ve Talat Paşa (ki üçü de birbirinden nefret ederdi) yönetiminde, liberaller ve etnik azınlıklar tarafından desteklenen bir gruptu. Gruun fikir babası ve arka plandaki organizatörü Selanikli yahudi işadamı Emmanuel Carasso (Karasu diye de bilinir) idi. 1908’de Osmanlı anayasasının restorasyonundan sonra oluşan parlamento yahudiler, yunanlılar ve ermenilerle doluydu.

1. Dünya Savaşı

Birinci Dünya Savaşı’ndan bir ay önce Almanya ile savaş gemisi anlaşması imzaladıklarında Osmanlı yönetimi çok mutluydu. Almanya’dan kendilerini diğer Avrupalı güçlerden koruyacaklarına dair güçlü bir garanti aldıklarına inanıyorlardı. Fakat 1. Dünya Savaşı başladığında…Anlaşmaya göre Osmanlı, Almanlar Ruslara saldırmak zorunda kalmadığı sürece savaşa girmek zorunda değildi. Fakat Rusya daha Avusturya’ya saldırmadan Almanlar Ruslara saldırdı. Almanların anlaşma umrunda değildi zaten ve Ruslara Osmanlı bayrağı taşıyan gemilerle saldırarak Osmanlıyı savaşa girme mecburiyetinde bıraktı.

Birinci Dünya Savaşı’nın da hikayesi uzundur. Kısaca özetlemek gerekirse; Osmanlı savaşa hiç hazır değildi. Her ne kadar Irak ve Gelibolu’da iyi bir mücadele ortaya koysa da salgınlar, kendi tebası azınlıkların (yunan, yahudi, ermeni vb..) taraf değiştirmesi, savaş suçları ve malzeme eksikliği nedeniyle çok zor bir durumdaydı.

Osmanlı savaşı kaybetti. İtilaf devletleri bütün bir imparatorluğu bölüştü. Sevr Antlaşması Türk ulusunu resmen yok etti.

sevr antlaşması

Eğitimli ve motivasyonu yüksek bir grup subay bağımsızlık savaşı için mücadeleye girişti. İstanbul’daki dindar elit zümre ingilizlere kendilerini çoktan teslim etmişlerdi bile. Şeyhülislam bu subayları ingilizlere karşı geldikleri için “şeytanın uşakları” diye niteliyordu. Halk ve ordu bu durumdan hoşnut değildi. İngilizlere hemen teslim olan aristokratları ve dini zümreyi karşılarına aldılar.

Mustafa Kemal Atatürk

Tanzimat’ın ve liberal anayasal reformların entelektüel neslinden gelen Mustafa Kemal Atatürk ordunun başına geçti ve Anadolu halkını Yunan, Fransız, Ermeni ve İtalyan’lara karşı örgütleyerek Kurtuluş Savaşı‘nı başlattı ve mucizevi bir şekilde bütün bu savaşları da kazandı.

Atatürk galibiyetlerden sonra imparatorluğun doğru yola girdiğini fakat halen içerideki bir kısım muhafazakar elementlerin bu ilerleyişi durduğunu ve yavaşlattığını farketti. Eğer Osmanlı 1876 yılında modernize olmuş olsaydı ve gericiler yönetimi ele geçirmemiş olsaydı belki imparatorluk Birinci Dünya Savaşı’na hazır hale gelmiş olacaktı. Savaşta ülkenin neredeyse %40’a yakını öldü.

Atatürk ülkenin kurtarıcısı olarak otoritesini de kullanarak tamamı entelektüel ve reform yanlısı subaylardan oluşan ordu ile birlikte Türkiye’nin modernleşmesi gerektiğine ve bu modernleşmeyi çok hızlı bir şekilde yapması gerektiğine karar verdi. Halifeliği kaldırdı ve sultanı yönetimden aldı. Daha önce ülkeyi yöneten dini zümreyi yok etti. Pek çok kimse buna karşı geldi ve karşı gelenlerin çoğu ya tutuklandı ya da öldürüldü. Atatürk ve Türkler bu tutuklama ve öldürmeleri bir gereklilik olarak gördü. Arap alfabesini kaldırdı ve yerine Latin alfabesini getirdi. Okur yazarlık %10’dan %70’lere fırladı. Cinsiyetçi kısıtlamaları kaldırdı ve yeni kurulan meclise 50’den fazla kadının girmesini sağladı.

Sultan Vahideddin (Son Osmanlı Sultanı) bir İngiliz gemisiyle ülkeden gönderiliyor.
Sultan Vahideddin (Son Osmanlı Sultanı) bir İngiliz gemisiyle ülkeden gönderiliyor.

Osmanlı daha önce hiç böylesine bir ulusal çapta değişikliğe ve reforma gitmemişti. Atatürk Türkiye sınırları içerisinde kalan herkesin Türk olarak adlandırılmasına karar verdi. Atatürk’ün Türk tanımı etnik değil, ulusaldır. Atatürk’ün kendisi de sarı saçlı, mavi gözlü bir Selanik’li idi.

Peki sonra noldu? Tanzimat’tan beri moderniteye karşı olan kitle hiçbir zaman yok olmadı. Onlar hep vardı ve hep modernizme karşı oldular. Atatürk’ün ve ordunun yaşam biçimlerini yok etmesi ve önceliklerini ellerinden alması karşısında sinirli ve öfkeli idiler. Atatürk’ün Batı kültürünü Osmanlıya adapte etmesini iğrenç buldular hep. O günlerde Ezan bile Türkçe okunur olmuştu. Ayrıca imamlar ve hocalar artık hakim ve kadılık yapamıyordu. Kocalar karılarını başörtüsü giymeye zorlayamıyordu. Bunun gibi milyonlarca şey.

Atatürk İstanbul Üniversitesi'nde.
Atatürk İstanbul Üniversitesi’nde.

Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimler hakkında çok detaylı bilgiyi buradan alabilirsiniz.

Şunu belirtmemiz lazım; ordu içinde Atatürk’ün pek çok devrimine ve modernizasyon çalışmalarına karşı çıkan subaylar da oldu. Bunların çoğu ya sürgün edildi ya da hapse atıldı. Fakat ordunun çoğunluğu Atatürk’ü ülkenin bir kurtarıcısı olarak gördüğü için devrimlerini de desteklediler. Bazı konularda Atatürk ile aynı fikirde olmasalar bile sessiz kalmayı tercih ettiler.

Osmanlı döneminin dindar elit zümresinin yerini Cumhuriyet’in yeni seküler elit tabakası aldı. Örneğin Refah, Fazilet Partisi ve AKP gibi muhafazakar partiler; sekülerler tarafından yönetimden alınan ve ayrıcalıkları giden dindar elit zümrenin torunlarıdır.

Atatürk ülkenin modernizasyonunun kendinden önce 3 defa başarısızlıkla sonuçlandığını biliyordu. Gericilerin şeriatı ve dini kanunları tekrar geri getirmek isteyeceklerini de biliyordu. Dolayısıyla seküler bir ülke kurdu ve bunu seküler bir ordu ile güçlendirdi. Bu seküler ordu ülkeyi tekrar eski haline döndürmeye çalışanlara karşı duracak ve laikliği koruyacaktı.

Atatürk’ün tanrılaştırılması ise tamamen kendinden sonra gelen İnönü ve CHP’nin işidir. Atatürk’ün mektuplarından bu tür şeylerden nefret ettiği anlaşılır.

PAYLAŞ

Sizin de söyleyecekleriniz varsa lütfen yazın