Türkiye’nin Beklenmedik Yolu

0
221

Albert Einstein uzay-zamanı evrendeki nesneler tarafından tahrif edilen pürüzsüz bir kumaş olarak tanımlar. Ona göre; geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ayrım sadece inatçı bir kalıcı yanılsama idi. Ünlü ABD’li fizikçi ve Nobel ödüllü Richard Feynman, Einstein’ın bu fikirlerinden yola çıkarak bir parçacığın dalgalar içerisinde belli bir olasılık genliği olan birkaç potansiyel yol ile birlikte A noktasından B noktasına nasıl yolculuk yaptığı üzerine odaklandı. Diğer bir deyişle, bir parçacık lineer (doğrusal) tarzda yolculuk yapmaz; yukarı gider, aşağıda gider, uzay içinde gezinir, diğer parçacıkların sınırlarına girer ve diğerleriyle çarpışır, bazen diğerlerini takviye eder bazen ise diğerlerini sıfıra indirger. Feynman’ın teorisine göre farklı yolların tüm genliklerinin toplamı size “geçmişleri üzerinden toplamı” yani parçacığın aslında en sonda izlediği yolu verecekti.

Türkiye'nin Beklenmedik Yolu
Türkiye’nin Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’a olan ilgisi kendilerini islam devleti olarak adlandıran bir grup dini fanatiğin tetiklemesiyle meydana gelen soyut bir kavram değil.

Toplulukların, proto-devletlerin ve ulus-devletlerin davranışları tartışmalı olarak benzer bir yol izler (en azından bizim mütevazı ve tanıdık dünya gezegeninde). Biz küçük devletlerin, ülkelerin ve imparatorlukların çeşitli frekanslarda dalgalar boyunca yükseldiğini ve düştüğünü gördük. Bir genliğin en tepe noktası başka bir genliğin en dip noktası ile kesişebilir ve onun imhasına neden olabilir. Bir parçacığın yolu başka biri ile takviye olarak engin ticaret imparatorlukları yaratabilir. Modern çağda jeopolitik kaymaların kaplumbağa hızında geliştiği Latin Amerika; gama-benzeri dalgalar yayan aşırı istikrarsız Orta Doğu’ya kıyasla daha uzun radyo-benzeri dalgalar yayma eğilimindedir.

Ulus-devlet kavramını modern çağın düzenleyici bir ilkesi olarak uygulayacak olursak (yapay sınırların yaygınlığını ve devletsiz uluslar ile ulussuz devletleri tanıyarak), bir devletin izleyeceği yol olasılıkları görünürde sonsuzdur. Ancak, bir devletin izleyeceği bir yolun olasılığı geleceğin resmini tasarlayabilmek için inşa edilebilir.

Örneğin Türkiye’yi ele alalım. Yıllarca ABD, Doğu Avrupa ve Orta Doğu’daki siyasi elitler Türkiye’nin islamizm takıntısı üzerine ah vah ettiler ve İran ve Rusya gibi bölgesel rakiplerle başa çıkmak için isteksiz veya söyledikleri yaptıkları ile uyuşmayan bir görünüm sergilediler. Türkiye pek çok açıdan bölgesel bir oyuncu olarak gözden kaçırıldı, iç sorunları ile çok fazla harcandı ve batı için faydalı olmayacak kadar islamist gruplara ideolojik olarak yatkın görüldü. Ama Türkiye’nin dirilişi lineer (doğrusal) yol takip etmiyor. Nihai olarak coğrafi pozisyonu gereği bölgesel rolü Avrupa ve Asya arasında bir köprü ve Karadeniz ile Akdeniz arasında bir bekçi olan bir ülkenin bu bölgesel rol algısı yol boyunca meydana gelen dalgalanmalar ve dönüşler ile bozuldu.

Peki biz bir hafta içerisinde meydana gelen; dünyanın alışageldiği ürkek Türkiye görünümünden keskin bir çıkış yaparak IŞİD güçlerine ve Kürt isyancılara hava saldırısı başlatıp aynı zamanda Kuzey Suriye içerisinde bir tampon bölge hazırlığına başlayan Türkiye’yi nasıl açıklayabiliriz? Uzak geçmişe bakmamız lazım, Büyük İskender Gülek Boğazı’nı geçip Doğu Akdeniz’deki doğal bir limanı (İskenderun olarak bilinir) ve antik şehir Antakya’yı ele geçirerek bereketli Asi nehri vadilerine ve Mezopotamya’ya bir yol açtı. Selçuk Türklerinin 11. yüzyılda Halep’i fethetmelerinin ardından 1. Dünya Savaşı’nın başlangıcıyla parçalanan Osmanlı imparatorluğu’na ve oradan da Antakya ve İskenderun gibi stratejik bölgeleri tüm diplomatik yollarla geri almaya çalışan genç Türkiye cumhuriyetine uzanıyoruz, ki bu bölgeler bugün Suriye-Türkiye sınırını belirleyen Hatay ilini meydana getirir.

Eş zamanlı olarak şimdiki zamana bakmamız lazım. Modern Suriye-Türkiye sınır haritası ilginç gözükür. İskenderun Boğazı’nda bir çıkıntı gibi duran Hatay; Kuzey Levant’ın tarihi ticaret merkezi Halep’e ve Kuzey Irak’taki Kürt topraklarına, zengin petrol yatakları bulunan ve Osmanlı zamanında Musul olarak bilinen Kerkük’e doğru ilerleyecekmiş gibi durur.

Sonrasında geleceğe doğru bir bakış atıyoruz. Türkiye’nin Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’a olan ilgisi kendilerini islam devleti olarak adlandıran bir grup dini fanatiğin tetiklemesiyle meydana gelen soyut bir kavram değil; birden fazla jeopolitik dalga boyunun kesişmesi ve birbirini takviye etmesiyle Ankara’da görünmez bir güç yaratarak Türkiye’nin resmi ve resmi olmayan sınırlarını Anadolu’nun ötesine taşımasıdır.

Bu yazı 30 Temmuz 2015 tarihinde Stratfor tarafından yayınlanmıştır. İngilizce orijinalı için tıklayınız.

PAYLAŞ

CEVAP VER